Köşe Yazarları

SİYASİ AHLAKI DA GERİ GETİRMEMİZ LAZIM…






Hükümet ortakları hatta, hükümet partilerinin içindeki kavga hızlanarak devam ediyor.

Hani Erdoğan saray için “gecekondu” dedi ya, gecekondu kelimesine en yakışan bence bu hükümettir. Tenekeden bir yapı.



Giderlerse gitsinler” dedi bir UBP vekili, “nasıl olsa bağımsızlar var”…

Meğer öyle değilmiş. Bağımsızlardan Mesut Genç, hemen cevabı yapıştırdı; “Erhan bey desteğini çektiği an hükümet düşer… Yani UBP’nin dediğini mi yapacağım! Beni bağlamaz… Gerekirse de seçime gidilsin. Bu şekilde yürümez”.

Koltuk gitti altından eğreti taburede oturur, ama Ersan Saner inatla bunun farkında değil.

Hükümet “düştüm” diye bağırıyor, sağır sultan duymuş o duymuyor…

Halk hepsinden çok şikayetçi ama elinde bir enstrüman yok indirsin koltuktan.

Hem “eziyettir” deyip hem de hükümetten çekilmemeleri son derece samimiyetsizdir.

Mesela Arıklı, hepsiyle dalga geçiyor onlar da sadece car car birbirlerine laf yetiştiriyorlar.

Bir hükümet görevini yapmazsa ne olur?

Anayasanın, yasaların verdiği görevi yapmayan, anayasayı yasaları ihlal eden, kamunun malını, insanların sağlığını koruyamayan, devletin gelirini ona buna peşkeş çeken bir grubun eline kalmışsa devlet, bunun sandıktan başka bir çaresi yok mudur?

Var tabii… İstifa….

Normal bir demokrasi olsa, en azından bundan on beş yirmi yıl öncesi olsa, koltuklarda kalamazlardı.

Ama ne olduysa, demokratik yollar işlemiyor.

Aslında her şey kural, yasa değil.

Eskiden bu memlekette de etik vardı.

Siyasi ahlak vardı.

Bu rezilliklerin binde biri olsa, parti başkanlığından da hükümet başkanlığından da istifa edilirdi.

Şimdi bu yok. Şu anda küçük bir azınlığın, üstelik birbirleriyle aralarında uyumsuzluk olan bir azınlığın, tüm ülkeye, demokrasiye, halka zorla tahakkümü söz konusudur.

Bunun da hukuk devletinde yeri yoktur.

Yarattıkları yıkıntıya bakar mısınız?

Yalnızca görevleriyle ilgili değil. Hani ülkenin elektriksiz bırakılması, ihale yasasından tut, anayasasına kadar ihlal edilmesi, öldürücü bir salgın sırasında denetimsiz kalması, insanlarının iflas etmiş, işsiz ekmeksiz kalmış olması, onlara el uzatılmaması ve bunun gibi yanlışlar, eksikler, ihmaller değil…

Bu ülkenin demokratik ayarlarıyla da oynandı bu dönem.

Gelenekleriyle, teamülleriyle, birliğiyle, bütünlüğüyle oynandı, iradesine ipotek konmaya kadar vardı.

Bundan sonra gelecek olanların işi çok zor…

Hem devletin görevlerini bir tamam yapabilme adına kurumsal değişiklikler, planlamalar yapılacak, hem de rayından çıkmış bu sosyo-politik durum tersine çevrilecek.

Zaman alacak, ama yılmak yok. “Adayım” diyen, bunların çarelerini de ortaya koymak zorunda. Ufak tefek değişikliklerle eskisi gibi ‘tuttuğum yerden devam ederim’ diyen varsa, aldanır, çünkü artık kimseyi ikna edemez…

 

YERİN KULAĞI VAR

CUMHURBAŞKANI PARTİ TEŞKİLATI TOPLANTISINDA:

Bağımsız cumhurbaşkanı görsün gözünüz. Haberi gizlemeleri gerekirken, servis etmişler, Ersin Tatar, UBP parti teşkilatıyla toplantı yapmış. Üstelik üst düzey bürokratlar da katılmış. Anayasa da diyor ki; “Cumhurbaşkanı Devletin başıdır. Bu sıfatla, Devletin ve toplumun birliğini ve bütünlüğünü temsil eder”. Önümüzdeki seçimlerde bunun gibi örneklere çok rastlayacağımız belli…

 

“KISA YOL”CULUK:

Seçim yasakları niye vardır? Ya da parti kurultaylarında “şu kadar ay önce üye olma” zorunluluğu niye vardır? Baştaki yani gücü elinde tutan, kendi leyhine üye yazmasın, partizanlık yapamasın diye. Ersan Saner göstere göstere bu süreyi kısaltmaya çalışıyor. Kendi üye yazdıkları oy kullanabilsin. Şaşılacak bir şey yok. Kendine güvenmeyince, anketler de partisinin kendini istemediğini gösterince, ne yapacak, son dönemde en çok kullanılan yönteme, “kısa yolculuğa” soyunuyor. Yetkileri elinde topluyor, 5 ilçede kurultay yapmaya kalkıyor. MYK’ya aldırdığı kararların görüşüleceği Parti Meclisi toplantısını gerçekten merak ediyorum. İlk yenilgiyi orada yaşayacak…

 

UBP-YDP KAVGASI:

Artık bunlara ortak demeye bin şahit ister. Karşılıklı suçlamalar havada uçuşuyor. Sanki de ortak değil, düşman kardeşler.  Özlem Gürçağ’ın ardından bu kez de Hasan Taçoy’un Arıklı’yla ilgili olarak, “sanırım bir süre susması gerekiyor” sözlerine YDP’den yanıt gecikmedi. Genel Sekreter Öztürk, “Bırakın Arıklı’yı, YDP’yi, siz insanlara neleri yaptığınızı veya yapmadığınızı ya da yapamadığınızı anlatın…Neleri nasıl yapacağınızı anlatın. Biz biliyoruz gerçi!..” diye yanıt verdi. Aklıma Saner’in, “Bu hükümet azınlık hükümeti değildir, aramızda sorun değil, uyumlu bir çalışma var” demesi geldi, gülmeden duramıyorum…

 

KİMİN YÖNETTİĞİ BELLİ DEĞİL Kİ:

Tüp gaza zam yapılacak haberi nereden çıktıysa, gaz satıcıları derhal durumdan vazife çıkarttılar, stokçuluğa başladılar. Asıl rezil durum, hükümet ortaklarından birinin milletvekili bile olmayan Genel Sekreteri’nin “zam olamayacak” açıklamasıdır. Sadece bu bile “Başbakan’ım” diye gezinen birinin külahı önüne koyması için yeterli sebeptir…

 

YAZIKLAR OLSUN:

Aslında yardımın makbulü gizli yapılandır da bizim Başbakan tam tersine şova çeviriyor. Asya bebek için 10 bin lira yardım yapmış ve bunu da basınla paylaşmış. “Bu da olsun, hiç yoktan iyidir” derken bir de baktık ki, cebinden vermemiş, Merkez Bankası çekiyle, devlet kasasından. Vere vere 10 bin lira. Bunu da haber yaptırmış…

 

SOSYAL DEVLETMİŞ:

Pandemi ilk çıktığında hatırlarım, dünyada yaşlı bakımevleri öncelikliydi. Bizde doğrudan boşlamışlar, 80-90 yaşında, çoğu kimsesiz insanlara aşı bile yapılmamış. İşte iki tanesi hayatını kaybetti. Var mı sorumluluğunu taşıyan biri? Var mı bir açıklama? Var mı bir soruşturma? Sosyal devletmiş… Yaşlılarını koruyamayan, onları yok sayan bir devlet yapısı…

 







Başa dön tuşu