Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
KıbrısKöşe Yazarları

Ense…

Burak Karataş

Bu yazıyı sizlere çok gürültülü bir ortamda yazıyorum. Üstelik bu, benim tercihim olan bir şey de değil… Buna “maruz” bırakılıyorum yani bir yerde. Yazıyı yazdığım yer, tahmin edersiniz ki, Sanasaryan Hanı’nın alt katı değil, evim.

“Peki ya nereden kaynaklanıyor bu gürültü?” diye sormayınız, vallahi pek mahcup kalırım. Çünkü ben de bilmiyorum! Sanki evin etrafında bir yerlerde bir düğün var, ama… Muttali olamadık.

Bu nedenle düşüncelerimi duymakta dahi çok zorlanıyorum, değil de kaleme almak… (Yine de deneyeceğim ya, “sürç-i lisan edersek affola” diyelim.)

Eminim sizler de benzer sıkıntıları duyuyorsunuzdur hayatınızın çeşitli noktalarında. Çünkü sokaklarımız artık o bildik “eski Lefkoşa” sokakları değil de, ne bileyim, herhangi bir Uzak Asya ülkesinin başkentinin sokaklarına benziyor. Bunu oralardan adamıza gelen insanlardan dolayı söylediğim sanılmasın… İşi o noktaya götürmeksizin; sokaklara ve etraftaki bakımsızlığa, gözümüzün değdiği her yerdeki mezbeleliğe bakmak, yeterli olacaktır sanıyorum.

Tüm bunlardan sizler de en az benim kadar şikayetçisiniz, değil mi?

Umudunuzu kaybetmeyin. Merhum Çetin Altan üstadımızın sevdiği ve Türk basınına kattığı o meşhur tabirle, “ensenizi karartmayın”.

***

Kutlay Erk refikimiz, güzel bir yazı kaleme almış. Tebrik ederiz.

Türk dış politikasındaki görevlendirmeleri fevkalade bir üslupla anlatır ve yererken, “gözden düşenin Prag’a yollandığı” acı gerçeğinden dem vurmuş.

Vallahi böyle gözden düşmeye can kurban Kutlay Bey!.. Yani, söz gelimi basit bir vatandaş olan bendeniz için.

Hani Prag olmazsa da Viyana kurtarır yahu… Budapeşte’ye de eyvallah deriz icabında… Ne de olsa biz bu vatan için neler yapmadık ki? Kimimiz elçilik ettik, kimimiz yazı yazdık… Fark eder mi?

Siz yine de umudunuzu kaybetmeyin sevgili okurlar… Bu fakir görmese de belki içinizden birileri görebilir umut kapısının ucunu.

Ne diyorduk? “Enseyi karartmayın”…

***

Sayın Başbakan’ın bir demeci gazetelerde yerini aldı.

Aynen okuyorum, sıkı durun: “Yıllardır ciddi bir sorun olan, bakanlıkların daireler ve kurumlarla ilgili yürüttüğü çalışmalardaki eşgüdümü olumsuz yönde etkileyen ve her hükümet kuruluşu döneminde, pazarlıklara zemin hazırlayan dairelerin ve kurumların bir bakanlıktan başka bir bakanlığa taşınması uygulamasını tarih sayfalarına gömüyoruz”…

Yani özetle deniyor ki: Bakanlıklar arası daire pazarlıklarına son veriyoruz…

Benim gibi kafası tersten çalışanlar derhal demek istediğim şeyi anlayacaklardır… Bu ne demektir? “Biz bu zamana kadar her yeni hükümet kurulduğunda kıran kırana daire pazarlığına giriştik” demektir.

Biz bunu bilmiyor muyduk? Elbette biliyorduk. Daha doğrusu, elimizde veri olmadığından, “seziyorduk”. Artık veri de var, doğru seziyormuşuz.

Bilirsiniz, genelde kötü sinema işlerinin galalarında “biz çekerken çok eğlendik, umarım siz de izlerken eğlenirsiniz” gibilerinden gerçek olmayan, kimselerin inanmadığı birtakım laflar edilir.

Demek bizler buna benzer laflar duymayacağız artık “devlet büyüklerimizden”.

Sayın Başbakanı’nın “demeci”, bize bunları söylüyor.

Tabii, inanırsanız.

Tabii, umudunuz halen diri ve taze ise.

Tabii, Çetin üstadımızın lafına uyup da “enseyi karartmadıysanız”…

Tüh yahu, ben bugün size çok sevgili Hakan Karahasan’ın “Umut Zamanları” kitabından yola çıkıp “hakiki umudu” anlatacaktım, bak, yerimiz kalmadı…

Neyse, kararmadık bir yer kaldıysa hala, enseyi karartmamaya devam ediniz. Nasıl olsa haftaya anlatırız. Eser, kalitesini yitirecek değil ya!..