Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

BAYRAMLAR GEÇEN ZAMANLARIN EN ŞAŞMAZ TANIKLARIDIRLAR

Devinimin ve ilerlemenin en güzel örneğidir bayramlar. Hem geçen zamanların nasıl geçtiğinin hem de neleri nasıl değiştirdiğinin şaşmaz barometresidirler.
Mesela ben  1965’lerde falan gazeteciliğe  başladığımda 25 yaşındaydım ve yılda iki kez yaşadığım bayramları anlatmak gereğini duyduğumda,  yazılarıma hep  “neydi o eski bayramlar”  diye başlardım…
Oysa 25 yıllık ömür ne ki büyük değişimler yaşansındı?  Üstelik hâlâ insanlarla ayni topluluk içinde yaşarken!  Öyleyse beni  daha çok uzun yıllar,   “neydi o  eski bayramlar”  dedirten olay?         Küçük ve kapalı toplum yaşamıydı!      İmtiyazsız sınıfsız oluşu doğallaştıran fukaralıktı! Dolayısıyla paylaşılan hayatlardı.
Paylaşıldığı için kendiliğinden oluşan samimiyet ve kurulan empatilerdi…         Bunların doğurduğu sevgi ve saygıydı.
“Sevginin”  çocukları,  “saygının”  büyükleri sarmalamasıydı…
SONRA  YILLAR GEÇTİ:  Neydi  geçen yıllarla değişen hayatların ölçüleri? 
Fukaralığı yenmiştik…      Velespitten otomobile geçmiştik…      Artık avlunun ta ucunda değildi alaturka tuvaletler…           Yerlerini  alafranga olanları  almışlardı ve hemen işte evin içinde şuradaydılar…      “Bayramdan bayrama yeter” diyerek artık  Cuma’ları camiye gitmekten vazgeçmiştik.      Çoğalmış,  yayılmış,  kopmaya başlamıştık birbirimizden…          Birbirine kenetli eller çözülmüş,  ayni evde kalan çoklu aileler bölünmüş,  hayat gitgide bir kadın bir erkek tekilinde karı koca olarak ayrı gayrı mekânlarda şekillenmeye başlamıştı…
Öyle de olunca yazmaya devam ederken bayramları bayramlarda,  artık  “neydi o eski bayramların”  yerine,  “i rezillikti”   kelimesini koymaya başladıktı.           Devinim ve değişim  meğer geçmişe bakışları da değiştiriyordu,  değer yargılarını da…
FAKAT:  Galiba bir tek şey değişmedi!  O eski bayramlar arifelerinde de öyleydi şimdilerde de hâlâ öyledirler:  “Harcama!”
Fukara geçmişlerimizde de   arifelerinde hazırlık yaparken  bayramlara,  cepte olanı biteni bakkal kasap manav dükkânlarında bırakırdık;  şimdilerde de super marketlerde,  hediyelik eşya  yahut çiçekçilerde bırakıyoruz.             Ve tabi ki zamanlar çok değişti.  Üç dört gün de olsa fırsat bu fırsattır diyerek  “pırrr!”  Türkiyelerden Avrupalara  kadar   turlayıp gezinmeler…
BAYRAMINIZ GÜZEL GEÇSİN:  Eskiden  bu Ramazan bayramına  “şeker bayramı”  derdik.  İki ay sonraki  Kurban Bayramına  ise “Hacılar Bayramı.”  Ve her iki Bayramda da hâlâ sürüp geliveren kadayıf,  ekmek tatlısı hiç eksik olmazdı sofralarımızdan…     Tabi hatırlatalım.  Gelecek Hacılar Bayramı  4 Ekim Cumartesine düştü!  Yani   tatilciler  ve memurlar hafta sonu nedeniyle yine iki gün kaybettiler.  Oysa Pazartesine düşse tam tamına 9 günlük tatil kazanacaklardı ki bu süre içinde Amerika’ya bile gidip gelirler,  ekvatörü bile devri daim eylerlerdi!  Şans işte!
KUTLARIM.  Şeker Bayramınız şeker gibi geçsin.  Ve her şeyin başı odur,  Allah sağlık afiyetler versin. Şeker bayramınızı kutlarım efendim.
NOT:  Yarın kendime izin verdim.  Çarşambaya  görüşürüz.
     **********     

MÜZAKERELER ÇOK İYİ GİDİYOR.  ÇOK GÜLDÜRÜYOR ÇOKK!
Geçen hafta haberi işittikte   bayıldıydım.  Eroğlu ile Anastasiadis liderler zirvesinde kapışmışlar,  Anastasiadis sonunda çıldırmış,  elini masaya vurarak  toplantıyı  terk etmişti.
Aslında o toplantıların nasıl yapıldığını,  liderlerin ve öteki görüşmecilerin neleri nasıl ortalara serip  birbirleri ile tartıştıklarını yahut  öneriler verdiklerini,  karşılıklı  hitap  şekillerini deli  gibi merak edenlerdenim.  Keşke bu tip tarihi olması gereken toplantıları kameralarla çekip  “falan tarihte şu koşullarda yayınlanması için arşivleselerdi…  (Yoksa yapıyorlar mı?)
Tabi bu  müzakere olayını medyaya yansıyan ilk şekli ile  gözlerimin önüne getirmeye çalışmış ve   Eroğlu-Anastasiadis  tartışmasını karikatürize ederek  Köşemden ayazlatmıştım. 
Ne var ki ertesi gün Havadis Gazetesi önemli bir gazetecilik olayını başararak  Rum Başkanlık sözcüsü Hristodulidis ile görüşüp de   manşetten,  “işte perde gerisi” diyerek  olagelenlerin doğru haberini verince,   benim  “sanal”  anlatımım  “vıcıklığa” dünüşmüşlüğü ile lök gibi ortalarda kalıverdiydi!
BUNA KARŞIN.  Tabii ki liderler birbirlerine benim yazdığım gibi    hitap etmezlerdi!  Tabi Anastasiadis henüz yazdığım gibisinden tepkiler gösterecek kadar sinirlerini yememişti.  Hatta adam bal gibi şov yapıyordu ki işte bu teşhiste  hiç yanılmadımdı. Ve kapışmanın sebeplerini de  “bingo”  buldumdu. 
Nitekim  “doğru haberle”  öğrendikti ki her ne kadar Downer çekip gitmişse de geride kaldı hatırası dediğimizce o  “altmış  sayfalık raporu”  hâlâ baş ağrıtmaya devam ediyor!  Hem de Eroğlu’nun  “Ben hiçbir zaman Downer Belgesini  kabul etmiyorum”  demiş olmasına karşın!  Ve ekliyor:  “Benim yakınlaşma olarak kabul ettiklerim Hristofyas-Talat ve  daha sonra da benimle vardığı mutabakatları içeren 31 adet belgedir…”
İŞTE TAM BU SIRADA:  Anastasiadis sağ elinin işaret parmağını sağ gözünün altına götürerek göz kapağını çekerken “pısss”  dediydi! “Sen onu benim külahıma anlat. Bahsettiğin o 31 belge Downer’ın kendi belgesini hazırlamak için kullandığı belgelerdir.”  Ve BM’ler temsilcisine dönüp sorduydu:  “BM’ler bunu teyit edebilir mi?” Temsilci  “evet” derken,    “Downer Belgesini hazırlamak için 31 belgeyi kulandık” itirafında bulunduydu!
NEMELAZIM: Bu kez Anastasiadis kül yutmadığını ispat ediyor ki  “eh diyorum,  bu kadarcık basireti de olacak!”
Fakat en güzeli şu oluyor: Artık Anastasiadis sahneyi  terk edecek bahane arıyor ya!   “Bırakalım diyor görüşmecilerimiz Perşembeye kadar görüşmeye devam etsinler.  31 Temmuz’da saat 10’da  bir araya gelelim  ve yöntem konusundaki kararımızı açıklayalım.” 

(Şimdi dikkat!)  Anastasiadis masaya otururken önümüzdeki günlerin takvimini kesinlikle bilmektedir.  Öyle alaguduru hadi falan gün filan gün demek yok!  Her şey çok önceden takvime bağlı olarak süreç haline gelmekte.  Nitekim biliyor ki teklif ettiği 31 Temmuz Bayramdır!  Zaten Eroğlu da cevaben  “o tarih Ramazan Bayramıdır görüşemeyiz” diyor!  Bu kez Anastasiadis  ikinci tarihi veriyor.  Ne tesadüf o  da 1 Ağustos oluyor!  Ve tabi Eroğlu yine cevap  veriyor:  “O da resmi tatildir!” 
Ve Anastasiadis  “tilkiliğinin”   sonucuna varmanın rahatlığında,  “hiç  bir konuda mutabakata varamadığımıza göre tartışmaya devam etmenin bir anlamı yoktur”  diyerek sahneyi  terk ediyor!
Kısaca:  Görüşmeler çok iyi gidiyor,  çok güldürüyor çokk!