Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“Haklar” üzerine çözüm! (Türk halkının hakları nerede?)

“Hak”  üzerine oluşturulmuş  siyasi  soruna baktıkta Türk halkına yönelik büyük bir haksızlık görürsünüz. Buna karşılık başta AB olmak üzere dünyasal güçler Rum’dan yana “hakkaniyetli”  çözüm sağlamak için uğraşıyorlar! Söylemek istediğim şudur:  Bugüne kadar kim  “açılımını”  yaptı bu  “hak”ın?  Mesela:        BM’ler gözetiminde sürekli  müzakereler olurken nedir    masaya konan müktesep haklar?      Hep  görmezden geliniyor!  Çünkü Rum tarafı sorunu getirip getirip 1974 Barış Harekâtı’na endeksliyor!   Kuzey’in işgal altında olduğunu iddia ediyor!  Adanın tek tanınmış devleti olduğu halde azınlıktaki Türk halkının Rum egemenlik hakkına tecavüz etmeye çalıştığının yaygaralarını kopartıyor!       Doğu Akdeniz’de tek taraflı münhasır ekonomik bölgeler oluşturuyor!          Tüm bu siyasi ve ekonomik tasarruflarına   “hakkımdır”  diyor!          Ve Türk tarafına  “hakkımdır”  diyeceği ne ekonomik ne de siyasi alan bırakıyor!
Sonra masaya oturulduğunda  Türk tarafından  tüm  haklarının iade edilmesini istiyor!  
1974’DEN BERİDİR SORUN BU FASİT DAİRE İÇİNDEDİR:  Mazlum olan Türk halkı  Rum propagandaları nedeniyle  “gasp edici,  hak yiyici” pozisyona düşürülürken,  Rum halkı da  sahip olduğu onca siyasi ve ekonomik olanağa,  devlet olarak tanınmasına,  AB üyesi olmasına karşın  “mazlum”  rolünü oynuyor! Her halde dünyada böyle bir siyasi sahtekârlık  çok azdır, başı mutlaka Kıbrıs Rum liderliği çekmektedir!
FAKAT: Artık  bizim de kendimizi sorgulamamız gerekmez mi? Mesela geçtiğimiz günlerde Cumhurbaşkanı adayı  Eroğlu  “sabırlıyız haklarımızı mutlaka alacağız”  açıklamasını yaptıydı…
PEKALA AMA NEDEN?  Neden Kıbrıs Türk halkı  “hakkını” almak için mücadele etmek zorunda kalmaktadır?            O hak 1974 Barış  Harekâtı ile alınmadı mıydı?
O hak Barış  Harekâtı’nın hemen ardından oluşturulan Kuzey Güney Türk ve Rum bölgeleri olarak tescil edilmedi miydi?
O hak 1983’de Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti olarak tüm dünyaya ilân edilmedi  miydi?
O hak 2004’de Annan planı referandumunda Türk halkının self determinasyon hakkını da çakarak  “çözüme evet” olarak yansımadı mıydı?
O hak elan  “çözüm isteriz”  istekleri ile kullanılmıyor mu? 
Eee, nedir şimdilerde tartışmaya çalıştığımız  “hak” yahut hakkımız?  İşte  zurnanın   cırt” sesini  çıkardığı o son deliğine geldik!  “Biz masada sittin senedir sahibi olduğumuz haklarımızı”  değil,  “Rum’un haklarını”  müzakere ediyoruz!  Adamlar bizi rüzgârları altına aldılar, boynumuza da yuları geçirdiler, istedikleri siyaset rotalarında sürükleyip götürüyorlar. İşte ispatı:
“O HAK” DEDİĞİMİZİN HANGİSİ VARDIR MÜZAKERE MASASINDA? Dolayısıyla sormaz mısınız?     Neden Barış Harekâtı yapıldı,  neden KKTC ilan edildi,  neden şimdilerde bu KKTC’nin Cumhurbaşkanlığı seçimleri yapılmaktadır?          ÇÜNKÜ:  müzakere masasına oturulurken tüm bunları inkâr etmek için oturuyor,  yerlerine  “yeniden birleşik Kıbrıs” gibi abuk söylemi koyarak  “federalizmden” söz ediyoruz!   “Varsın bu da olsun” diyeceğiz ama Rum tarafı bize bu “hakkı” bile çok görmüyor mu? 
     **********  

     Geleceğin sorunu:  (Yine aş iş, yine göç sorunudur!)
Bozkurt gazetesinde yazdığım dönemlerde her halde gazetelerle gazetecilerin azlığından  olacak elime daha çok  “belgeler”  geçerdi. Sürekli gönderirlerdi.  Mesela beş yıllık planlar,  tarımla ilgili sayısal dökümler hep elimin altındaydı.  Statiksel bilgileri inceler kuşkuya hatta korkuya kapılırdım.  Çünkü  o yıllarda da tüm plan ve programlara karşın yine “geleceklere”  cevap verme yetenek ve olanağına sahip olmayan yönetimlerle yöneticiler  vardı! (Buna karşın  “bugünküler” o günkülerin ellerine su bile dökemezler!)
O toplumsal dökümlerden birisi  “artan genç nüfustu..”  Nitekim en büyük nüfus dilimini  sıfır ve 18 yaş  arasındaki kuşak oluşturuyordu..  (Aksine ikinci büyük nüfus dilimi de 60 yaş  ve üzeri olan yaşlı kuşaktı!)
Duruma bakıp takılan gramafon plağı gibi  sürekli hep  şunu tekrarladığımı hatırlarım:  “Arkamızdan büyük bir genç  kuşak geliyor. Bu genç kuşak bir gün eğitimden sağlığa, aştan işe kadar  yaşam hakkı isteyecektir.  Buna hazır mıyız yoksa yetiştirdiğimiz çocuklarımızı yine göç yollarına mı savuracağız?”
HAYIR:  “Geleceklere” hiç hazır olamadık?  O kadar olamadıktı ki sonrası yıllarda  ana babalar küme küme göç yollarına düşen yetişmiş evlatları arkasından göz yaşları döktülerdi!   En büyük sorun göçtü ve siyasi partiler propagandalarının esasını bu  “göç  sorununa”     ayırıyorlardı…
  Bu  “geçmişi hatırlatmamın”  nedeni sorunun yine devam ettiğiyle Yunanistan kaynaklı bir haberdi. Meğer artık Yunanistan’da da  her iki üniversite mezunundan birisi  işsizmiş!  Pek çoğu da iş aş için dış ülkelere göç ediyorlarmış…
Haber beni çarptı!  Çünkü KKTC’deki durumun çok farklı olduğunu zannetmiyorum!  Bizde derli toplu statiksel bilgiler olmamasına karşın  her halde üniversitelerimizden mezun olan gençlerimizin büyük çoğunluğu  “işsizdir”  diyorum
SORUN GELECEĞİMİZİ TEHDİT EDİYOR!  Nitekim bir süre önce nüfus artışımızla ilgili yapılan açıklamada öğrendik ki  “2014 yılının ilk on ayında 3 bin 674 çocuk dünyaya geldi. Ayni dönemde bin 124 kişi de öldü… Demek  ki on ayda 2 bin 550 kişi çoğaldık…
Nüfusumuza göre sevindirici bir olay.  Hem ekonomik hem de sosyal yönden. Her zamanki gibi yine arkamızdan genç  bir nüfus geliyor… Ve burada duruyoruz: Bırakın ilkokul ve liselerdeki öğrencilerimizi. 2014 sayımına göre sadece üniversitelerimizdeki öğrenci sayısı 11 bine yaklaşmaktadır…
Bunların yalnız iki bini mezun olsa  “iki bin  aş iş” dayatması demek olacak!  Kaldı ki TC’den mezun olup  gelecek üniversite mezunlarımız  de vardır!
BAKIN BAKALIM DEVLETİN VAZİYETİ UMUMİYESİNE:  Bu gençlerimizi iş aş sahibi yapacak,  hakçasına yaşam hakkı sağlayacak bir kabiliyetle cibilliyet görüyor musunuz? Yoksa siz de benim gibi  “ne olacak bu gençlerimizin halleri mi”  diyorsunuz?  Düşünmeye değmez mi?  Ne olacak gençlerimizin halleri diye?                

     **********
Kısaca takıldığım:  “Suyun sesi işitildi”

Dünyada üç güzel ses vardır derler:  “Su sesi, kadın sesi, para sesi!” Sormazsınız ama bana sorarsanız en güzeli  su sesidir. Diğer ikisinden biri bazen çekilmezdir, öteki tehlikelidir!
İşte şimdilerde o  “suyun sesini” işitir gibi oluyorum. Bilmem farkında mısınız?  Büyük olaydır!  Eğer bir engel çıkmazsa 20 Temmuz’da  Türkiye’den KKTC’ye borularla su akacaktır. Dünyada emsali olmayan bir olay… Asıl büyük önemi Anadolu ile Kuzey Kıbrıs’ı o suyun birbirine bağlayacağı gerçeğidir…
Fakat ille de ekonomiye ve tarıma sağlayacağı büyük yararı tabi…  Ki buraya kadar geldiğimde kara kara düşünürüm:  “Oturup bu suyu nasıl KKTC’nin kalkınma ve tarımına uygun plan programlarla devreye sokacağımızın çalışmalarına başlayacağımıza,  “bu su bizimdir biz yöneteceğiz”  gibi kavgacı ve otoriter bir üslupla rüştümüzün ispatını vermeye çalışıyoruz!
Tabi ki bu su bizimdir…  Teşekkür etmemiz gerekirken efelenip  Türkiye’ye taş  atmaya hiç gerek yoktur! Üstelik çok da ayıp olmaktadır!