Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Hellimin tescili sorunu: (Rum tarafı adaya sereceği egemenlik hakkını tescile çevirmek istiyor)

“Hellimin tescili olayı etrafında gelişen tartışmalar sürüyor. Güney tüm adanın egemen devleti olduğunu iddia ederken Kıbrıs hellimi  üzerinden bu iddiasını perçinlemek taktiğinde,  tescilin de ancak  “Kıbrıs Cumhuriyeti”  olarak kabul görmesi gerektiğini savunuyor! Türk tarafını  “dışlamadığının” propagandasını sürdürmeyi de ihmal etmiyor! Kısaca Güney Rum Yönetimi  Türk ve Rum imalatı olan   “hellimi” mevcut siyasi koşulları istismar ederek   “kendi aidiyetine” kazımak istiyor. Bir taşla iki kuş vurma hesabına yatıyor: 
Bir, helliminin tescil ve denetim sahibi oluş hakkını elde ederken…  İki,  bu hakkını siyasi alanda ve hellim sayesinde kullanarak   adanın tek egemen devleti olduğunu bir kez daha kabul ettirme  fırsatını yakalamayı!
Tabi sorun AB için o kadar kolay ve kabul edilir olmuyor.  Çünkü müktesebat dışında kalmış da olsa Kuzey AB toprağı sayılıyor! Dolayısıyla tüm adanın ortak imalatı olan “hellimi” sadece Rum tarafına mal edecek bir yanlışa düşmek istemiyor.  Çünkü böyle bir karar Türk halkının hakkına tecavüz  durumu yaratıyor ki   AB’yi hukuki açıdan da töhmet altına sokacak gelişmeleri çağrıştırıyor.  Rum tarafı bunun da farkındadır. Nitekim:
RUM TARIM BAKANI NE DİYOR:  Rum  Tarım Bakanı Kuyalis, “Kıbrıs’ın yerel ürünü olan hellimin menşeinin korunması için  adada hellim üretimi yapmak isteyen herkesin çıkarını koruyacağız.  Türk üreticiler bu konuda Kıbrıs Rum Yönetimine güvenmelidirler” açıklamasını yapıyor.
Tabi biliniyor: Bu “korumacılıkla güven” KKTC’nin hellim üretimin “kalite denetim” ve öteki formaliteleri Güney’e bırakması anlamına geliyor! (Kıbrıs Türk Ticaret Odası ve öteki ilgili kurumlar bu öneriyi kabul  etmiyorlar, pek alâ da  Kuzey’de bir denetim mekanizması kurabilecek kapasiteye sahip olunduğunu savunuyorlar.)   “Sorun da buradan kaynaklanıyor.  “Ben Kıbrıs’ın tek devletiyim”  diyen Rum Yönetimi Hellim üretim ve denetim mekanizmasının Güney’de oluşturulmasını daha açıkçası kendi inisiyatifinde olmasını istiyor. Bu da  siyasi yönden şu anlama geliyor:
BİAT OPERASYONU: Değişmeyen Rum taktiğidir:  “Azınlıktaki Türk halkının çoğunluktaki Rum halkına  biat etmesi!”  Artık tüm adayı egemenliğine geçirmesinin mümkün olmadığını bilen Güney,  “en azından”  dediğince “birleşik Kıbrıs” ahkâmlarında gerçekleştirilecek federal sistemi  ağırlıklı olarak kendi yönetim erkinde oluşturmaya çalışmaktadır.. 
Siyasi çözümde Türk halkını Rum Yönetimin bir “alt kümesi” oluşa düşürmek için de elinden geleni yapmaktadır.  Mesela  “bizimkilerin de çanak tuttuğu KOP’a üyelik de bu  “biat operasyonunun” bir  parçasıdır,  Maraş’ın iadesi de  Doğu Akdeniz’deki enerji de “hellim”  de!
KISACA:  Rum tarafının federal sistemden ne anladığını anlamak için sadece hellimin tescili olayına bakmak bile yeterlidir.  Yoksa  neden Rum tarım bakanı  “bize güvenin”  demek gereğini duysundu?  Sonuçta  “hellime”  dikkat diyoruz!   Bu tescil olayının dışında kalırsak bundan sonrası Rum siyasi ve ekonomik tasarruflarını da durduramayız!       

     **********
Kısaca takıldıklarım: (Cumhurbaşkanı adaylarının kampanyaları:   Laflar laflara ulandıkça…)

Adaylar iyiden iyiye görücüye çıktılar. “Güzel laflar”  renkli konfetiler gibi havalarda uçuyorlar.  “İnsanlık”  denen mefhumu tanımlayacak ne kadar kelime varsa tespih taneleri gibi dizi dizi diziliyorlar…  Diller bülbüller gibi şakıyor, sloganların en cafcaflıları yüreklere işliyorlar… 
Tabi biliyoruz:  Anayasada beş satırlık yetki ve sorumluluklardan öte  işlevi olmayan  Cumhurbaşkanlığı Makamına talip olurken, kolay mıdır laf yapmak! İstense de kolay mıdır beş cümleden ibaret o daracık “yetkiler hücresinin” sınırlarını kırmak! 
Mesela diyor ki Akıncı  “tarafsızlık  ilkesizlik değildir…” Hadi bakalım!  Değildir de ne? Düşünün ki  Anayasal maddesi ile ayazlanan gerçek “Cumhurbaşkanı ile birlikte imzalanan kararnamelerden imzası bulunan Başbakan ve ilgili Bakanlar sorumludur!” O zaman sormaz mısınız Cumhurbaşkanının imzası ne işe yarıyor diye!
Üstelik hükümetin icraatlarını bile beğenmeme hakkı yoktur, zaten beğenmese ne yazar!
BUNA KARŞIN. Yine de laflar büyük dedikti. Mesela Sn. Akıncı makineli tüfek gibi ardı ardına sıralıyor lafları: “Demokrasi,  şeffaflık, imkân, fırsatlar eşitliği, insan hakları,  emek, sosyal adalet, cinsiyet eşitliği, engelli hakları,  çocuk hakları,  hayvan hakları…”
Ve ekliyor:  Bu konularda elbette tarafım… 
Anladık da:  Ya  altlarında imzan bile olsa “icraatlarından”  sorumlu olamayacağın hükümet kös dinlerse! Her neyse…
SİBEL SİBER DE MARAŞ’A TAKTI:  Kim söylemişse kendisine diyor ki “Kapalı Maraş belki de bizi çözüme götürecek sürecin kapılarını aralayacak…”
“Belki de” lafı “çok” olmalı! Yani kendisi de çok emin değil! Ha biz hiç inanmıyoruz başka laf!  Kaldı ki:
Maraş TC’nin askeri garnizonu!  Dobrası TC’nin işgalinde.  Oradan ayrılması da iadesi de  Ankara’nın iradesinde!  Dolayısıyla sizin olmayan bir kadavra üzerine yapılan “belkili” değerlendirmeler  lafebeliği olmakta!
EROĞLU CEPHESİ: Dünya’da ne kadar  “doğru”  varsa hepsini üzerine tapuladı ki öteki tüm adayların lafları  otomatikman   “yanlışa”  düştü!   İyi taktik!
Mesela ne diyor?  Doğru vizyon, doğru lider, doğru çözüm, doğru mesaj, doğru projeler, doğru adımlar, doğru yaklaşımlar…  Ve tabi tümünü  “doğru çözümlere” bağlıyor ve insanı kara düşüncelere sokuyor:
Dünyada hiçbir siyasiye bugüne kadar nasip olmamış  bu kadar çok “doğruyu”  oylamak acaba  “yanlış” olmaz mı? 
YA ÖZERSAY NE DİYOR:  “Hükümeti sık sık göreve zorlayacağım!”  Pöö!  Senin “zorlayacağım” dediğin  Başbakanı Yorgancıoğlu ile   Yardımcısı Serdar Denktaş olan “hükümet”  göreve geldi geleli bir memleketin  hayvancısı  bahçecisi,  esnafı  tüccarı,  işçisi   sendikacısı, engellisi  hastası, öğretmeni  doktoru,  vesselam tüm KKTC’nin irili ufaklı birlik,  örgütleri ile her Allah’ın günü zorlanmasına karşın  yerinden bile kıpırdamazken!  Sen tek bir kişi ne yaparsın ki?
Neyse, ilk defa  bu kadar renkli bir Cumhurbaşkanlığı kampanyası yaşıyoruz. Bu da bir “değişimdir” diyelim…
NEYSE:  Laflamaya devam! Bu seçimler başka türlü geçmez böyle geçer!