Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KENDİ ELİMİZLE KENDİ GÖZÜMÜZÜ ÇIKARTIYORUZ!

Eğer devlet iddiasındaysanız.. Neyse seksen milyonluk parlamenter sistemle yönetilen ötesi bir  devletin  yönetimi, demokratik teamüller eşleşmesinde  500 bin kişilik bir toplum da olsanız siz de “devletsiniz.”

Tanınmadığı halde KKTC öylesi bir benzeşmede evet devlettir! Ki 1983’lerden önce “yönetimler” esamesindeydi

Nitekim Rahmetlik Denktaş da 1983’de Kuzey Kıbrıs Türk Yönetimini  benzer düşünceyle “Devlet oluş iddiasında  ilan ettiydi.  Ancak KKTC’i   ekonomiyi değil, siyasi sorunu gözleyerek ilan ediyordu.

Ki mücadele yıllarında  cemaattık.   Kendimize “Kıbrıs Türk Toplumu” diyebilmek için 1974’leri ve sonrası “Kuzey Kıbrıs Türk Devleti” gerçeğini yaşamamız gerekecekti.

KKTC Kuzey’deki  bu siyasi   değişimin sonucuydu.. Kuzey’de Türk devletini kurarak Güney’deki Rum toplumu ile oluşturulan “Kıbrıs  Cumhuriyetinden” koparken, adayı resmen “iki devletli” bir siyasi konuma soktuk..

***

BİLİNİYOR AMA:  Gözlediğimiz  amaç gerçekleşmedi. Kendimizi “Devlet olarak”  ne BM’lere ne de AB’ye kabul ettiremedik.

Uluslar arası ilişkilerden yoksunluk da söz konusu oldukta belki hâlâ “telaffuz” etmekten sakınıyoruz ama “tutun ki Türkiye’nin bir “vilayeti” esamesinde kaldık! Tek farkla “devletimizin sahibi” olarak..

ÖTE yandan dünya ülkeleriyle kuramadığımız siyasi ve ekonomik ilişkileri de Türkiye ile oluşturarak 47 yıldır nihai çözümü bekliyoruz ki şunu bilelim: “Kuş muyuz yoksa deve kuşu muyuz?”                                                                                      ***

PEKİ bu siyasi açmazlar içinde son mali ve ekonomik  bunalım neyin nesi olmaktadır? Çünkü kendimizi “Devlet” olduğumuza  o kadar inandırdık ki sonunda Türkiye’ye de burun kıvırdıktı ki şimdilerde ödediğimiz faturanın bir nedeni de budur, söyleyim:       “ADA EKONOMİSİ arayışlarına yöneldiğimizde   TL karşısında çok değerli olan  “sterlin ağılıklı” bir piyasa ekonomisi” yarattık ki  bugün ceremesini “paha üstüne ulanan pahalılıkla ödüyoruz!”

Bilirsiniz, “taşıma suyla değirmen dönmez” derler..                                  Ankara’nın parasal katkıları ne olursa olsun, sonuçta tedavüldeki Türk parasını sterlin ve dolar karşısında “konvertibiliteye” tabi tutmaktan başka çaremiz kalmayacaktı..       Sonuçta TL ile dövizin parasal dalgalanmalarından kaynaklı   kur farklılıklarını   değerlendirmeyi becerenler  daha çok kazanırlarken;  sabit gelirliler bir kez daha kaybedeceklerdi..

ELBETTE Devlet  bu spekülatif hareketlerin dışında kalacaktı. Hepsi o kadar ama!           Nitekim şu sıralarda eli kolu bağlı kurların istikrar kazanmasını bekliyor…

Beklerken de “millet kendi çıkarlarına ve kârlarına uygunluğunca ve de kabiliyetleri oranında ayaklara  kadar gelen bu fırsatı nasıl değerlendirip hanelerine kazanımlar olarak kaydedeceklerinin hesaplarında soluklanıyorlar!”

***

HA NE DİYECEKTİK? Geçmişte Türkiye hapşırsa biz nezle oluruz falan mı diyorduk!          Şimdi öyle değil.. Gitgide Türkiye’deki mali ve ekonomik krizleri buralarda “ele geçen fırsatlar değerlendirmesi” kalemine soktuk!  Birileri kaybetse de birileri kazanmakta!

Yani artık KKTC de “oyunun oyuncularındandır!                                                                                  ***

KISACA TAKILDIKLARIM:

Geçenlerde Mağusa Belediyesinden emekli tanıdığım bir arkadaşla bakkalda karşılaştım. Aldıklarını kasiyere ödedikten sonra herkeslerin işiteceğince ve canhıraş bir feryatta adeta haykırıverdiydi: “Bu ne pahalılık! Ve aradan “bir yılı aşkın süre geçti hâlâ Belediyeden emeklilik maaşımı vermediler. Ha bu ay ha gelecek ay derken bir yılı geçti hâlâ alamıyorum!..”                          İşte bu memlekette artık böyle yaşanmaktadır! Ki ne dediydi Orhan Veli, “bedava yaşıyoruz bedava. Su bedava hava bedava…” Yetmez mi?

***

MARAŞ’ın bir mahallesini açmakla iyi mi yaptık henüz belli değil. Fakat açtığımız o mahalle ile ilgili başımıza yeni  siyasi sorun sardığımız muhakkak.. Nitekim bu Maraşın bir mahallesini açma olayı bizim için gündemden düşmüş de olsa Rum tarafı “olayın” ateşini sürekli eşeliyor!

SONUNCUSU AB’nin “Dışişleri ve Güvenlik Politikası Yüksek Temsilcisi, “muzır musallat” Borrell’den geldi!

MİTEKİM Borrell AB ülkeleri Dışişleri Bakanlarının  toplanarak  aldıkları bazı ortak kararları açıklarken şöyle bir karara vardıklarını söyledi:

Eğer açılan bölgede her hangi bir tasarrufta bulunulursa yaptırım uygulamaları gerçekleştirilecektir.. Ancak bu yaptırımlar TC yada KKTC’e yönelik değil, doğrudan açık bölgede faaliyet gösterecek olan “kişi veya işletmelerle, kurumlara yönelik olacaktır.”

BU konuda sıralanan yaptırımlar ise şöyle olacakmış: “Açılan bölgede faaliyet gösterecek bireylere  ve kurumlara kısıtlayıcı önemler getirilecek.. Katılım öncesi fonlarından daha fazla kesinti yapılacak.. Mali destekte kısıtlamalar gerçekleştirilecek.. AB Yatırım Bankasının uygulayacağı kesintiler gündeme gelecek…

ANLADIĞIMIZ şu:  “yaptırımlar  sadece (Türk Rum) Kıbrıslılara  şamil değil. Özellikle Türkiye’den ve ötesi ülkelerden yatırımcıları da kapsayıcı olacak.. Şahıslar cezalandırılarak imar iskân ve ötesi ticari ekonomik girişimleri önleyecekler..

Ne diyeyim? Kapalı tutarsın vay! Açarsın vay vay! Eee ne olacak bu Maraş sorunu?