Bugüne kadar siyasi parti “kulislerini” hiç merak etmedim..
Sadece bir devrelerde TKP’den aday olan bazı arkadaşlara seçimlerde yardım etmek için kulislerinde dönüp durdumdu ki kelli felli politikacıların oy uğruna nasıl “halk” dedikleri fırsatçı ve mürai seçmenlerin bile sümüğünü çekmek zorunda kaldıklarını seyrettiydim ibretle!
VE hemen her devrede ve bugün de memleket malının nasıl deniz, yemeyenin nasıl domuz olduğunu ve nasıl şuna buna peşkeş çekildiğinin tanıdığı da oldumdu!***
POLİTİKANIN bu yönünü sevmesem de gitgide kabullenip “bu memlekette başka türlü seçim kazanılmaz” düşüncesinde fesi ben de yere koydumdu!
Kaldı o oy uğruna peşkeş çektikleri ne babalarının mallarıydı ne tapularında kayıtlı.. Aptal Rum’un Kuzey’den çekip giderken hâlâ harca savura bitiremediğimiz “bıraktığı artıklarıydı!”
İnanamayacaksınız ama bugün de hâlâ gamaz gargalarının leşlere dadanıp kakalaması misali geriye kalan kadavraları kakalanmakta, seçimlerden seçimlere pazarlık masalarında “seçtirenle seçilecek” aralarında “senet” haline getirilmektedirler..
***İSPATINI görmek isterseniz gidin yeni açılan Maraş’ın Mağusa hisarlarından da görünen sınır boylarına bakın.. İnşaatlar başladı bile.. Binalar kat kat yükselmekte! Hem de işlere öyle geldiği için söz konusu toprakların “evkaf malı mıdır değil midir” sorgusu suali yapılmadan!
***
NE DİYORDUM: Önümüzde bir yeni seçim vardır..
Meraklıları için yazayım. Devir tam da hama huma devridir.. Üstelik bu seçimde mevcut “argümanlara” bir de “Maraş” eklenmiştir.. İster sahilinden isterseniz içinden..
Sakın gocunup yerinmeyin.. Acele edin. Yoksa bilirsiniz “sona kalan dona kalır!” ***
KISACA TAKILDIKLARIM: Bir gün bana sorulsa: “Yıllar yılıdır bu ülkede yaşıyorsun. Ki artık zaten misafirisin.. Sana sorsak ve desek ki “onca ömrün içinde hangi siyasi yada toplumsal olay seni çok olumsuz etkiledi. En çok hangi olaya çok üzüldün?”
Hiç düşünmeden cevap veririm çünkü vereceğim cevap hâlâ içimde kanayan bir sızıdır, istesem de unutamam, unutturmaz zaten! ***
“SUYUNU İSTEMEYİZ!” Türkiye’den borularla suyun akıtılması kesinleştikten sonra bazı siyasi parti ve birliklerle yurttaşların yüzlerini Türkiye’ye dönüp, suyunu istemeyiz” diye bağırmalarını!
Hiç unutmadım! Ki bu suya sadece Kuzey’in değil Güney’in bile ihtiyacı vardı!
***
NEDENİNE gelince: Bizim kuşak çok iyi bilir. Ömrümüz susuzlukla geçti.
Sulu alanlara Rumlar sahip çıktıklarından Türk halkı sadece “rençber” olarak ifade edilecek kuru ziraatın esiri olabildilerdi. Hayatlar neredeyse “yağmur yağarsa” ihtimaline kaldıydı!
TC’den akacak su kansız bedenlerimize zerk edilecek kandan daha değerliydi.. Zaten öyle olduğunu da akan suyla görüverdik.. ***
FAKAT Kıbrıs Türk halkına yada bazı kesimlere işte KKTC’e akacak bu suya “hayır” dedirttilerdi. “Suyunu istemeyiz” diye naralar attırdılardı!
Onlara rağmen bu su geldi. Artık ne asırların susuzluk derdi kaldı ne de korkusu..
Hatta bu suyun yüzü hürmetine muz değil mi muz, bu ülkede muz da yetiştirildi neredeyse ürün fazlası var ihraç edilecek..
***
İŞTE BURADA DURUYORUM: Ve “hayır” diyorum! Kimsemizin TC’den akan suyu Muz gibi suya doymak bilmez meyve ağaçları için harcamaya hakkı yoktur..
Kaldı ki suya çok ihtiyaç duyan öteki meyve ağaçları için de durum farklı değildir..
Yani “nasılsa şarıl, gürül akıyor” deyip tropikal meyve ağaçlarının yetiştirilmesi her zaman su tasarrufunun ısrarla ve ciddiyetle gözetilmesi gerektiğine ters bir tutumdur!
Kaldı ki hatırlatmaya bile gerek yoktur. Bu su deniz altına döşenen boruyla akıtılmaktadır. Olası bir arızada giderilmesi ne kadar zaman alır bilinmez ki başımıza zaten geldi..
BU nedenle bu suyu en ekonomik ve çok değerli bir sıvı olarak koruyup kullanmak ulusal görevimiz olmalıdır
***
VE GELELİM ANASTASİADİS CEPHESİNE! Anası ile bir oldu silahlanma seferberliği başlattı!
Bir ülke iki nedenle silahlanır. Ya toprakları düşmanları tarafından tehdit altındadır kendini savunmak için yada kendinin olmayan topraklara saldırıp topraklarına katmak için!
RUM ve Yunan tarafının derdi ise “deniz!”
Hem de olduğunca Doğu Akdeniz! Kıbrıs’tan Girit’e, Rodos’a, Ege adalarını da içine alan büyük deniz alanına sahiplik koymak istiyor! Dolayısıyla hidrokarbon yataklarına da..
Bu doymak bilmez iştaha karşısında tek engel Türkiye olarak gözükmektedir..
Onu da şimdilerde Fransa’yla “askeri işbirliği” yaparak olası bir müdahalede hem kendini koruma altında tutacak ortamı hazırladı hem de Fransa’nın nükleer gücünü Türkiye’ye yönelik bir yeni tehdit unsuru haline getirdi!
***
YANİ Doğu Akdeniz şu kadar derece daha ısındı! Kopartılacak bir kıyamet Kıbrıs’ı nasıl ve ne derecede etkiler bilinmez ama ateşin ortasında olduğumuz kesin!
NEYSE!.. Bütün rizikolu olayları, olasılıkları, bölgedeki durum vaziyetleri “çaresizlik” rolü oynayarak yıllardır TC’nin üstüne yıkarak idare ediyoruz da…
Ya bir gün Türkiye ile Doğu Akdeniz’i saracak “ülkeler arası” bir çatışma söz konusu olursa…
Bırakın “teyakkuzu,” var mı bu konuda bir düşüncemizle en azından “şöyle olacak” diyebileceğimiz bir plan programınız?
Devletsek ve Doğu Akdeniz’in bir parçasıysak “olmalı” değil mi ama! Seçimlerden sonra bir bakarsınız her halde!
Ey çilekeş memurlar sevinmeyin pek fazla Türkiye’den sizlere belki selam gelecek!
Oysa Kıbrıs Türk halkı o hatıraları yaşamayan önce “tarihini” yaşadı dolayısıyla varoluş tarihini yazdı..
Kaldı ki nostaljiye ayıracak tırnaklık zamanı yoktu! Nitekim yarım asırdır da en büyük hakkı olmasına karşın geleceklerine yönelik hayal bile kuramıyor!
MESELA hellimini AB’ye nasıl satacak? Bilemiyor ki o satışlarından sağlayacağı gelirlerinin ulusal getirilerini hayal edebilsin..
***
NİTEKİM ARTIK BİR DE HELLİM SORUNUMUZ VARDIR: Tutun ki Rum tarafının çabasıyla “Kıbrıs helliminin” AB’de tescili Kuzey’deki Türk halkı için de dedemin dedesinden kalma hayvancılığımıza nazire süt ve süt ürünleri yönünden bizim için bulunmaz fırsat olmalıydı..
Aylar önce AB standartlarına uygun hellimin nasıl üretileceği, yüzde kaçının keçi sütü olacağı gazetelerin manşetlerinde salınırken biz de “köşemizde” komşuda pişer bize de düşer umudunda “aman bu fırsatı değerlendirelim” diyorduk.. ***
İLK HABERLER GELDİ AMA: KKTC de yıllık 155 milyon litre süt üretilmekteymiş. Bu sütün en az yüzde 60’ını mamül hale getirip satmak zorundaymışız..
Tutun ki “AB’ye yönelik hellim üretimi bu sorunu izale edecek önemdeymiş…” ***
FAKAT O DA NE? Çok kısaca AB standartlarına uygun hellimi üretecek ne doğru dürüst bir hazırlık yaptık ne de AB’nin hellimle ilgili KKTC’deki denetim mekanizması durumunda olan “Burcai Veritas” adlı görevli örgütle temasa geçtik..
Üstelik Türk tarafına hangi evsafta sütten hellim yapılması gerektiğine yönelik bilgi vermediği için teessüflerimizi de bildirdik!
Ki Kıbrıs hellimi olması için evsafını saptama yönünden hazırlanan 30 soruya doğru cevap verilmesi gerekirmiş!
Düne kadar bunu sadece AB ile ilişkileri düzenlenme görevindeki bürokratlardan başka kimsecikler bilmiyorlardı ama!
***
ACELE ETMEDEN YAZAYIM. Zaten 47 yıldır biz bu adada “kaybetmek” üzerine oynuyoruz!
Kazanımlarımız olmasa da kaybetmiyorsak bunun nedeni her defasında TC’nin müdahalesiyle “batışın” kıyısından dönmemizdir..
Öyle de artık sorulası değil midir? Kaç zaman daha? Kaç zaman daha Kuzey’deki varlığımızın teminatını “asker” sağlayacak?
Kaç zaman daha o teminatın yerine “sosyoekonomik büyüklüğü ikame edemeden” rastlantılar içinde yaşayacak, Rum’un Güney’de kendinden arta kalan fırsat kırıntılarının peşinde koşacağız?
***
MESELA Özker Yaşın.. Öteki nam’ı adıyla “Terzioğlu” bakın 1970’ler “Topluma gazel” şiirinde ne diyor:
“GÖRÜŞMELERDEN sonuç sıfıra sıfır demek.. YA senin kaderindir ey toplumum beklemek.
İsmet Paşa atanmış inanıp bay Jhnson’a
Ne yazık bunun için atmamış Rum’a kötek!
Neticede kabaklar başımıza patladı.
Yıllardır yaptığımız dertlere dert dert eklemek.
Denktaş’la Klerides ne konuşurlar bilmem
Elbet güzel oluyor buluşup kebap yemek.
Şu tazminat işini bir sıraya koymadan
Doğru mu göçmenlere geriye dönün demek.
Rumlar koşar adımla geliyor hedefine
Biz hedefsiz kalmışız işimiz emeklemek…
***
ARADAN yarım asır geçti. Var mı bir değişiklik?
































