Geçen gün Eroğlu Kıbrıs siyasi gelişmelerini değerlendirmek amacında siyasi partilerin oluşturduğu “Meclis Platformu” ile bir araya geldiydi. Bu toplantı ile ilgili haberleri tararken siyasi parti liderlerimizin tutumu Özker Özgür’ü aklıma geldi. Rahmetlik İçeride Rum’a fiskelik laf dokundurmadan Türk tarafının politikasını kıyasıya eleştirirdi ama zaman zaman Akel’le olagelen toplantılarında da bu kez Rum tarafını yıkar serer, Türk halkının haklı davasını savunurdu… Bu tutumunu anlayamadığımı hem yazar hem de kendisine söyler, gülüşürdük.
Benzer tutumu siyasi partilerimiz de sergilemektedirler. Dışta Eroğlu’na veryansın ederlerken bir araya geldiler mi tutun ki tatlı tatlı sohbet ederler!
BU KONUDA BİR DEĞERLENDİRME YAPMAK GEREKİRSE: Parti başkanları özetle şu görüşleri ortaya koydulardı.
Cumhurbaşkanı Eroğlu: Eroğlu’nun Kıbrıs siyasi politikası bilinmektedir. İki devlete dayalı bir Federasyon… Tabi iki devlet söz konusu olduğunda “federasyon” değil konfederal sistem olur… Zaten bu tutumudur ki Anastasiadis’i zıvanadan çıkarmış masadan kaçmasına neden olmuştur…
Başbakan Yorgancıoğlu: Anastasiadis’in hidrokarbon yataklarındaki uyuşmazlık nedeniyle masadan kaçtığını, kendileri için önemli olanın müzakerelerin devamı olduğunu söyledi. Türk tarafını suçlamadı, yermedi! Liderler gereğini yapmalı müzakereler başlamalı dedi.
Serdar Denktaş: Türk tarafı yapıcı bir anlayışla Rum tarafının masaya dönmesini bekliyor dedi. Ve ekledi: “Masadan kalkan taraf masaya, Kıbrıs Türk tarafından taviz elde ederek dönemeyeceğini bilmelidir.” Tabii Denktaş Anastasiadis’in nasıl oyunlar tezgâhladığını da ortalara serdi… Anladık ki Serdar Denktaş da iki devletli çözümü savunmaktadır…
Hüseyin Özgürgün: Anastasiadis’in sürekli Türkiye’yi muhatap alma düşüncesi yanlıştır derken, Rum’un esas muhatabı biziz diyerek bir kez daha KKTC’yi öne çıkardı. Anastasiadis’in masadan kaçmasının Rum halkı tarafından da destek görmesinin üzücü olduğunu söylerken şunu hatırlattı: “Rum’un kilisesi de liderliği de halkı da akıl tutulması içindedir, tümü de ayni makastan çıkmış model gibidirler.”
Cemal Özyiğit: Gaz ve petrolün Kıbrıs sorununun çözümüne ivme kazandırması beklenirken tam tersine gerginlikle çatışma ortamı yarattığını vurguladı. Petrol konusunun da masada görüşülmesi gerektiğini söyledi. Diğer liderlerin aksine Türk savaş gemilerinin bölgeye gitmesinin gerginliği artırdığına dikkat çekti. Özyiğit kendileri için önceliğin müzakere masasının hemen tesis edilmesi olduğunu söylerken, “Kıbrıs Türk halkının görüşmeler dışında başka yollara ihtiyacı yoktur” diyerek dolaylı yoldan Ankara’ya göndermesini yapıverdi…
KISACA: Eroğlu ile toplanıp son gelişmelerle ilgili durum değerlendirmesi yapan parti liderleri tutun ki şu ortak konuda “görüş birliğine” varıyorlar: “Ne olursa olsun müzakereler başlamalıdır…” “Çözüm masadadır…” “Rum tarafının muhatabı Türkiye değil KKTC’dir…”
Ve şu da anlaşılmıştır: Artık Türk tarafı siyasi partiler platformu olarak da “iki bölgelilik” esasını daha bir açık seçik savunur olmuştur. “Birleşik Kıbrıs” efkârı ise “iki bölgeli federal sistem” olarak işaretlenmektedir…
Bazı ekstremist sivil toplum örgütlerine karşın gitgide “iki toplumlu iki bölgeli çözüm” şeklinin daha çok kabul görmesi Türk tezi açısından her hal’u kârda olumlu bir gelişmedir…
**********
İşsizliği ve göçü yenmek için tırnaklarımızı yeninden toprağa geçirmek zorundayız
Dünkü “Köşemizde”, “asıl büyük sorunun zorunlu işsizlik” olduğunu anlatmaya çalışmış bu küçük coğrafyada üniversitelerden binlercesi ile mezun olan gençlerin “iş aş” derken işsizliğe mahkûm olacak bir sürece doğru hızla kaydıklarını anlatmaya çalışmıştık. Çünkü tüm meslek gruplarındaki istihdamlarla girişimler hızla kapasitelerinin üzerine çıkmaktadırlar. Mesela KKTC’nin şu kadar meslek ve kamu görevlisine ihtiyacı varsa bir fazlasının işsiz kalmasının kaçınılmazlığı artık daha açık görünmektedir. Kaldı ki “işsizliğe” mahkûm olan gençler öyle bir iki falan değiller binlerle ifade edilmekteler… “Dolayısıyla” dedikti, “adaların kaderidir, bir gün yeniden göç yollarına düşmekten başka çare kalmayacaktır.”
DEVAM EDELİM: Son zamanlarda Türkiye’de de gündeme sorun olarak düşmüştür. Bir tarım, hayvancılık, sanayi ülkesi olması gereken Türkiye’de her ile bir üniversite kurarak gençler yüksek öğrenime kanalize edilmişlerdir. Dolayısıyla gitgide topraktan kopmalar yoğunlaşırken, istihdamlarda “beyaz yakalı” oluşa özentili bir kayma yaşanmaya başlanmıştır! Hatta artık “köy” mefhumu ortadan kalkmış, “kasaba” oluş dönemi başlamıştır! Gitgide aile işletmeleri ortadan kalkmaktadır! Haliyle zirai üretimde düşüşler yaşanırken dünyada kendisine yeten ender ülkelerden birisi olan Türkiye artık ithalata dayalı ele güne muhtaç bir ülke olmuştur!
KIBRIS’TA DA DURUM BENZERDİR: (İŞTE ÖRNEKLERİ AYAZLANAN GERÇEKLER:) Üstelik Türkiye’den daha korkunç. Çünkü KKTC’de “Kıbrıslı” olarak düz işçi ihtiyacını bile karşılayacak “insan unsuru” kalmamış TC’den ithal edilmektedir! İlk bakışta herkeslerin zorunlu eğitimini yaptığı, üniversitelere gidenlerin gitmeyenlerden daha fazla olduğu KKTC’deki bu gelişim gurur verici de olsa, artık şunu kabul etmek zorundayız: Gençler kendilerine üniversitelerden başka seçenek sunulmadığı için liseyi bitirdikten sonra köylerini terk etmekte, bir daha köylerine dönmemektedirler.
Bu nedenle ekilip biçilmesi gereken dönümlerce araziler atıl kalmaktadırlar!
Üniversiteyi bitiren gençler devlet dairelerinde istihdam edilmek için sınavlardan sınavlara koşmaktadırlar! Kamu görevlerindeki üç kişilik münhal için bin kişi sınava girmektedir!
Üniversiteden mezun olan gençler toprağı, hayvancılığı hor görmekte, onca öğrenimden sonra “çiftçi, hayvancı kısaca köylü mü olacağız” diyerek işsizliği toprakla uğraşmaya yeğ tutmaktadırlar!
Meslek Liselerinden mezun olan gençler devletin plansızlığı ile programsızlığı nedeniyle mezun olduktan sonra “uzmanlık alanlarında” istihdam olanağı bulamamaktadırlar!
Bu nedenle ara eleman sıkıntısı daha çok büyümekte, turizm sektöründe had safhaya çıkmaktadır!
ÖTE YANDAN SOSYAL HAYAT DA OLUMSUZ ETKİLENMEKTEDİR: İşsiz genç evlenmekten tabi ki korkar. Evlenenler de kısa süre sonra zaten ayrılırlar! Nitekim evlenenler kadar da ayrılanlar vardır… Bu vaka ancak müthiş bir toplumsal çöküş olarak ifade bulabilir!
Öte yandan işsiz kalmış üniversite mezunu genç kızlarımız özel sektör yanında asgari ücretin bile altında maaşlarla çalışmak zorunda kalmaktadırlar!
Erkek gençler babalarının, ailelerinin parasal himmetleri oranında hayat hakkı bulabilmekte, çoğu genç bet ofislerin kapılarını aşındırmaktadırlar!
Zaman zaman devletin teşvik ve katkıları ile bir iş yeri oluşturmuş da olsalar, tecrübesizlik ve sermaye kısırlığından dolayı kısa sürede batmakta, batarken devletin parasını da batırmaktadırlar. Zaten sonrasında da ya kredi mağduru olmakta yahut mazbata!
BURAYA KADAR GELMİŞKEN BİR HATIRLATMA YAPAYIM. 2004’te tanıdıklara, yakınlarıma, hatta ailemden bazı insanlara, “Annan Planı’na niçin evet diyeceksin” diye sorduğumda bana en çok şu cevabı veriyorlardı: “Çocuklarımız için, onları AB’li yapmak geleceklerini kurtarmak için…”
Bugün yaşanmakta olan işte o AB gerçeğidir. Az biraz tuzu kuru aileler artık çocuklarını İngilterelere, AB’lere göndermekte, oralardaki üniversitelerden mezun olmalarını sağlamaktadırlar ki “işsiz kalmasınlar!” En azından artık küçülen dünyada AB ülkelerinde olsun “istihdam olanağı bulabilsinler” diye… Bu nedenle bu konudaki dünkü yazımızı bitirirken “gün gelecek gençlerimiz Türkiye’nin AB’nin kapılarını çalacak” diyorduk… O günler hızla geliyor. Pekala çare? Bir nebze de olsa istihdamı artıracak şu tedbirler alınabilinirse göçü de yavaşlatmak mümkün olacaktır. İşte bazıları: Gençlerin büyük oranda köylerine dönmeleri. Dönüp tırnaklarını toprağa geçirmeleri… Kooperatifleşerek üretim ve tüketimde evrimleşirken istihdam ihtiyacı yaratılması… Eğer turizm ekonominin lokomotifi ise o lokomotife daha çok raylar döşeyip daha çok sürat kazandırıp ülkeye çok daha fazla turist gelmesini sağlayacak büyük atılımları yapılması…
Üniversitelerimizin çokluğu ile değil, kaliteleri ile övünecek duruma gelinmesi…
Narenciye, patates, harup gibi yerel değerlerimizi marka yapacak atılımların gerçekleştirilmesi.
Başta hellim olmak üzere sanayi ürünlerimizi kalitede yarışlara sokacak üretim düzeyine getirmekle…
KISACA memleket gelişir, mesleki çeşitlilikle büyüklük kalkınmayı getirirken, işsizlik de azalacaktır… Daha bir kısaca Kıbrıs Türk insanın çok çalışmaya, üretmeye ihtiyacı vardır.
































