Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Muduros’un tespitleri! (Devlet olmaya karar verebilir miyiz? )

Köşeme taşıyacağım konu başkaydı.  Fakat sabah gazeteleri karıştırırken Türkolog Mudoros’un değerlendirmelerini içeren haberi gördüğümde,  “diğeri beklesin”  dedim!  Çünkü:
Eğer haberin Türkçe’ye tercümesinde Rumca kelimelerin karşılıkları olan Türkçe kelimeler doğru ve yerli yerinde ise ilk kez Rum tarafından  değişik bir değerlendirme ile karşılaştığımı söyleyebilirim.  Nitekim bugüne kadar adadaki Türkiye’nin  varlığı için pek çok yakıştırmalarla tanımlar ortaya konduydu. Mesela  “Kuzey’deki İşgal kuvvetleri” yahut “Kuzey’i kolonize eden Türkiye!”  Siyasi çözümle ilgili olarak  da  “Türkler iki ayrı devlet peşindedir” deyişlerinden “taksim”e kadar iddialı savlar yer alıyordu…
“ÖZERKLEŞTİRME” YENİ BİR TANIM:  Bugüne kadar Türkiye’nin Kuzey’deki varlığını  “özerkleştirmek”  peşinde olduğuna dair  her hangi bir açıklama işitilmediydi!  Yani  Mudoros’un bu iddiası bizim için  “yenidir!” Muduros bu savına perçin atmak gereğini duyduğunda ise şöyle demektedir:  “
“Ankara KKTC’deki sosyal yaşamın  (gerçekten Muduros KKTC mi dedi)  her alanına dokunarak yeni bir KKTC meydana getirmeyi üstlendi.  Kıbrıslı Türklerin Türkiye ile olan ilişkilerindeki yeni çerçeveye tepki gösterme şiddetleri ise politize edilmektedir…  Bu verilerle nihai taksimin eşikte olduğuna dair genel tespitimiz yeni bir önem kazanmaktadır. Ayni zamanda  KKTC Kıbrıslı Türklerin katılımı olmadan inşa edilmeye başlanmıştır! Bu anlamda Kıbrıslı Türklerin tepkisi Türk  hegemonyasında çatlaklar ve  soru işaretleri bırakmaktadır…”  Falan…  
KISACA ANLADIĞIM:  Rum tarafı bugüne kadar  “Birleşik Kıbrıs”  efkârında Kuzey’deki Türk halkı ile fakat istedikleri koşullarda   bir federal sistem oluşturacaklarını zannediyorlardı!  Fakat hatırlayalım:  Böyle bir çözüm olasılığını  yakalayabilmek için öteden beri  “Türkiyesizleştirilmiş Kıbrıs”  tezini savunmaktaydılar.  Zaten TC’nin sayısal olarak adadaki varlığını da Annan planına koydurtmuşlardı.  Artı garanti anlaşmalarını asla kabul etmiyorlar!
Türkolog Muduros belli ki Kuzey’deki sosyo ekonomik gelişmeleri yakından izliyor.  “Mesela diyor ki  Türkiye Kuzey’i  inşa ediyor.”  Siz buna  suyu da ekleyin. Yahut TC’nin artık Kuzey’de  KKTC vatandaşı olan nüfusunu dikkate alın… Ve devam edin:  “Gitgide TC’ye daha bağımlı  hale gelen hükümetler görmüyor musunuz?” Muduros ise  bu savını  “paradigma değişikliği  (yani duygu düşünce ve algılara yön veren davranış kalıplarını belirleyen yol haritası) olarak tanımlıyor.  Doğru mudur? 
BAKIN:  Bu adada Kıbrıs Türk halkı olarak  eğer kendi kaderimizi belirleyecek  bir siyasi fikrin sahibi olmazsak her sürprize açık olmalıyız!  O zaman bir daha yazayım. “İki bölge esasında Devlet olmayı ret etmeye devam edersek ve  Muduros’un iddiaları doğruysa,  o zaman kararı Türkiye kendi siyasi iradesini kullanarak verir!  (Bu konuya devam edeceğiz.)           

  **********       Batmış Rum’un  turizmi!  (Bir de bizdekine bakın!)
Haberi okuduğumda yüreğim  “cız”  etti!  Çünkü konunun yahut sorunun ambargolarla falan bir ilgisi olmamalıydı. Tam  aksine  “ambargolara nanik çekebilmeliydi!”
Haber şuydu:  “…28 AB ülkesi arasında   “turistik konaklama tesislerindeki geceleme sayısı 2014 yılında geçen yıla göre artarak 2.7 milyarla rekor seviyeye ulaştı.”  Nerede?  “Güney Kıbrıs’ta?   Hani ekonomisi battı dediğimiz,  hâlâ iki yakası bir yere gelmeyen Güney’de!
BUNA KARŞILIK:  KKTC’ye bakın ve itiraf edin:  Eski KKTC değildir. Geçen gün ihracat  ürünlerine baktım ve kendimce karnımdan konuşarak,  “yok yahu dedim.  Demek biz dış ülkelere bu kadar çeşitli mallar ihraç  ediyormuşuz!”
Otellere bakın.  Güney’de böylesi devasa oteller yoktur! Üstelik kumarhaneleri ile…
Sahillerine bakın: Güney böylesi sahillere salya akıtır!
Eski eserlere bakın:  Güney’de bizdekinin kalıntısı yoktur!
Ekilip biçilen topraklara bakın:  Güney’de olsalardı bu ada çoktan elimizden giderdi!
Üniversitelerimize bakın:  Dizi dizi. DAÜ’sünden YDÜ’ye Lefke’dekinden Girne’dekine kadar…
İŞTE SİZE TURİZM İÇİN YETERLİ OLANAKLAR: Oysa o da ne? Turizmciler  de battık diyorlar! Bu nasıl iştir? Hem de  elli mil ötede Türkiye’nin Güney sahillerinde turizminin yürek gibi attığı otelleri, konaklayan milyonlarca turistleri varken… Ki  bu turistlerin sadece bir iki milyonuna  kısacık sürelerde KKTC’ye gelip gidecek  olanaklar yaratılsa   bakın bu memleket nasıl ayağa kalkar…  Düşünün ki o Türkiye çok daha zor olanı başarıyor, denize döşediği borularla KKTC’ye su akıtacak büyük olayı yaratıyor…    Kaldı ki:
Türkiye’nin iş insanları çoktan KKTC’de  casinolu otellerin sahipleridirler… Öte yandan:
Bu Türkiye İstanbul’da 3. köprüyü kuruyor. 
Şimdilerde denizlerde adacıklar oluşturuyor.
Siz ne diyorsunuz?  Abartsak da Erdoğan’ın sarayı bile KKTC’den daha pahalı olmalı!
MADALYONU ÇEVİRİYORUM: Ve soruyorum: Nedir bizdeki bu kısırlık?  Hiçbir sektörün  Tekerleği dönmüyor! Turizm lokomotifi yürümüyor!  Buna karşılık ellerimizi ovuşturup “oh olsun” dediğimiz Güney batağın içinde bile turizm yapıyor,  AB’de gecelemede ikinci sıraya oturuyor! 
Geçtiğimiz günlerde bazı iş kadınlarımız ne dedilerdi ama:   “Biz Ambargoların arkasına sığınıp ah vah etmeyeceğiz.  Çalışacağız,  bilgiye yöneleceğiz!”
Erkekler dünyası öyle düşünmüyor ama!  “Az iş çok para!  Nasıl beceriyorlarsa avantadan yaşama!  Turizmi bile devletin sırtına yıktılar! O da ne yapsın?  Hadi bütçeden size de şu kadar para vereyim deyip başından savıyor…  Turizmi de turisti de!
    **********
Kısaca takıldıklarım:  (Bina yıkıldıktan sonra geriye ne kalır?)

“Büyük düşünelim” diyorum. Sonra dönüp kendime soruyorum:  “Hodri meydan!  Hadi sen düşün! Serde “köşeciliğin”  de var. Yaz!”
Oysa  yazdıklarımız “patates, portakal, soğan, maydanoz!..”  Araya “trafik ve kanseri”  de sıkıştırıp yürekleri de sıkıştırdıktan sonra başlarız ağlaşmaya:  “Ne olacak küçük esnafımız?  Ne olacak asgari ücretlimiz?  Ne olacak işsiz gençlerimiz?”
BUNLAR BİZİM İCADIMIZ DEĞİLDİR AMA: Memleketi  yönetenlerin icadıdır! Mesela:
Geçtiğimiz hafta artık çaresizlik son kerteye dayanmış olmalı Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanımız (ki kendileri iş bitirici bakanlarımızdandır) “kayıt dışı işçi çalıştırılmasının” önüne geçmek için bir formül buldu: Her kim ki yanında öğrenci çalıştırırsa onların sigorta ve ihtiyat Sandığı primlerini devlet ödeyecek!  Primlerini ödeyemeyenlere kredi sağlanacak!  Yanında en az 5 kişi çalıştıranlara teşvikler sağlanacak falan…
Geçen  hafta sorduktu:  “Devletin  kaçak işçiliği önlemek ve sigorta borcunu ödemeyenlere üstünden borç vermek gibi bir lüksü var mıdır?
Kaldı ki soracağız:  “Bu küçük ülkede kaçak işçi nasıl çalıştırılır?”  Yeri geldi yazalım.  “Okkayla para kazananlar nasıl vergi kaçırır?  Sigortalara,  bankalara nasıl borçlar takılır? Memleket bir baştan bir başa nasıl  “borçla”  yaşayan bir sistemin anaforuna kapılır?
Nitekim en tazesinden haberi dün ayazlandıydı:  Artık insanlar borçlarını kapatmak için yeniden borçlanarak vaziyetleri kurtarmaya çalışıyorlar!”
NEDEN YAŞANIYOR BU FECAAT.  Çünkü Hükümet yıllarca o kadar “popülist”  “af edici” “bağışlayıcı”  “kurtarıcı”  uygulamalarda bulundu ki artık istese de hukuku,  kanunları çalıştıramıyor! Bina yıkıldıktan sonra nesini toplarsınız?  Enkazından başka!