Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Şenlikli günler

Burak Karataş

Bu günler biraz karamsardır. Tadını çıkartabilen için keyiflidir de…

İnsanın içini amansız bir hüzün, nedensiz bir yorgunluk, siyah bir keyifsizlik kaplar. Hava soğuk, soğuk ve soğuk olur. Herkes evlere kapanırmış gibi gelir, bir yandan da bir sonraki gün kimse evinde oturmuyormuş gibi… Ne biri doğrudur ne öteki.

Evler turuncu renk olur, sımsıcak. Biz Amerikalı değiliz, Christmas puding yemeyiz. Evlerimizin bacası da yoktur hani… Ama insan, yıllar yılı önüne konulan o manzarayı görmeden edemiyor: Hani bacası kar yığınağı o güzel evler nerede?

Bize gelse gelse Nasreddin Hoca gelir bu sene! O da kurabiye yemez, börek yer.

Dünya yansa da birileri vur patlasın çal oynasın diye diye keyfini sürecektir anlamsız gayretkeşliğin… Birileri düpedüz cahillikten tabii…

Aksini iddia edenler arasında da çekememezlik edenler olacaktır, hasetlik edenler de. Kendi hayatını başkasının düzleminde dizayn etmeyi kendine yediremeyen doğru düzgün birilerine de rastlanır elbet aralarında.

Bu bir gayretkeşliktir. Malumatfuruş satmatalım, hani Hz. İsa aslında bu gün doğmadı, yeni seneye Katoliklere göre değil de Ortodokslara göre niye girmiyorsunuz, Ermiş Pavlus, Noel ile Yılbaşı aynı şeyler değildir, falan filan.

Bugün alışveriş günüdür; laf etmeyelim, esnaf burulur. Amerikan çocukları da kızarlar. Neyse, seçim günleri ‘solculuk’ edip savıyorlar işte, daha ne istiyorsak…

Normalde bir tek camiinin kapısından içeri girip bakmayan yarı-aydının Saint-Antoine’a gitmesiyle de mi dalga geçmeyeceğiz? Rejans’ta limonlu votka içip kafayı bulurlardı… Bir defasında rahmetli Savaş Ay, bunları “yerinde incelemek” için bir Yılbaşı günü oraya gitmişti de, anneciği Şükran Hanım arkasından söylenmişti: “Bir defa olsun camiye gitmedin, şimdi kiliseye mi gidiyorsun!”

Herhalde Baltalimanı tesislerine takılanları sadece Reis-i Cumhur değil, anneleri de takmıyor ve uyarmıyor.

***

Kendine gelmek için çevreye bakacaksın. ‘İlk gün’ gazete falan okunmaz (kitap deyip kendimle alay ettirmem). Baş ağrısı, dünden kalan yemekler, kimsenin içmediği berbat kokteyl tariflerini ne yapacağız derken… Gün biter gider.

Her taraflar boğuk renklerle bezeli, ağaçlarda tek yaprak yok, kuru soğuk, hava da erken kararır ha… Bir şeyler değişsin istersin, asla değişmez. İlk günden belli eder kendini. Söylenirsin.

Keşke atalarımız gibi Mart gündönümünü kutlasaydık, daha anlamlı olurdu.

Ben ne mi yapacağım? Şimdi kalkıp radyoyu açacağım, bir hüzzam faslı bulup kalacağım orada. Çay içeceğim yahut sıcacık bir tas çorba… Karnımızın ağrısını alır! Eskileri anacağım, özlediklerimi. Hiç yanında olamadıklarımı, hep yanında olduklarımı, düşündüklerimi, unuttuklarımı. Yarın ne olacak diye düşünmeyeceğim.

Yılbaşı iyi veya kötü geçer. Heveslice, çılgınca şeyler yaparak da geçer; yapayalnız, bir başına, üzgün bir şekilde de… Mesele o değildir. Tadına varan hüzne koyulsun. Ben bu gece çalışan herkes için üzüleceğim. Yalnız olan için, işsiz olan için, öksüz olan için, yetim olan için, işleyen için, anlaşılmayan için…

Hadi bir de film izleyeyim, saat 12’yi geçer, gider yatarım. Hepsi bu.

Zaten ilk gün gazete falan da okunmaz. İyi ki bugün yazıyoruz! Tatilde anca toparlarsınız. Sonra işbaşı… Allah selamet versin!

Yeni senede de bin defa Kıbrıs sorunu ve çözümü üzerine yazılır, onları okursunuz. Daha ciddi şeyler olana kadar kendinizi avutursunuz. İşte Cumhurbaşkanlığı seçimleri, estek köstek… Gazze’de, şurada burada, ama öyle ama böyle milyonlarca insan gitti pisipisine, umurumuzda mı?

Woody Allen’ın en iyi üç beş filminden olan, çok çok sevdiğim Radyo Günleri’nde (aman, mutlaka bulun ve izleyin!), o zamanlar popüler bir radyo oyununda “Maskeli Süvari”yi oynayan kısa boylu kel kafalı adam, terastaki dostlarına dönüp şöyle der: “Acaba bir gün bizi hatırlayan çıkar mı?”

Ben geçen seneden iyi şeyler hatırlamıyorum. Bu sene de hatırlayacağımı sanmam, acı hakikat bu. Ama geçen sene olduğu gibi çocuklarımızı bir hiç uğruna kaybetmeyelim.

Çocuklar ölmesin. Şeker de yiyebilsinler.

Bu dizeyle dalga geçerdik, Allah ciddi ciddi bunu da diyeceğimiz zamanları gösterdi bize. Neyse, varsın biz yanılalım da bunlar yaşanmasın. Bu da bir tesellidir icabında.