Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Kiraz meselesi

 

Kapılar açılınca, haliyle karşılıklı alıveriş de başlamıştı.

Ancak şikayetçi olanlar vardı.
Paraların Rum çarşısına akıtılması, kimi çevrelerin içini sızlatıyordu.
Hani bıraksalar, “Türk’ten Türk’e kampanyası” başlatacaklardı.

Olmadı.
Ticaretin dini imanı yoktu.
Ne din, ne iman, ne de milliyetçilik bu işin üstesinden gelebilirdi.

Zaten 1958-59 yıllarında başlatılan Türk’ten Türk’e kampanyası işe yaramasına rağmen huzursuzlukları da beraberinde getirmişti.

Bu iş karşılıklıydı.
Rumlar da Türklerden alış veriş yapmıyorlar, yapanlar ölüm tehditleri ile karşılaşıyordu.

Milliyetçiliğin hat safhaya çıktığı dönemdi.
Ne Rumların, ne Türklerin istedikleri olmuş,
Netice, Kıbrıs Cumhuriyeti’nin ilanı ile noktalanmıştı.

O zamana kadar insanlar Türkçülük, Helencilik yolunda birbirlerini kırmıştı.
Şimdi ne olacaktı?
Mesela Türk’ten Türk’e kampanyası sürecek miydi?
Ne zaman bozulmuştu bu iş?
Sözü Denktaş’a bırakalım:
“Dırvana geldi ve ikinci, üçüncü gece Dr. Küçük bir yemek verdi. Dr. Küçük de bu şikâyetleri işittikçe bunalıyordu. O gece Dr. Küçük’te kiraz gördük ilk defa olarak. Kiraz Rum tarafından gelir. Ben şaka olsun diye  “Neredendir bunlar?‟ deyince iş meydana çıktı. Dırvana çullandı bize. “Bu iş olmaz, yürümez.‟ diye ve orada bu iş durdu. Belki de daha fazla devam etmesi de doğru olmayabilirdi. Ben onu da bilmiyorum. Artık barış, görüş olmuş, Cumhuriyet ordusu falan. Kendiliğinden söndü gitti o da.” (2013).

Geçmişe dönüp bakıldığında her şeyin kendiliğinden söndüğü anlaşılıyor.
Enosis istemi kendiliğinden söndü.
Kıbrıs Türk’tür, Ya Taksim Ya Ölüm politikaları kendiliğinden söndü.

1950-60 arası Türkiye’de Menderes dönemi vardı.
Kıbrıs’la ilgili pek politikaları olmamasına rağmen, verdiği bir demecinde adanın İngilizlere kalması taraftarı olduklarını, eğer İngilizler çekilip gidecekse, Kıbrıs’ın gerçek sahibine verilmesini istemişti.

Cumhuriyet kurulunca o görüş de kendiliğinden sönüp gitmişti.
İngiliz çekilmişti ama adanın “gerçek sahibine” verilmesi meselesi de son bulmuştu.
Çünkü artık adanın sahipleri Rum ve Türk Kıbrıslılardı.
Ancak her ikisi de bunun farkında değildi.
Gün geldi ada fiilen bölündü.
Bir taraf “gerçek sahibe” bağlandı
Diğer taraf da Kıbrıslı Türleri değil,  “gerçek sahibi” muhatap almayı sürdürdü.

O zaman insanlar haklı değil mi kendilerini sahip görmekte?

Zaten sizin istediğiniz kiraz değil mi?