Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısKöşe Yazarları

Popülizm ve İdeolojik Çelişkiler

Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’nde  yaşanan siyasal, ekonomik ve sosyolojik sorunlar, geçmişten bugüne bilimsel bir zeminde değerlendirilmesi gereken karmaşık bir yapıyı ortaya koyuyor. Bu sorunların oluşumunda, sadece yapısal faktörlerin değil, aynı zamanda ideolojik yaklaşımların da önemli bir rol oynadığı aşikardır. Popülizmin bir bilim disiplini olarak kabul edilmesi gerektiğini düşünürsek, Kıbrıs Türk halkı ve temsilcilerinin olaylara çoğunlukla popülist eylemler ve söylemlerle yaklaştığını görmekteyiz.

Toplumumuzdaki sorunların çözümü, sadece sistemsel değişikliklerle sınırlı kalmamalı, aynı zamanda ideolojik yaklaşımlar ve siyasal düşüncenin yarattığı farklılıklar üzerinden de ele alınmalıdır. Farklı yöntemler ve davranışların toplumsal bir olguya dönüşmesiyle birlikte, yeni bir yönetim biçiminin konuşulması gerektiğine inanıyorum. Bu bağlamda, halkın “birbirine benzediğini” iddia ettiği siyasi yapıların neden ve nasıl benzeştiğini sorgulamak elzemdir.

Son dönemlerde, mobilizm söylemlerinin de artan bir şekilde kullanılmasına tanık oluyoruz. Etnik ayrışma ve toplumun bu söylemler üzerinden kutuplaştırılması, siyaset bilimi açısından mutlaka analiz edilmesi gereken bir olgudur. Toplum olarak neyi anladığımızı ve neyi anlamadığımızı sorgulamalı; anladıklarımızı doğru ifade edebilmeli, anlamadıklarımızı ise anlıyormuş gibi yapma yanılgısından kaçınmalıyız.

Siyasi sorumluluk üstlenen ya da bürokraside görev yapan bireylerin, yeterli bilgiye sahip olmamalarına rağmen bu eksikliklerini kuralmış gibi göstererek karar alma süreçlerinde hareket etmeleri, ülkemizdeki sorunların kalıcı ve sürdürülebilir bir şekilde çözülmesini ciddi şekilde engellemektedir. Bu tür davranışlar, hem yönetim anlayışımızda hem de toplumun genelinde büyük bir güven bunalımına yol açmaktadır. İç dinamiklerimizi değerlendirirken, yalnızca dış etkenleri suçlamakla yetinmek yerine, içerideki iş bilmezlerin oluşturduğu ve yanıltıcı bir yapı olarak savunulan bu sistemin toplumsal yapıyı nasıl zayıflattığını da eleştirel bir gözle değerlendirmeliyiz. Bu durum, popülist yaklaşımlar ve ideolojik karmaşalarla şekillenen siyasal yapımızın en büyük handikaplarından biridir ve bu bağlamda, toplumsal gelişim için ideolojik farklılıkların ötesine geçilmesi elzemdir.

Tüm bu gerçekler ışığında, ülkemizde, siyasal ve politik analizinin, uluslararası normlar çerçevesinde yapılmadığını ve mevcut durumun bilimsel verilere dayandırılamayan bir yapıyla karşı karşıya olduğumuzu görmekteyiz. Bu bağlamda, ülkemizin gelecekteki gelişimi ve toplumun özgünleşmesi ve refahı için, bu yapısal ve ideolojik sorunların derinlemesine incelenmesi ve çözümler üretilmesi gerekmektedir.