1967’de Grivas’ın komutasındaki Rum ve Yunan ordusu Güney’deki Türk köyü Geçitkale (Köfünye) ile Boğaziçi köylerine saldırıp 28 Türk’ü şehit ettikten sonra her iki köyü de işgal ettiydi.
Türkiye saldırılara orduyu harekete geçirerek, donanmayı Akdeniz’e yönlendirerek, savaş uçaklarını işgal edilen köyler üzerinde uçurarak tepki koyarken, TBMM’de “köyler boşaltılmazsa adaya müdahale, Yunanistan’a da savaş ilan edileceği” kararını aldıydı. Bunun üzerine İngiltere ve Kanada anında devreye girerek ve Türkiye’nin koşullarını kabul ederek krizi yatıştırdıydı…
NORMALİZASYON DÖNEMİ: O tarihlerde rahmetlik Denktaş hâlâ Ankara’da kalebentti ve Kıbrıs’a gelemiyordu. Nisan 1968’de resmi yollardan gelince iki toplum arasında müzakereler başladı.
O yıllar “çözüm umudunun” tavan yaptığı, bu nedenle iki halkın barış balonları uçurduğu bir dönemdi. Adına da “normale dönüşten” dolayı “normalizasyon dönemi” denildiydi. Tüm gözler Denktaş’la Kleridis’in üzerindeydi. TC’yi Anayasa uzmanı Orhan Aldıkaçtı temsil ediyordu. Görüşülen konu ise Türk halkına “otonomi” yani “muhtariyet” verilmesiydi.
Müzakereler BM gözetiminde periyodik Aralıklarla 1974’lere kadar devam etti. Fakat bu 6 yıllık süre içinde o “normalizasyon” koşullarında Türk ve Rum ekonomilerine yansıyan bir başka olay daha yaşandı, kısaca anlatayım.
RUM’UN İŞÇİSİ OLDUKTU: Aynı zamanda müşterisi ve komisyoncusu! Hiç unutmadım: Omorfo’daki narenciye bahçelerine adanın ucundaki Kaleburnu köyünden Türk işçiler taşınırdı! Rum’un inşaatlarında Türk işçiler çalışırdı! Rum çarşılarının en sadık müşterileri Türklerdi! En anlı şanlı tüccarımız bile Rum’un komisyoncusuydu. Malı Rum’dan anlaşmalı olarak alır, Türk’e satardı!
“Normalizasyon” aynı zamanda adı konmasa da iki halk arasında “Güven Yaratıcı Önlemlerdi!” Aynen bugünkü gibi! Türk üretemediği dolayısıyla pazarlayamadığı için toprağından koptuydu! Ya memurdu ya esnaf zanaatkâr yahut ticaret erbabıydı ama ne “sahipti ne patron!” Sahip de patron da Rum’du!
ŞİMDİ DİKKAT: GYÖ’ler derken ikinci bir “normalizasyon” dönemi yaşıyoruz. İnsanlara “çözüm olduğunda ekonomik yönden ne kadar kazançlı olacağımızın” umutları şırınga ediliyor! Hem de kaldırılmayan ambargolar altında! Evet Rumlarla ticari, kültürel, sportif ilişkiler yoğunlaştıkça belki bazı kesimler daha çok kazanacak ama bu kesinlikle “Güney”in sayesinde olacak!” Çünkü Rum halkının doğasında ve Türk halkına yaklaşımı ile değerlendirmesinde azınlıktaki Türk’ü yüceltmek değil, “emrindeki eri” yapmaktır! Oysa şu anda bizim de en az Güney kadar büyük potansiyelimiz vardır ve istediğimiz tek şey ambargoların kaldırılması ile AB’ye girmemizdir. Rum çözüm olasılığına da Türk halkı ile ilişkilerine de bu gerçeği dikkate alarak yaklaşacaktır! Ve korkarım ki her zamanki egemen tutumlarını hiç değişmeyeceklerdir: “Rum patron, Türk işçi!” Bu arada Kıbrıs Türk Ticaret Odası Başkanı Toros’un da dikkatini çekerim ve “aman dikkat” derim!.
**********
Eğitimin adını ağzına almayan Meclis!
Geçen salı günü toplanan Meclis Genel Kurulu’nda “konuşmalar” yapılıyor. Hemen her sorun didikleniyor. “Tedbirlerden, eksik denetimlerden, ilgili yasaların olmamasından, gecikmişliklerden falan söz ediliyor. Tek bir “eğitim” dışında her söz laf’ı güzaf olarak iltifat buluyor… Üzülüyorum. Çünkü gitgide “nobran” dedikleri bizimse bazen “saygısız” bazen “anlayışsız” ve “bencil” dediğimiz bir yurttaşlar topluluğu haline geliyoruz. Bu gerçeği görmek için arabanızla trafiğe çıkmanız, işiniz gereği bir kuyruğa girmeniz, pazar günleri piknik alanlarına şöyle bir bakmanız, devlet hastanelerinde sıranızı beklemeniz, lokantalarda yemek yemeniz, dostlarınızla sohbet etmeniz falan yetip de artıyor…
BUNLARA KARŞIN: Meclis toplanıyor ve sorunları önüne çekip çözümleri konuşuyor: Mesela:
Uyuşturucu illeti okullarda iyicene yayıldı mı? En kabadayısından olaya şöyle bakıyorlar: “Çocuklara hapislik değil para cezası kesilmeli! Denetimler daha çok artırılmalı… Pekala eğitim? Sorunun esas kaynağı okullar! Ve asıl büyük olay o okullarda tüm toplumu da kapsamına alacak bir reorganizasyonla yeni bir “eğitim” reformu başlatmak. O konu her “sözün” olduğu Meclis’te yok işte!
İçki satan yerler de konuşuluyor, şans oyunları ile turistik otellerin gazinoları da! Satış yerleri denetlensin, yeni müeyyideler getirilsin deniyor. Kaç yıldır ama? Hâlâ yapacaklar!
“Öte yandan uyuşturucu ve alkol bağımlıları için “merkezler” açılması da konuşuluyor ama sadece konuşuluyor! Fakat kimse yetişmekte olan öğrencilerimize “nasıl bir eğitim verelim ki bir gün uyuşturucu ve alkol bağımlısı olmasınlar” deyip sorunun asıl kökeni olan “okulları” gündeme getirmiyor!
FAKAT KUMARHANELER TARTIŞILIYOR: Hem de gırtlak gırtlağa! Pardon, zararları nedeniyle değil. “Dış sermayeli otellere casinolarını çalıştırmaları izni verilip kıyak çekilirken, KKTC’li yatırımcılara beş bin yataklı otel de yapsalar casino izni verilmediği için!”
Ve sonuç: Şans oyunlarının ivedi olarak Meclis’te görüşülmesi için ilgili komitenin çalışması… Ha tabii bu konuda “eğitim” gündeme geliyor ama bakın nasıl: “Casinalorda suç gelirlerinin aklanması konusunda gazino personeline zaten “eğitim” veriliyor!”
EĞİTİM ÖĞRENİM BÜYÜK OLAYDIR. Daha dün sınıfta kalan öğrenciler sorunu geldiydi gündeme. Bin altı yüz öğrencinin sınıfta kalması demek, “okul idaresinin, ailenin, öğretmenin, öğrencinin hep birlikte suçlu olmaları demektir…”
Şimdi dikkatinizi çekerim. Artık bazı aileler bütçelerini zorlayarak çocuklarını daha iyi eğitim aldıklarına inandıkları özel okullara gönderiyorlar…
Yine dikkatinizi çekerim. Geçen günlerde KOP. Merkez Bankası’nın bankalarına memur alınacağının ilanları vardı. Şartlarında ne vardı bilir misiniz: “İngiltere üniversitelerinden mezun olmaları!”
KKTC’de 14 tane üniversite var fakat kimsenin güveni yok! Anladınız mı nedir KKTC’de eğitim?
**********
Kısaca takıldığım: (Telefonlarla ticaret de çok gelişecek çok!)
Nihayet Kuzey ve Güney mobil telefonlarla birbirlerine bağlanacak. Ve ne olacak bilir misiniz? Güney’deki Rum açacak telefonu bizim kebapçıya, iki porsiyon adana üç porsiyon da döner ısmarlayacak… Ticaret filomuz hazır ve her zaman nazır! Anında görevli olan motorize birlikten “taşıma iletim” sorumlusu genç motosikletiyle uçacak, verilen adrese kebapları yetiştirecek!
Ve Kuzey’den Güney’e bir telefon: Girye Yorgo bir televizyon bir de buzdolabı isterim. Şu şu evsafta olsunlar. Fiyatlarını söyler misin? (Mallar nasılsa satın alınıp Kuzey’e gelecek!) Ve ne olacak? Kuzey’den güney’e üç kuruş kebap parası akarken, Güney’den Kuzey’e üç bin Euro akacak… Her zamanki gibi!
































