Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

ULUSLARARASI KRİZ GRUBU VE KUZEY’İN BAĞIMSIZLIĞI ÖNERİSİ

Kıbrıs siyasi sorununa yönelik görüşlerimizde yalnız olmadığımızı görmek hele bu görüşlerimizi  dışımızdaki uluslararası örgüt ve   devlet yetkili sorumluları ile de paylaşmak,  doğrusu şu ki  “duygularımızı okşuyor!”
Çünkü çevremiz öylesine   “tek sesli,  tek görüşlü,  tek açılı”   yetkili ve sorumlu insanlarla  dolmuştur ki  Kıbrıs sorununu  ne zaman değerlendirmek için yorumlamak gereğini duysak,  “acaba yine suratımıza barış ve çözüm karşıtı”  oluşumuzun tokatını mı patlatacaklar diye tedirgin oluyoruz!  Oysa barışı da çözümü de can’ı gönülden isteyenlerdeniz… Tabi  “nasıl olursa olsun”  demeden!  Konuyu açalım: 
ULUSLAR ARASI KRİZ GRUBU: Geçtiğimiz hafta  medyaya bomba gibi düştüydü.  Çünkü Uluslararası Kriz grubu yayımladığı raporunda  “Bağımsız Kıbrıs Türk Devletinin gayri resmi olarak tartışılmaya başlanması gerekir” diyordu…
Rum tarafının  mümkün değil kabul etmeyeceği öneriye göre  “Kıbrıs’la ilgili taraflar  ve uluslararası toplum, Kıbrıslı Türklere tam bağımsızlık ve AB üyeliği verilmesi yoluyla farklı bir birliğe giden yöntemi denemelidirler…”
Akıl yolu birdir diyoruz:  Ve UKG’nin  medyaya yansıyan raporundaki şu değerlendirmesini aktarıyoruz:   “Müzakerelerin bir kez daha başarısızlığa uğramaması için yeni düşüncelere ihtiyaç vardır… İki toplumlu,  iki bölgeli,  siyasi eşitliğe dayalı federasyon oluşturma çabalarının önündeki en büyük engelin toplumların birbirlerinden ayrı hayatlara,  dillere,  dinlere ve alt yapılara sahip olmaları ve de  ‘birleşik yeni yönetimin’  barışçıl statükodan daha riskli olacağı endişesidir…” 
Ki yıllardır ne diyoruz:  “Tarihi boyunca  “Türk-Rum birleşik Kıbrıs”ı  oluşturamamış iki halkı  ille de ve inadına  “birleşik Kıbrıs efkârında federal sisteme bağlamanın”  yeni krizlere davetiye çıkarmaktan başka bir yararı olmayacaktır…”
ULUSLAR ARASI KRİZ GRUBU:  Dünyadaki sorunlu bölgeleri  mercek altına alan,  bu konuda çalışmalar yaparken önerilerini de birlikte koyan  bir örgüt… Nitekim Kıbrıs eksenli çalışmalarında da   UKG doğal olarak hem Türkiye ile Yunanistan’a hem de Kıbrıs’taki Türk ve Rum halklarına tavsiyelerde bulunmaktadır:  
Mesela Türkiye’ye  Maraş’ı iade et,  askerlerini yavaş  yavaş çekmeye başla  ve üçte ikisi Rum’un olan Kuzey’deki mülkün tazminatını öde demektedir…
Buna karşılık da Rum’a   “sen de Kuzey’den mal satın alma sevdasından vazgeç  demektedir…  (Yani Kuzey’e dönme fikrini kafandan sök at.)
Mesela UKG Bağımsız  Kıbrıs Türk devleti başta olmak üzere her konunun tartışılmasını önerirken ikili ilişkilerin daha bir yoğunlaştırılmasını salık vermektedir…
Kısaca raporun asıl teması  “Kuzey’de egemen bir Türk devleti oluşturulmasına fırsat verilmesi” üzerinde gelişirken,  sonuçta iki tarafın da AB’li olacağı gerçeği çözümün anahtarı durumuna gelmekte hatta  “Nato”  gibi güçlerin bile çözümü garanti edecek fonksiyonel etkisi  hatırlatılmaktadır…
SONUÇ:  Kıbrıs Türk halkı iki tercihle karşı karşıyadır:   “Ya şu anda sürdürülen müzakereler çerçevesinde sonu hüsranla bitecek bir tecellide  kendini  birleşik Kıbrıs ahkâmlarında Rum’un nüfus ve mülk çoğunluğu altına sokacak azınlıktaki  yetkisiz,  etkisiz ve de Türkiyesiz  “tek egemenlik”  macerasını kabullenecektir…  Yahut da  Uluslararası  Kriz Grubu’nun  raporunda da ayan beyan ortalara serdiğince  “Kuzey’de mutlak bağımsız bir Türk Devleti olarak yerini alacaktır…” 
Umalım ki müzakereler en azından   “konfederal bir sistemi”   oluşturmak yolunda devam eder…           

        **********      

CTP’NİN BAŞINA İŞ AÇAN İSTİHDAMLAR OLAYI
Beni kıs kıs güldüren olay!  Çünkü bugüne kadar sureti haktan görüneceğim diyerek büyük bir alicenaplıkla devre dışına ittiği  “istihdamlar”  olayı ile ayağına resmen kurşun sıkan  “ilk  safdil iktidar partisi”  CTP oldu!  Ve dedi ki  “bundan sonra babam gelse kapıya, gir sınava ağam denecek…  Kazanırsa istihdam edilecek,  kazanamazsa   talihine küsecek!
Memlekette bugüne kadar gelmiş tüm teamülleri yıkarken,  siyasi partilerin varlıklarını sürdürmeleri nedeni olan bu karara  hiçbir siyasi iktidarın dayanamayacağı biliniyordu! 
Biliniyordu ki bugüne kadar siyasi partilerin seçimlerde sandıklara yansıyan oyları,  “vatan millet laflarının ateşli  nutuklarından”  yahut  ağızlar dolusu “halkım”  deyişlerinden  veya ekonomik program ve vaatlerinden dolayı değildi!  Aş iş bekleyen partililere  iktidar olundukta  aşa işe kavuşacaklarına yönelik yapılan vaatler,  hatta   aşikârından  taahhütnamelerdi!” 
Zaten gençlik konvoyların önünde bunun için koşturup yeri göğü inletiyordu… 
Zaten analar babalar çocukları aşa işe kavuşsun diye partilerin kuyrukçuları oluyorlardı.
Zaten  memurlar memureler,  müdür ve müdüre olmak için partilerin destekçileri haline geliyorlardı… 
Zaten müdürler müsteşar olmak için kulisler oluşturuyor,  seçmen tavlıyorlardı…
Zaten üçlü kararnamelerin sahipleri  makamlarında kalmak için partilerini koltukluyorlar,  üçlü kararnamelerle makamlara konmak isteyenler bu nedenle  parti ileri gelenlerinin kıçlarından ayrılmıyorlardı…
Eee, NE YAPTI CTP?  Hepsini de alt üst etti!  Bundan sonra dedi eğer istihdamlar yapılacaksa sınav yapılacak kazanan işe  kavuşacak!  Artı mevcut  geçicilere de kapının önünü gösterdi,  patırtısı hâlâ devam ediyor…
Ne var ki ortak DPUG bu yeni düzene dayanamadı,  6  kişiyi Mağusa Serbest limanına geçici  olarak istihdam etti.  Olur mu falan denecek oldu,  Serdar Denktaş  bal gibi olur dedi!    Zaten geçici aldık,  yarın münhaller çıkınca sınav olacak falan…
İŞİN KISASI ŞUDUR:  Bu ülkede siyasi partileri besleyen  “iş aş”  dolayısıyla istihdamlardır… Hele CTP gibi ne hikmetse özel sektörle hiç barışık olmamış,  hangi iş insanına baksa,  “kapitalist,  tefeci,  komprador burjuvazisi”  olarak gören ideolojinin partisi,  “aş iş vaadinin” de dışına düştü müydü çok merak ederim seçimlerde hangi argümanları kullanarak sandığa yansıtacak? 
Tabi doğruya da doğru diyelim…  Bu ülkede artık istihdamlar olayını siyasi partilerin popülizminden kurtarmak gerekir…
ANCAK:  Bundan önce düşünülüp yapılması gereken şu gerçek vardır:  Devletin daralttığı istihdamları   hangi kesimler yüklenecek?  Bu konuda var mı bir ekonomik çalışma?  Bir  yeni sistem arayışı?  Bir reformist hareket? 
Olmayınca da devletin kapısının sürekli çalınması mukadderat olacak… Ha, bu son istihdamlar olayının baş aktörü   Serdar Denktaş mı?  CTP’nin yalnız ciğerini sökse iyi.  Şişte kebap yapıyor! 
    ***********    
KISACA TAKILDIĞIMIZ  ŞU KIB-TEK…

Kıb-Tek bin defa haklı olabilir… Elbet elektrik borcu olanların  elektriklerini kesmek caizdir!  Ve elbet Kıb-Tek kendine verilen tahsilat yetkisini kullanarak borcu olanların elektriklerini kesecektir…
O zaman  “şikâyetin nedir”  diye soracaksınız söyleyeyim.   Kıb-Tek’in ve El-Sen’in üslubu başından tırnağına kadar falsodur… Sinir bozucu ve haysiyet kırıcıdır…  İntikamcıdır!
BAKIN: Geçtiğimiz hafta  karar verdi borcundan dolayı bazı belediyelerin elektriklerini kesecek…  Kaldı ki haklı çünkü o “bazı belediyelerin” 130 milyon elektrik borçları var… Az buz değil!   Dolayısıyla  Yönetim Kurulu çağrısını yapıyor,  “Bazı belediyelerin ciddi  elektrik borçları var yarından itibaren kesmeye başlayacağız”  diyor ve ekliyor:    “Siyasi baskılara boyun eğmeyeceğiz?”
İşte bu son cümle!  “Gerçekten bu tip tehditlere gerek var mı?”  Sonuçta kimse devletin üzerinde değildir…  Kıb-Tek de bizatihi devlet tarafından yetkilendirilen bir kurumdur…
KALDI Kİ:  İkide birde elindeki yetkiyi kullanarak elektrikleri zırt pırt kesip sonra da gereksiz ağız dalaşları  yapan Kurum  “elektrik sayaçlarından”  bile yoksundur!  Ki elektrik demek sayaç demektir. O kesintiler sayaçlar hükmünde gerçekleşmektedir!
Oysa aylardır   elinde sayaç yok!  Olmadığı için de inşaatı biten sayaçsız evlere apartmanlara kafadan   300 TL aylık ödeme zorunluluğu getiriyor.  Üstelik bazı aileler evlerine taşınmadıkları halde bu 300 lirayı vermek zorunda bırakılıyorlar!.. Sokak lambalarının ise pek  çoğunun yanmadığını  söylemeye bile gerek yoktur…
İnsaf diyoruz:  Kendi yetki ve görevlerini yerine getirmeyen bir kurumun  “yetkimdir”  diyerek milleti  sıkboğaz etmesini, devletle dalaşmasını anlamak mümkün olmuyor!  Aksine tatsızlık oluyor!