Dün bir kez daha “hemen çözüm, bir an önce barış” sloganlarına sarılı temenniler uçuştu gökkubbemizde. Ki o “barışı” 1974’te Ecevit “savaşla” gerçekleştiriyordu.
Doğrudur: Hitler ordularını durdurmak için de müttefik orduları “savaşa karşı savaşmak” zorunda kaldılardı. Ne var ki artık bizim sorunumuz “savaşmak” üzerine sağlanacak “barışçı çözüm” değil, müzakere masasında sağlanacak barışçı çözümle “asla savaşların olmayacağı bir gelecek yaratmaktır.” Ne kadar sağlam anlaşmalar üzerinde inşa edilirse, barışçı çözüm de o kadar kalıcı olacaktır. Dolayısıyla müzakereler “hemen çözüm” için değil, “kalıcı çözüm” için sürdürülmelidir.
DAHA ŞİMDİDEN: Oysa “hemen barışçı çözüm” sloganıyla ve cicili bicili kurdelelerle ambalajlanmış Kıbrıs siyasi sorununun gidişatında belki “çözüm” görünüyor ama “barış” görünmüyor! Çünkü Rum tarafı bugüne kadar Türk halkına hangi gözlükle bakmışsa aynen ve değiştirmeden öyle bakıyor! Mesela “Mülkiyet ve nüfus olayı” ile ayazlanan son haberler bu gerçeği çakıyor. Nitekim “Türk müzakere çevrelerinden edinildi” denilen bilgiler bir süre önce “Politis” Gazetesi’nin haberi ile ilgiliydi. Haber provokasyon gibi gözüküyordu ama Türk tarafı üstü örtülü açıklamasını yapınca anladık ki Rum’un “4 Yunanlıya karşı 1 Türk” denklemine sığdırılmış nüfus politikası, “azınlık çoğunluk” esası üzerinde kurduğu denklemle çözüme dahil edilmek istenmektedir!
Önce bizim “müzakerecilerimizden” sızdırılan olayı aktarayım. Söyledikleri şunlar: “Rumlar mevcut nüfus üzerinde hesap oyunu yapıyor… Rumlar 734 binlik nüfuslarının 4’de 1’ni hesaplıyor.. Tüm Kuzey vatandaşlarıyla birlikte yeni kurulacak federal devletin toplam nüfusu bir milyonun üzerinde olacak… Böylece adadaki vatandaşlık oranı 4 Rum 1 Türk eşitliği sisteminde de korunacak! (Bu hesap 80 milyonluk Türkiye insanının çözümden sonra adaya akıp mevcut nüfus dengesini bozması olasılığından kaynaklanıyormuş! Tabii 1 TC’liye 4 Yunanlı gerçeği söz konusu olduğundan ayni kıstas Yunanistan’dan gelecek olanlar için de geçerli olacak!)
Fakat bir şey daha olacak. Bu hesaba göre tıpkı Zenon’nun paradokslarında olduğu gibi eski Yunan’ın maraton koşucusu Aşil kaplumbağayı asla yetişemeyecek. Ve Türk halkı her zaman yüzde 80 oranındaki Rum’a karşın yüzde 20 oranıyla azınlıktaki Türk halkı olarak kalacak!
Oysa akıl mantık ne demektedir? Türk nüfusu Rum nüfusunun seviyesine gelmelidir ki sosyoekonomik ilişkilerde “dengeler” kurulsun… Diyelim ekleyelim. Bu konuya devam edeceğiz çünkü müthiş bir Rum stratejisi ile sarmalanmış durumdayız. İnşallah Sn. Akıncı mandepsiye basmaz!
**********
UBP’deki açmazlar: (Kaybolan güç!)
Çevremdeki insanların da görüşleridir: UBP’nin en güçlü olması gerektiği dönemde kendi kabuğuna kıvrık politika kulvarında heyamola çekmesi “zıt güçler dengesi” açısından büyük bir boşluk yarattı! Aslında kelimelerle ifade edilemeyecek bir tutumda “hükümet ortağı olduğunu bile unuttu!”
Evet, bir parti için kurultaya giderken başkanını seçmek, Parti Meclisi’ni yeniden oluşturmak ötesi tüm organları saptamak çok önemlidir. Ancak geçmişten gelen tabiatımızdır: Devleti yönetirken iki karpuzu bir koltuk altına sığdıramıyoruz! Bu sadece UBP’nin değil, tüm siyasi partilerimizin de sorunudur.
ADAYLAR FURYASI: Daha önce yazdık. Bir partinin lideri yeterince partiye egemen olamıyorsa önce “liderlik” sonra da “disiplin” sorunu çıkar! UBP her ikisini de yaşıyor çünkü bir siyasi partide “Başkan adaylarının” iki en kabadayısından üç olması anlaşılır da 6 milletvekilinin aday olması anlaşılmaz! Daha doğrusu şöyle anlaşılır:
Demek ki H. Özgürgün kendini partisine bir “lider başkan” olarak kabul ettiremedi!
Demek ki UBP çok zor durumdadır çünkü beş aday da partiyi kurtarmaktan, yeniden imar edip eski büyük UBP yapmaktan söz etmektedir!
Demek ki UBP’deki yönetim kademelerinde büyük anlaşmazlıklar hüküm sürmektedir çünkü parti daha şimdiden altı parçaya bölünmüştür.
Demek ki vakti zamanında yine öylesi bir kurultayla UBP’yi darmaduman eden İrsen Küçük’ün ruhu hâlâ UBP’nin çoktan sislenip kararmış kulislerinde gezinmektedir!
Demek ki UBP’nin kadim ve daim başkanı kabul edilirken “çarkı feleğin” hışmına uğrayan Eroğlu dönemlerinin övünç duyulan “parti içi demokrasisi” işlevini yitirmiştir!
DELEGE SORUNUNA GELİNCE: Kurultaya an kala yeni delege kaydedip hakçasına seçime “şaibe ve töhmet” katmak hem ahlâki hem de hukuki yönden yanlış oldu! Dahası politika kulvarında koşarken “köşeye sıkışanların” yeltendiği bu tip “politik oyunlar” gösterdi ki UBP camiası siyaset sahnesinde büyük irtifa kaybediyor! Tabii görülen lüzum üzerine şunu da belirtelim: UBP’li falan değiliz… Fakat siyasi partilerimizin istikrar ve güçlerinin KKTC’ye de istikrar ve güç katacağı inancımızın vizyonundan bakarken, “UBP’de bünyesel gibi görünen sorunlara” bigane kalamıyoruz!
**********
Fevzi Yeşilada: (Başarılı bir hukukçu arkadaşımızı kaybettik)
Onu 1964’lerden sonra kurulan Mağusa Cambulat Radyosu’nun haberler merkezinde tanıdıydım. Ki artık Fevzi ve diğer görevliler, biz “kurucular” için “genç arkadaşlarımız” sayılırlardı…
Yıllar sonra onunla yeniden karşılaştımdı. Bu kez yetişkin bir avukat ve iflah olmaz bağlılıkta bir CTP sempatizanı idi. Buna karşın ve talihe bakın ki “görüşlerimizin kırıntılarını bile uyuşturamadığımız CTP’liler hep dostlarım oldulardı…” Çünkü “solla yoğrulmuş entel gevezeliklerini” hep sevmiştim. Ki Fevzi Yeşilada bu konuda neredeyse ihtisas yaptıydı! Yıllarca hatta daha bir iki ay öncesine kadar ne zaman rastlaşsak doyamadığımız sohbetlere girerdik. Ve hep gülerek şakalaşarak ayrılırdık. Zaten Fevzi’nin bir “aydınlık” yanı vardı onu da hiç eksilmeyen “gülüşleri ile tebessümlerinde” görürdünüz! Koyu yeşil gözleri parladı mı anlardım: Yine şakasını yapacak, düşüncelerle düşüncelerimi bağlayacak ve kendi inanç mahfilinde şaşmadan yoluna devam edecekti… Laf aramızda çok özel konuşmalarımız olmuştu. Müthiş zeki bir arkadaştı. Fevzi’ye Allah’tan rahmet ailesine başsağlığı dilerim.
































