Köşe Yazarları

Kıbrıs hikayesi








Gerçekten de tapusunu eline alıp kapıya dayananlar varmış…





Kapılar yeni açıldığında, herkes evini barkını görmek için yollara düşmüştü.
Çeşitli güzel hikayeler de yaşanmıştı.
Öyle ki, Rumların evlerinde oturan vatandaşların kimisi evde bulduğu fotoğrafları saklamış, gelenlere vermişlerdi.
Kimisi de bahçede toprak altına saklanan ziynet eşyası bulmuş ama dokunmamış, gün geldiğinde evin sahiplerine teslim etmişti…

Duygulu anlar yaşanmıştı doğrusu…

O gün bugündür insanlar birbirleri ile dost olmuşlardı.
Bu taraftakiler o taraftaki evlerine,
O taraftakiler, bu taraftaki evlerine geliyorlar,
Kahve çay faslı bir yana,
Mangala bile oturuyorlardı…

Savaşın bilinmedik yüzleri de ortaya çıkıyordu.
Bir Rum doktor, yanılmıyorsam Lefke’de küçük bir Türk kızını korumuş, onu ateş ortasında hastaneye götürerek hayata döndürmüştü.
Gün gelip küçük kız büyümüş, doktorla buluşmuşlardı…

Ya da bir mücahit ile bir RMMO komutanının buluşmaları ve savaş anılarını güler yüzle konuşmaları dikkate değerdi doğrusu…

Ben de birkaç Rum dostumu kendi evlerine götürmüş,
Evlerinde oturanlarla kahve içip eski günlerden konuşmalarına vesile olmuştum…

Tabii eski günler başkaydı.
Damlarda birlikte yatanlar da vardı,
Bostana birlikte gidenler de,
Orakta, harmanda birlikte çalışanlar da…

Kim derdi gün gelecek bu kez tapusunu eline alıp kapıya dayananlar olacak diye…

Bundan kaynaklanan endişeleri gidermek görüşmecilerin görevidir.
Tabii “asrın lideri” bir yaramazlık çıkarmazsa…

Bu bir Kıbrıs hikayesidir.
Ki memleketin toprağına ter düştüğü gibi kan da düşmüştür.
Bu yüzden görüşmecilerin her kesimden gelen eleştirilere kulak vermelerinde yarar vardır…

Bulunacak çözümün nasıl olursa oluru yoktur.
Mutlaka orta yerde bir metin olacak…

Ama Metin’ler de olacak…
Belki bizim terzi bir pantolonun dikiş fiyatını 50 Euro’ya çıkarmak durumunda kalacak.
Böylece bu tarafta bir pantolonu 50 liraya dikerken, 150 liraya dikmiş olacak.
Bu bir ekonomik bunalım mı?
Olsa bile kısa sürecek.
Ama o standartlarda yaşamaya uyum sağlanacak…

Londra’da yaşayan bir Kıbrıslı Türk nasıl yaşıyorsa.
Ya da 74 öncesinde nasıl yaşanıyorsa.
Hatırladığım o dönemlerde terzilerin pek şikayeti yoktu…

Doğrusu bu tür korkuların da önemi yok değil.
Korkan korkuyor çünkü.
Önemli olan korkuları yenmek…

Ama faydaları da öne sürülmeli.
O Avrupalı yaşamda kimse sahipsiz bir evi yirmi kişi ile gelip işgal edemeyecek,
Sahil kenarlarında ve parklarda ortalığı çekirdeğe boğamayacak,
Donu ile deniz kenarlarında salına salına gezinemeyecek,
Ansızın imamın aklı öyle istedi diye külliye açamayacak,
Ortalık rahibe kılığında sıkma başla dolmayacak…

Ve dahası kimse yerlere tüküremeyecek…

Ama bir tek şey olmayacak.
Hiçbir Rum ve Türk bakan, Avrupalı bakanlar gibi dairelerine bisikletle gitmeyecek.
Kıbrıslılar biraz sonradan görmedir de.
Çözüm yapsa bile, bunu yapamaz…







Başa dön tuşu