Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AH BENİM 47 YILLIK “SANAL DEVLETİM!”

Her pazartesi haftanın ilk yazısına nerdeyse bir alışkanlık haline getirdiğimce “geçen hafta” diye başlarım..

Ve çoğu zaman “geçen haftanın” bir dökümünü yapar, önümüzdeki haftaya sarkan olaylarıyla  bizi bekletip bekleyenlerden bir ikisine mim koyarım..

Yani ayni aynen devlet erkânı gibi ben de kendi “köşemde” Din Kişot’u oynarım!  Şöyle ki:                                                                                                             ***

ASLLINDA olan, olmayan bir devletin, aslında yine olmayan bir Yönetimin, aslında olmuş gibi kabul edilen uyduruk, yamalama ve enten püften kararlarının yarattığı olaylarının  yorumlanmasıdır!

Ki bir yarısının altında Ankara’nın imzası varsa, öteki bir yarısı da sanal olmakta..

***

TABİ oyun sadece “koalisyon hükümetlerine” ait değildir. Öyle olsaydı zaten “oyun” olmazdı..

Ötesi muhalif partiler, kurumlar, Sivil Toplum Örgütleri, Belediyeler, Sendikalar, Birlik ve Dernekler de “oyuncularıdırlar” ki “kumpanya” tam takım ola!

***

VE EVET TAM TAKIMIZ: Yoksa bu siyasi ve anayasal demokratik düzeni kuramaz, “kabile” durumuna düşerdik..

O zaman “serzenişin niye” diye sorulabilir? Neden “sanal devletin Don Kişot’ları durumuna düşürüldük?                         Kİ hâlâ çok gerilerde kalan  ulusal savaşımızla tümünün de ispatını çaktığımız “milliyetçilikle vatanperverliği” tartışıyoruz!     VE neden topraklarımızın, devletimizin sahibi mutlakı  olarak  hâlâ Güney’deki Rum kadar egemen devlet olamadığımızı?

VE neden  hayatiyetimizle  varlığımız Türkiye ile Güney arasına sıkışmış sandviç gibiyiz?

***

GİTGİDE DAHA ÇOK GÜCÜME GİDİYOR: Çünkü Devletimizi sanal, insanlarımızı böylesi hayali bir devletin yurttaşları olarak birer Don Kişot’a dönüştüren “KKTC” mefhumu karşısında kendimi bu koca dünyada “yapayalnız, çaresiz” hissediyorum!

Ki ülkenin insanları için durum vaziyetler de farklı değildir..

Kaldı ki  başta BM’ler olmak üzere AB “Rum’un çoğunluğuna dayalı fakat kapsamı itibarıyla Türk halkının “azınlık statüsünde” olacağı “federasyonu” desteklemektedirler..

Yani Rum-Yunan tezi yanlısıdırlar.                                         ***

PEKİ YA BİZ? Orasını da anlamak mümkün değil.

Rum tarafına paralel “federasyonu” destekleyenler de var, “iki ayrı egemen devleti” destekleyenler de..

SON uçta ve her halde kimsenin kimseye “ben senden daha vatanperverim, daha milliyetçiyim”diyemiyeceği…                                Asıl milliyetçi ve vatanperver olanların bilfiil vatana millete vergisi, emeği, kanun ve nizamlara bir tamam uyması, yurttaşlık görevlerini yerine getirmesiyle  vazifesini yapmış olanların olacağını… Yadsıyabilir miyiz?                                                                                                     ***

FAKAT bu  ülkede sözünü ettiğimiz “devletin” öyle bir “yurttaşı” yoktur!

Sonuç: Bütün yollar Roma’ya çıkıyorsa diyorum ki KKTC diye bir devlet de yoktur!                                              ***

SADECE sanal ortamda tüm organları ile kurgulanıp dijitalleştirilen hatta “devlet” gibi oynandıkça bazı siyaset meraklısı insanlarla siyasi partilere tat ve keyif veren bir yönetim vardır…                                                                                                    ***                                   NİTEKİM Ekim ayının 24’ünde  bu oyunlardan biri daha sahneye konacak. Adı “UBP Kurultayı!”

********

KISACA TAKILDĞIM: (İşte kader budur!) Sen kalk “Devlet yoktur” üzerine bir sürü laflama yap, ortaya ispat diye faraziyeler koy, sonra da hepsinin üzerine çizgiyi çekip “Devletin Eğitim Bakanına deyin ki “yakında okullar açılıyor. Hazır mısın?”                               “Yoksa her yıl olduğu gibi bu yıl da  artı “covid 19” yanına alan çok daha büyüğü sorunla mevcut sorunların katmerleneceği gerçeğinde daha nokta bile oturtulmadı, “hazırlık” adına bir şeyler yapılmadım mı?                                          ***                             BAKIN “yurttaşlarla” oynamak kolaydır..       Ucuna ölüm kefeni gibi covid 19’u taktınız mı istediğiniz yere istediğinizce çekip götürmemiz mümkündür.

Değil mi ki elinizde “salgın ve ölüm” gibi iki korkunç “neden” vardır.. Bu nedenlere bağlı olan yaptırımları ikame etmek zaten  kanunidir.

***

FAKAT “öğrenciler” için durum farklıdır. Çünkü onların kendilerini “korunmalarından” önce sizin onları “korumanız” gerekir..

Doğrusu hem rizikolu hem de büyük sorumluluk gerektirir!

Bu konuda neler düşünüldü? şimdiden hangi tedbirler alındı? Özellikle sınıflarda ve otobüslerde nasıl düzenlemeler yapılacak?

***

HENÜZ bu ve benzeri onlarca soruya  cevap veremiyoruz çünkü detaylı açıklamalar yapılmadı. (Ki bu pandemiyle ilgili sorunları ötesi eğitim öğretimle ilgili sorunlardan ayrı tuttuk, kim bilir onların halleri nedir?)

***

YANİ  Sn. Eğitim Bakanı  bilmelisiniz  ki okulların açıldığı gün KKTC’nin, adından  en çok sözü edilecek  birinci adamı olacaksınız!

Ben asıl 2. günü merak ediyorum: “Ya sizi istifaya davet ederlerse!” Her yıl öyle oluyor da!..