Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

SUCUOĞLU HAYAL SATIYOR…

 Ülke Türkiye ile birlikte, hatta ondan daha büyük bir hızla felakete doğru gidiyor…

 

Sterlin ben yazımı yazarken, 14 lirayı aşmış durumdaydı. Nerede duracağı, durup durmayacağı belli değil. Borcu olanlar bir yana, sıfır döviz borcu olanlar da aynı şekilde fakirleşiyor. Yaşam düzeyleri hızla yere çakılıyor. Döviz demek, zam demek, hayat pahalılığı demek. Üstelik sonu da görünmüyor…

 

Bu durumda, seçimler arifesinde siyasi partilerin söylediklerine kulak kesiliyor insan doğal olarak. Ekonomide de diğer alanlarda da beklentilerimi karşılamayacağını bildiğim halde, yeni yüz Faiz Sucuoğlu’nu merakla izliyorum. Acaba diyorum, olup biteni doğru değerlendirebilecek mi, geleneksel UBP zihniyetinden farklı bir şeyler yapacak biri mi?

 

Maalesef hayal kırıklığı…

 

İşte söyledikleri…

 

“Kıbrıs Türk halkı ve Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti hep tanınmamışlığın dezavantajlarını yaşadı. Artık tanınmamışlığın avantajlarını da yaşamanın zamanıdır. Beni Avrupa Birliği yasaları çok ilgilendirmez…. Dolayısıyla ben kendi yasalarımı hazırlayıp kendi ülkeme avantajlar sağlayabilirim… Singapur ve Tayvan gibi tanınmamasına rağmen çok ciddi geliri olan ve refah içerisinde olan ülkeler var”…

 

Şimdi bu hayal değil de nedir? Saner’in nereden kopyaladığı çok da belli olan ”Açık Pazar” hayalinden farkı nedir? Çare bu mudur? Sonuç, umut yok!

 

“Sıcak para lazım” diyor Başbakan. Onun da çaresini “tanınmamışlığın kurallarıyla” ülkeye sermaye getirmek olarak gösteriyor. Anlaşılan korsanlığa başlayacağız.

 

Herkesin TL’den kurtulmak gerektiği konusunda görüş birliğine girdiği, her yerde bu konunun tartışıldığı bugünlerde, AB’nin kabul etmediği yöntemlerle bir takım sektörleri davet edecekmiş de, böylece sıcak para gelecekmiş. Nasrettin Hoca’nın yün hikayesi gibi. Hani koyun yetiştirecek, koyunun tüyleri tellere takılacak, toplayacak, satacak da borcunu ödeyecek…

 

Dediğini yaptığını kabul edelim, dünya ticaret ahlakının dışında birtakım işlere girildiğini de varsayalım, bunun realize edilmesi, gelir elde edilmesi ne kadar bir zaman alır? O güne kadar ne olacak? Anlaşılan Sucuoğlu’nun kısa vade için çözümü yok. Tek düşündüğü Türkiye kapılarına gitmek… O ne kadar çaredir, orası da meçhul.

 

Sonra, haydi uzun vadeli düşünelim. Adaya getireceğiniz bu muhataralı sermayenin de tarafınızca tam koruma altına alınmayacağının garantisi nedir? Sıcak para getirecek, bizi refaha kavuşturacak diye başlayan ticari üniversiteler, kumar turizmi, bet olayı nasıl vergiden korunuyorsa, bunlar da korunmayacak mı?

 

Mantık hiç değişmemiş, “Türkiye’nin kaderi neyse, bizim de odur”… Başka yol aramak milliyetçiliğimize ters düşer.

 

Öyle “kendi kendimize yeteceğiz” falan yok. KKTC’nin gerçek anlamda ayrı bir siyasi yapı olarak yapması gerekenlerden uzak duracaksın. Ne o öyle kendi kendini kurtarmak falan…

 

Bakın, geçen ay 478 dolar eden asgari ücret, bugün 410 dolar. Kayıp sadece bir ayda 68 dolar…68 dolarlık ekmek, 68 dolarlık akaryakıt, 68 dolarlık süt eksik girecek evlere. Ekmek zam yemiş, süt zam yemiş, elektrik el yakmış, insanların elindeki para buharlaşmış, vaat “Tanınmamışlığın avantajlarını kullanacağım”… Ölme eşeğim, ölme, bir gün gelecek ot bitecek.

 

Bir kez daha kani oldum. UBP, başına kim gelirse gelsin, ekonominin realitesini ne anlamak ne gereğini yapmak niyetindedir.

 

Seçim sizin…

 

YERİN KULAĞI VAR

 

DENETİMİ İŞLETMELER YAPMAZSA, İŞLERİ ZOR:

220 vaka size çok mu geldi? Geceden sabaha neredeyse ikiye katlanmış. Gidişatı tersine çevirecek olan denetim ama ne gezer…  Kapanmalardan zarar gören, şu anda kapanma dendiğinde kabus gören işletmeler, eğer yeniden aynı şeyleri yaşamak istemiyorsanız gereğini siz yapacaksınız. Bilin ki bu devleti yönetenler, karar alır ama denetimini yapmaz. İş başa düşmüştür. Kapıda o kontrolleri sıkı tutacaksınız. Devlet istedi diye değil, batmamak için. Biri gelecek, kontrol edecek falan beklemeyin. İflaslar yaşanırken, kimsenin umuru olmadığını gördünüz, daha ne beklersiniz?

 

TATAR BİLDİĞİNİZ GİBİ:

Koltuğa oturtulduğu günden beridir kendi vatandaşını Anadolu insanına kötülemekten başka bir şey yapmayan Ersin Tatar, İyi Parti temsilcilerine, “Federalistlerin amacı, Kıbrıs’ta federal cumhuriyet maskesi altında Kıbrıslı Türkleri yama etmek ve AB’de olmayan Türkiye Cumhuriyeti’ni adadan göndermektir. Böyle bir oyuna gelmeyiz” demiş. Yani çözüm isteyenler, “hain”… O koltuğa oturmanın bedelini, kendi insanlarını jurnalleyerek ödediğini sanıyor…

 

SEÇİM ERTELENEBİLİR Mİ:

Dün ismi lazım değil bir vekilin ağzından duydum, şok oldum. En erken tarihte seçim için onca taahhüt veren, “tek hedefimdir” diyen Sucuoğlu UBP’sinde, kapalı kapılar arkasında seçimin ertelenmesi konuşuluyormuş. İddia bu. Eğer doğruysa, bunun Sucuoğlu’nun fikri olduğuna beni kimse inandıramaz. Geçsin bu bütçe, traş bitsin, kel görünecek…

 

UBP TAMAM , DP BONUS:

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ve UBP kurultayında yaşananların bu seçimlerde de yine sahnede olacağını beklemek yanlış olmaz. Ankara’da birilerinin UBP’li bir hükümetten yana bir tavrı olduğu artık bir gerçek. Bu nedenle seçimlerde boş durulmayacak. Bu kez olası bir yol kazasına karşı UBP’ye koltuk değneği olacak bir partiye daha ihtiyaç var. Bu parti de DP’dir. Toplumda “baraj sorunu yaşar” denilen DP’de son günlerdeki örgütlenme ve üye yazma konusundaki hareketlilik gözlerden kaçmıyor. Belli ki işi sağlama bağlamak için UBP’nin yanında DP’nin de Meclis’te yeterli sayıya ulaşması için bir çalışma var.

 

SİYASİ PARTİLERE DESTEK ÇAĞRISI:

Avukatlar, hekimler, mühendisler ve mimarların meslek odaları vatandaşlık yasasını dava ediyor. Tek tek insanlarla uğraşmak yerine, istisnai vatandaşlık hepten kaldırılsın diye. Bildiride bir cümle var;  “Tüm siyasi parti ve milletvekillerimizi bu yasal düzenlemeye destek vermeye çağırırız”. İşte bu çok önemli. Acil gündemlerimizden biri vatandaşlık yasası. Şu seçim öncesi de oyların yönünü belirleyecek önemli bir etken olacak. Bakalım kim açık açık konuşacak…

 

“DÜRÜST SİYASETÇİ”:

Ülkede tek kuruşluk sosyal yatırımı olmayan, nasıl ve hangi kriterle vatandaş yapıldığı belli olmayan, askerlikte “çürük” görünen Bertan Zaroğlu, şimdi kalkmış ülke siyasetinin en büyük ihtiyacının ‘dürüstlük’ olduğundan ve dürüst siyaseti de ancak dürüst isimlerin yapabileceğinden dem vurarak muhalefeti eleştiriyor.