Ülke iyiden iyiye seçim atmosferine girdi. Adaylar son 20 güne vites artırarak giriyorlar. Ülkenin dört bir yanında kiralanmış seçim ofisleri de yavaş yavaş dolmaya başladı. Yakında bu ofislerin önünde mangallar yanmaya başlayacak. Amaç, moralleri yüksek tutmak ve seçim günü iyi çalışmak…
Seçmenin büyük bir çoğunluğu kararını vermiş durumda, “küçük bir azınlık” ise, son güne kadar izleyip kararını verme niyetinde. Ve bu “küçük azınlık” oylar, belki de seçimin kaderini belirleyici olacak…
Baştan beri aynı şeyi söylüyor ve yazıyorum. Bu seçim her ne kadar 7 adaylı bir yarış olsa da, bu yarışın 3-4 aday arasında geçeceği kesin gibi. Ve kesin olan bir başka şey ise, seçimlerin iki turlu olacağıdır. Siz bakmayın Eroğlu’nun “hedef %55 veya seçimi ilk turda bitiririm” dediğine, aslında o da bu işin ikinci tura kalacağını çok iyi biliyor…
Kudret Özersay’ı destekleyenler kızacak bilirim ama, bana göre Özersay’ın ilk ikiye kalma şansı oldukça az. Ancak en az kararsız oylar kadar, Özersay’a destek verenlerin ikinci turda destekleyecekleri aday da önemli olacak… Kısacası Özersay’a verilen oylar, ikinci turda hangi adaya yönelirse o adayın büyük bir avantaj elde edeceği kesin. Özersay bunun hesabını iyi yapmalı ve bu oyları güvendiği bir diğer adaya yönlendirmelidir…
Mustafa Akıncı için de hep aynı şeyleri söylüyorum. Her ne kadar tüm anketlerde üçüncü sırada gösterilse de sokak, anketlerin tam tersini söylüyor. En büyük şansı, büyük kentler… Orada bu yarışın içinde olduğunu ve diğer adaylar kadar şansı olduğunu görebiliyoruz. 5 yıla yakın siyasetin dışında kalması bir dezavantaj olsa da, Sayın Akıncı’nın bunu iyi toparladığını izliyoruz. Bana göre, bu seçimlerde Akıncı’nın aleyhine olabilecek unsurlar, kendisine açık destek veren TDP ve BKP’nin tabanlarının sayısal olarak küçük olması olabilir. Son seçimleri baz alacak olursak, bu iki partinin tüm gücü Akıncı’ya yöneldiğinde %10-12’lik bir oy ediyor. Durum böyle olunca da Sayın Akıncı’nın kazanması veya şansını ikinci tura taşıyabilmesi için bu iki partinin oylarının dışında, en az %20’ye yakın, yani 35-40 bin oya daha ihtiyacı var. Olmaz mı? Tabii ki olur. Ama bence biraz zor görünüyor…
CTP adayı Sibel Siber’e gelince. Baştan söyleyeyim, Sibel hanımın en büyük dezavantajı, adayı olduğu partinin iktidarda olmasıdır. Bu hem icraatlardan sorumlu tutulmasına neden oluyor, hem de partinin iktidarda olmanın rehavetine kapılmasına… Ayrıca, parti içerisinde, 2013 seçimlerinde ve ardından yerel seçimlerde yaşanan krizler var… Yine de, son düzlüğe girilirken, parti içi çekişmeleri bir tarafa bırakarak adayları için birlikte çalıştıklarını görebiliyoruz… Son 10-15 yıla baktığımızda parti oylarının artı eksisiyle %25 civarlarında seyrettiğini ve en kötü ihtimalle Sibel Siber’in bu yarışa %25 oyla başladığını söyleyebiliriz. Bunun üzerine gelecek oy oranları ne olursa olsun Siber’i en azından ikici tura taşımaya yetecektir. Zaten toplumda da hakim olan görüş, CTP adayının ikinci tura kalacak ikili arasında olduğu yönündedir… Önemli olan, ikinci turda yeterli oyu kendi hanesine aktarmayı başarması olacaktır…
Ve halen cumhurbaşkanlığı görevini sürdüren, UBP ve DPUG’nin ortak adayı olan Derviş Eroğlu. Yılların verdiği deneyimle, seçim konusunda uzmanlığa erişmiş bir siyasetçi. Derviş Eroğlu’nun dezavantajlarına gelince, özellikle son yıllarda kendisine destek veren iki partinin iç işlerine o kadar çok dahil oldu ki, her iki partinin tabanından da oldukça tepki gördü. Bir diğer nokta ise son iki seçimde bazı adayların kazanmaması için yaptığı girişimler. Zaten Eroğlu’nun, “bu seçimi, diğer seçimlerle karıştırmayın” sözleri de, farkında olduğu bu kırgınlıkları ortadan kaldırma amacı taşıyor. Özellikle 2010 yılında tek başına iktidar olanağını yakalayan UBP’nin iktidardan gitmesinin sorumlusu olarak görülen Eroğlu’na karşı “diş bileyen” pek çok partili olduğu herkesçe bilinmekte. Son seçimlerde %50 civarında oy oranına sahip bu iki partinin desteklediği Eroğlu’nun %30’larda olmasının nedeni de, yukarıda saydıklarımdır… Dikkat edin, Eroğlu bu seçimlerde hedefine iki adayı alıyor. Birisi CTP adayı Siber, diğeri ise bağımsız Özersay…
Derviş Eroğlu eleştirilerini, rakibi olarak gördüğü Sibel Siber’den sonra, ağırlıklı olarak Kudret Özersay’a yöneltiyor. Bence bu da, Özersay’a giden oyların büyük çoğunluğunun, kendi taban oyları olduğunun farkına varmasından dolayı…
Sonuç olarak, adaylar artık son düzlüğe girdiler. Ellerindeki tüm imkanları kullanıp, ikinci turu yakalayacak iki adaydan birisi olmak isteyeceklerdir. Onun için bu son 20 gün hem adaylar, hem de bizler için dikkatle izlenmesi gereken bir süreç olacak…
YERİN KULAĞI VAR
ADAMA SORARLAR:
Cumhurbaşkanı Eroğlu, Annan Planına “Hayır” diyen Rumların, bu tavırlarıyla adada bir çözümü istemediklerini kanıtladıklarını, ancak bizim dünyada gerektiği gibi tepki almalarını sağlayamadığımızı söyledi. Tamam da, adama sormazlar mı, “2004 yılında siz de Kuzey’de plana hayır kampanyasının başını çekmemiş miydiniz?” diye…
DEVLETE Mİ ALACAKTINIZ:
UBP Genel Başkanı Hüseyin Özgürgün, CAS çalışanlarının 45 gündür devam eden çadır eylemine neden olan sorunları takip ettiklerini belirterek, bu sorunun çözümlenmemiş ve daha önce verilen sözlerin tersine işler yapılarak büyütülmüş olmasının kendilerini üzdüğünü söylemiş. Siz iktidarda olsaydınız ne yapardınız Sayın Başkan? Hepsini işe mi alırdınız. Zaten sorun 2010 cumhurbaşkanlığı seçimleri öncesi yüzlercesini tekrar KTHY’ye almanızla başlamadı mı..?
GAZİVEREN’DE HUZURSUZLUK:
Gaziveren’deki UBP’liler oldukça huzursuz. Halen DP içerisinde yer alan bazı isimlerin, son günlerde UBP’ye hükmetmeye kalkmaları, kendi insiyatifleri ile birtakım kararlar almaları, yıllardır partiye hizmet veren UBP’lileri kızdırdı. “Biz yıllardır bu partiye hizmet veriyoruz, şimdi birileri çıkmış bizlere akıl öğretmeye çalışıyor. Bu sıkıntımızı Genel Başkanımıza da söyledik ancak, pek bir şey değişmedi. Böyle gittiği takdirde sandık günü kimse bizden bir şeyler beklemesin” şeklinde tepkilerini dile getiriyorlar…
ÇIKMAYACAK:
Cumhurbaşkanı Eroğlu’nun propaganda süresince diğer adaylarla birlikte televizyonlara çıkmayacağını baştan beridir yazıyoruz. Hatta Hüseyin Ekmekçi bu iddiayla program yapımcısından gömlek bile kazandı. Eroğlu dünkü basın toplantısında konuya ilişkin bir soruya karşılık, “7 aday var” diyerek, geçiştirmeye çalıştı. Zaten “Çıkacağım” dese şaşardım…
BUNA NE DENİR:
KTOEÖS Başkanı Tahir Gökçebel, Eroğlu’nun “Göç Yasası”nın müssebbibi olduğunu söylemiş ancak, yine de kaldırılması için ondan yardım istemiş. Ders almadıkları belli… 2009 seçimlerine giderken aldıkları yazılı taahhüdün bir kaç ay içinde tam tersini yaptığını da unutmuşlar herhalde. İnanın söyleyecek söz bulamıyorum…
GÖZLER KTFF’DE:
Kıbrıs Türk Futbol Federasyonu Genel Kurulu’nda alınan KOP’a girme kararı için 45 günlük süre de doldu. Şimdi tüm gözler yeniden Federasyon’a çevrildi. Ya aldığı kararı hayata geçirecek, ya da yeni bir gerekçe göstererek, süreyi biraz daha uzatma yolunu seçecek. Federasyon’un tavrı, önümüzdeki hafta netleşecek. Gelen duyumlar, Sertoğlu’nun, sorunların çözülmediği gerekçesiyle Yönetim Kurulu’nun aldığı kararı hayata geçirerek, Güney Kıbrıs Futbol Federasyonu’na katılım başvurusu yapacağı yönünde…
ZİRVEDEKİLER
KTTO Başkanı Fikri Toros: “Son yaptığımız bir ankete göre burada devlet bürokrasinin verimsizliği, siyasi iktidarsızlık ve finansmana erişim sıkıntıları vardır. Bu söylediğim üç sıkıntı iş yapabilirliğin iyileştirilmesi için ortadan kaldırılması gereken üç sıkıntıdır. Bunu yatırımcıların kendileri söylüyorlar çünkü baktığınız zaman ne kamunun ne özelin ne de yabancı yatırımcıların buraya yapmakta olduğu enjeksiyon maalesef tatmin edici düzeyde değildir, onun için ekonomimiz büyümüyor zaten…”.
DİPTEKİLER
KTSO Başkanı Ali Çıralı: Sanayi Odası Başkanı Sayın Çıralı bir açıklama yapmış ve kömür kazanlarının ithaline derhal izin verilmesini istemiş. Bunu söylerken de yapılan eleştirileri “bilimsellikten uzak” diye nitelemiş. Biz gazeteciler yazı yazarken araştırıp da yazıyoruz. Uzman görüşleriyle. Hadi bizi geçtim, diğer sivil toplum örgütlerine ne demeli. Biyologlar, çevre mühendisleri ve diğerleri. Onlar da mı kafadan atıyor. Ortada bir gerçek var ki, sizler maliyetleri düşüresiniz diye, doğayı mahvedecek bir karar alınmıştır. AB de bunu yapıyorsa, o da sermayeye karşı duramadığındandır…
































