Farkındaysanız Rum medyası ne bizim medya gibi umut pompalıyor ne de “müzakerelerin” sonucuna yönelik tahminlerini “oldubitti maşallah, iyi olur inşallah” temennileri ile bitiriyor.
Tam aksine “müzakereler çok zor olacaktır” diyor… Ve daha işin başında Türk tarafını suçlayıcı ifadelerle “önümüze temcit pilavı gibi Eroğlu’nun eski önerilerini koyuyorlar” iddiasında, gidişattan hiç de memnun olmadığını belirtiyor…
NEDEN BÖYLE BİR TUTUMA GİRİYORLAR: Yine Rum medyası ile liderliğinin “müzakerelerden ne beklediklerinin” satır aralarına girdiğinizde anlıyorsunuz ki mesela Kudret Özersay’ın Mavroyannis’in önüne koyduğu ve görüşmelerin ana başlığını oluşturan “Yönetim, Güç paylaşımı ve de az biraz toprak konusu” Rum tarafını pek de ırgalamıyor! Nitekim Filelefteros Gazetesi’ne göre “Kıbrıs Rum tarafını daha çok ilgilendiren ana mesele, “geri dönüş, mülkiyet, Maraş’ın iadesi” gibi konulardır… Ve gazete devamla “Oysa Özersay 2012 de Türk tarafınca geliştirilen tezleri kriter olarak masaya koymaktadır” diyerek hoşnutsuzluğunu belirtiyor!
RUM TARAFININ AÇIKGÖZLÜĞÜ: Bilinen gerçektir. Rum tarafı önce “tek egemenliğe dayalı bir Kıbrıs formülünü kabul ettirmiş, müzakerelere bu başlık altında oturmuştur.” Ancak “Yönetim” başlığı altına koydukları bu “tek egemenliği” şimdilerde müzakere etmekte çok da acelesi olmadığını görüyoruz! Nitekim Rum liderliğinin dolayısıyle halkının müzakere masasındaki beklentileri şöyle gelişiyor: Maraş’ı Peşin peşin iyi niyet gösterisi kılıfına sokuyor ve müzakereler zemininde yutmak için “iadesini” istiyor.
Öte yandan “Tek egemenliği” ise “iki ayrı bölge” esasında değil, Kuzey’e dönüşü ile birlikte elde edeceği topraklarının reel gerçeğinde müzakere etmek istiyor!
ŞEYTAN AYRINTIDA GİZLİDİR O DA AB RAPORUNA GİRMİŞTİR: Rum tarafı bu siyasi açıkgözlüğünde en büyük desteğini ise soruna balıklama dalan AB’den alıyor!
Nitekim geçtiğimiz günlerde Türkiye ile ilgili hazırlanan ve onay alan “AB İlerleme Raporu Taslağında” önce görüşmelerin başlamasından, Maraş ve Mağusa Belediye Başkanlarının ortak açıklamalarından memnunluk duyulduğu belirtiliyor ve arada Kıbrıs Cumhuriyeti’ne (Rum tarafına) da çağrıda bulunarak AB gözetiminde Mağusa Limanının açılmasına cevaz vermesi isteniyor. Fakat sıra TC’ye gelince adeta ültimatom sayılacak şu emirler yağdırılıyor:
TC’yi Askerlerini çekmeye ve Maraş’ın iadesi için hazırlık yapmaya çağırıyoruz…
Türkiye’yi BM’lerin Deniz Hukuku ile ilgili sözleşmesini imzalamaya ve onaylamaya çağırıyoruz…
Tam anlamıyla Türkiye’yi AB protokolünü uygulamaya çağırıyoruz…
GÖRÜLÜYOR Kİ: AB’nin de derdi Rum’un Kıbrıs’taki dertleri oluyor! Kısaca AB mazlum Rum’u Türkiye’nin elinden kurtarmak için al gülüm ver gülüm elinden geleni yapıyor! Ve biline ki müzakerelere bu ahkâmlar içinde başlanıyor…
**********
HAK ARARKEN HAKLAR YENMEZ! (EMEKLİYİ HEDEF ALANLAR ÖNCE KENDİLERİ MAL BEYANINDA BULUNSUNLAR.)
Memlekette bugüne kadar “reform nitelikli” çıkartılan üç beş yasadan bir tanesi “Tek Sosyal Güvenlik Sistemi” oluyor. Bu şeref de nasılsa devri iktidarında ve de kırk yılın kıtlığında CTP’nin oluyor…
Ve biliniyor: Yasa geriye doğru çalışmayacağından bundan sonra ister devlet, ister özel, ister tüzel olsun… Kim nerede istihdam edilirse edilsin “Tek Sosyal Güvenlik Sistemi” kanun ve yükümlülüklerine bağlı olacaktır… Bunu herkesler biliyor, zaten yasa da öyle çalışmaya başlıyor.
Ta ki Elcil’li KTÖS’ün “eşit işe eşit maaş” diyerek muzırlık yapmaya başlamasına kadar…
Ta ki “sanki bu yasa çıkarsa, sonrasında istihdam edileceklerin bu sistemin gerektirdiği maaşlar ve primlere bağlı olacaklar bilinmiyormuş da yeni öğrenilmiş numaralarına yatılıncaya kadar!
Ve diyorlar ki “efendim ayni okulda ayni öğretmenin biri şu kadar maaş alıyor, ayni işi yapan yeni istihdam edilmiş öğretmen şu kadar daha az maaşla işe başlıyor, yahut almaya devam ediyor!”
Ve dün Tek Sosyal Güvenlik Sistemini “reform” diyerek alkışlayanlar, bugün tu kaka diyerek “Göç Yasası” olarak ilan ediyorlar! Yetmiyor ama:
HAK ARARKEN HAKLAR ÇİĞNENİP YENMEZ: Memleketin entel gevezeleri harekete geçiyor. Zaten bu memlekette herkesin gözü öbürünün parasında kazancında ya! “Keselim emeklilerden verelim az maaş alanlara, sosyal ve hakçasına dengeler sağlayalım!” Eh komünist ülkelerde de fiks menü öylesi maaş olayları vardır!
SİZ NE DİYORSUNUZ KARDEŞİM? Bu memleketin şimdilerde artık yarısının yarısının bile kalmadığı astronomik emeklilik maaşı alıyor dediğiniz o “emekliler,” gün geldi yıllarca ve hep birlikte hakimi hekimi, öğretmeni memuru, müdürü vekili, ayda 28 Kıbrıs Lirası maaşa talim etti! Ve bu fedakârlığa gıkını bile çıkarmadı, çünkü o yıllarda “vatan millet” mefhumu ruhlarının bayraklarıydı…
Gün geldi bu memleketin emeklileri çoluk çocuğunun nafakasını bile temin edemezken, onları okutmak, onları devletin görevi olmasına karşılık hayata hazırlamak, ev bark sahibi yapmak, evlendirmek için bir daha, bir daha mahvoldu!
Gün geldi bu memleketin astronomik maaşlı dediğiniz emeklileri kanser, kalp, şeker, prostat, diş, alzheimer hastalıkları yollarında can çekişirlerken, son yaşam umudunda olancası parasal tasarruflarını da harcadılar, yetmediğinde bankalardan borçlanıp sonra ödeyemediklerinden, öte tarafa gözleri açık ve utançla gittiler!
Gün geldi bu memleketin emeklisi doktor doktor gezerken maaşını ilaçlara yatırdı! Bankaya koyduğu üç liralık tasarrufu gün geldi döviz vurgunlarında toprak esamesine düştü! Şimdi de alıyorsa eğer şu kadar bin lira ne yapıyor ki o parayı? Çoluk çocuğuna, torunlara aktarmaktan, çarşı pazara akıtmaktan başka…
VE BU İNSANLARLA UĞRAŞIYORSUNUZ: Ömürlerinin son demlerini yaşayan bu insanları adeta suçlayarak, lanetleyerek, yok 7 bin lira ayda alıyorlarmış, yok beş bin liranın üzerinde olanlardan kesinti yapılsınmış diyerek suçlu sandalyelerine oturtuyorsunuz! Şu bizim müthiş devrimciler gibi! Hani insanları trafik kazası yapmadan potansiyel suçlu ilan edip, peşin peşin yüzde 30 daha fazla prime mahkûm eden mantaliye sahip kafalar gibi!
Bu ülkeyi devenin hörgücüyle yiyip sömürenleri görmek istemeyenler, bizatihi kendileri en debdebeli hayatları yaşayanlar, hanelerine akan hesabını vermedikleri paraları, villaları ile carta çekenler; Şimdi “halk kahramanları” rollerinde yolları sokakları tutmuşlar, “zenginden alacaklar yoksula verecekler!” Pööö! Eğer bu ülkede “hakçasına paylaşımlar yapılsaydı” bu yaygaraları yüksek kişilerden bir teki ayakta duramazdı!
GELELİM ESASA: Desek ki biz yıllar öncesinden bağırıyorduk: “Bu ülkede maaşlar anomalisi” vardır! Ve KTÖS’ün salonunu, “toprak ekenin su kullananın” diyerek çınlatıyorduk!
Çünkü paylaşım nedir, kim yer kim bakar bilirdik… Ya siz! Hangi sınıftansınız ki? Emekliyi hedef alanlar önce “kendilerinden” başlamalıdırlar. Mal varlıklarını, bankalardaki hesaplarını, nereden bulduklarını açıklamalıdırlar… Ki görelim bakalım: “Bu memlekette asıl kimin kimine vereceği vardır!
**********
KISACA TAKILDIĞIMIZ
İşimiz çözüme kaldı! Çözüm olursa turizm patlayacak… Çözüm olursa ekonomi canlanacak… Çözüm olursa insanlar refah ve saadete gark olacak… Çözüm olursa inanmayacaksınız ama artık adada kuraklık bile olmayacak, her kış şakır şakır yağmurlar yağacak!
Her derde deva çözüm! Ya olmazsa? Al sana bir kara düşünce! Ne turizm olacak ne ekonomi canlanacak! Hatta beterince her yıl kuraklık devam edecek!
Bir halk eğer “sosyo ekonomik” kaderini bu kadar siyasi soruna adapte ederse ve eğer “siyasi sorunu” bu kadar büyük çapta bir “yaşamsal felsefe” haline sokarsa karşısındaki Rum ne der? “Ha, demek ki bunlar batıp gittiler! Çözüm istiyorlar ki dirilsinler… Demek ki işleri rölantiye alırsam daha çok ödün kopartacağım! O zaman neden çözüm için acele edeyim…” Diye düşünmez mi?
NE DİYORDUK: Önce çözüm mü yoksa ekonomi mi? İkisini bir arada götürmek mümkün olmadı. Kırk yıl sonra hâlâ önce çözüm diyoruz! Ve çözüm yok!
Bir defa da şu ekonomiyi alalım çözümün önüne… Bakalım çözüm için Rum mu koşturur peşimizden yoksa biz mi koştururuz halâ Rum’un peşinden…
































