Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

AĞAÇLARIN OY HAKKI YOK, KORUNMASALAR DA OLUR..

Bir devleti devlet yapan, temel görevleridir.

Devlet, ülkenin toprağını, egemenliğini, insanını ve doğasını korumakla yükümlüdür.

Anayasamızda da bu böyle tarif edilmiştir. Devletin ödevidir doğayı korumak.

Bu açıdan bakınca, KKTC devleti tam 47 senedir görevini yerine getirmemiştir. Aksine, doğa, korumasız bırakılmış, hatta bizzat siyasi irade tarafından çıkarılan yasalarla tahrip edilmiştir.

İklim nedeniyle her yıl binlerce ağacımız kül olur. 1985 yangını bütün dağları boydan boya yaktı, çaresiz izledik, yarısını bile ağaçlandırmayı başaramadık. İşte Kalkanlı bölgesi, hala bir utanç abidesi gibi duruyor.

Türkiye’nin dört bir yanında çıkan yangınların derdine düşüp, üzülürken, Lapta’da çıkan yangın, ister istemez aklımıza 85 yangınını getirdi, şu anda da Mallıdağ yanıyor, korkuyoruz, titriyoruz.

Çünkü aradan geçen bunca yıla, bunca felakete rağmen hala doğamız korumasız…

Her yangın sonrası yangın uçağı ya da helikopteri meselesi dillere dolanır, ara sıra “aldık, kiraladık” falan diye sayfalarca beyanat verilir ama sonuç sıfırdır.

Daha geçen ay Türkiye’den bir yangın helikopterinin adaya geldiği, burada kalacağı açıklandığında sevinmiştik. Yeterli miydi, değildi tabii ki. Sonuçta aynı tarihlerde Türkiye’de çıkan büyük yangınlar nedeniyle, helikopter adadan ayrılır ayrılmaz Lapta’da yangın çıktı.

Lapta yangın

Sadece projelendirmesi için 13 milyon lira harcanan Cumhurbaşkanlığı sarayını yapmayı düşünenlerin aklına, yangın uçağı almak gelmez doğal olarak. Yapımı için kim bilir ne kadar para gerekecek. Buna bir de yeni bir parlamento binasını ekleyin….

Türkiye’deki son yangınlarda en çok tartışılan konu da bu oldu. Bir yangın söndürme uçağının maliyeti 40 milyon lira civarında… Bu zihniyete göre yeni saray, yeni parlamento binası bir ihtiyaçtır ama yangın uçağı değildir…

Devlet olmanın gereği itibarmış derler, doğasını koruyamayan devletin itibarı mı olur? Dillerinden düşürmedikleri turizmi sadece 5 yıldızlı otel sanırlar… Betonları dike dike itibar sahibi olacağız, turizm adası olacağız, kör edeceğiz.

Seçimi düşündükleri kadar ülkeyi düşünselerdi, cennet olurdu buralar… Varsın ormanlar yok olsun, ağaçların oy hakkı yok ki…

Helikoptere binmişler de yangını yukarıdan izlemişler. Eeeee? Sonuç? Hatta yangının ortasında gidip poz da vermişler… Ne faydası olmuş?

Fotoğrafları gördünüz; biraz daha yayılsa, evleri yutacak durumdaydı. O evler neden oradaydı? Çünkü birçok seçim öncesi dönemde “alçak orman arazileri” iskana açıldı da ondan. Orman Dairesi Müdürü ormanlara girişi yasakladığını duyurdu. Oysa bugün artık yerleşimler, özellikle de kuzey şeridi boyunca doğrudan ormanın içinde.

Ülkeyi yönetenlerin eliyle tahrip edilen doğa, doğal olarak kıyıma da açık, yangına da, sele de. Her fırsatta da sorumsuzluğumuzu tokat gibi yüzümüze vuruyor, kendini hatırlatıyor ama umursayan kim?

Aynı Orman Dairesi Müdürü son 10 yıl içinde inşaat için kesilen ağaç miktarını açıklayabilir mi? Ya da “öyle kampanya yapacağız, böyle kampanya yapacağız” diye övünürken, bu yıl dikilen ağaç sayısı nedir? Gerçekten merak ederim…

Asıl korkum, yanan o güzelim tepenin orman vasfından çıkarılıp, ona buna peşkeş çekilmesidir ki, örneklerini daha önce de gördük.

Doğasını koruma dürtüsü olmayanın, ülkeyi korumasını beklemek abes olur zaten de Başbakan olacak kişinin son beyanatı hepsinin üstüne tüy dikti; “askeri helikoptere yangın söndürme aparatı takılırmış ama bisiklet pedalı değilmiş….(!!!) İngiliz Üsleriyle bu konuda bir anlaşma girişimi içindeymişler ve böylesi durumlarda üslerdeki söndürme helikopterleri kullanılabilecekmiş. Hani şu her ağızlarını açtıklarında saldırdıkları yabancılardan… Ne kalıcı bir çözüm değil mi?

Yorumunu size bırakıyorum…

 

 

 

 

YERİN KULAĞI VAR

HALKINA “NESNE BİLE DEĞİL” DİYEN BİR BAŞBAKANIMIZ VAR:

Kendi halkını bu kadar aşağılayan bir insanın o ülkede Başbakan koltuğunda oturması ne acıdır. “Kıbrıs Türkleri 74 öncesi bu adada özne değil, nesne bile değildi” buyurmuş Ersan Saner. Kıbrıs Türkü tam bir asır boyunca varlığını korumasaydı, 74 gerçekleşebilir miydi acaba? Bunun bile farkında değil. Yazıklar olsun…

 

SORUMSUZLUĞA BAK:

Orman Dairesi “Yangın elektrik tellerinden çıktı” diyor, Kıb-Tek “Hayır, teller yangından koptu, elimizde görüntüler var” diyor. Sözde kriz masası varmış… Kriz masasında bulunması gereken iki ana kurum kamuoyu önünde tartışıyor. Böyle bir sorumsuzluk karşısında halkın kafası daha da karışıyor, endişe bir o kadar artıyor. Devlet yönetiminde otorite olmayınca, olacağı budur…

 

TEK DERDİ KURULTAY:

Ülkede yaşanan ekonomik kriz, salgın, seçim, hatta memleketin geleceği Saner’in umurunda değil. Onun için varsa yoksa Ekim ayındaki kurultay. Çünkü kurultayı kaybederse başına gelecekleri çok iyi biliyor. Bırakın Başbakanlığı, sandıktan çıkması bile mucize olacak. Kısacası siyasi geleceğini kurultaya bağlamış. Ya kazanacak, ya kazanacak, başka şansı yok. Seçim pek umurunda değil. Hele bir kurultayı kazansın, seçimi nasıl olmasa birileri halleder diye düşünüyor…

 

EVET, GÖRELİM, İSİM İSİM:

Göğüs Hastalıkları Klinik Şefi Dr. Mustafa Akansoy, “Pandemi ekibi yalnız bırakıldı” diyor ve ekliyor “Acaba pandemi servisine gelmeyi reddedenleri de ifşa mı edelim?”… Bence evet, ifşa edilsinler. İşini insan üstü bir çabayla yaptıkları halde, baskıya maruz kalanları gördük, bir de kaçanları görelim… Kimdirler, kimin kayırdıklarıdırlar…

 

 

TEK VEKİLLE DÜNYALARI ALDI:

Bir milletvekili ile hem Başbakan Yardımcılığı yanında, Kıb-Tek, Gençlik Dairesi ve Vakıflar İdaresi’ni eşantiyon olarak alan Erhan Arıklı, sonunda UBP içinde de rahatsızlığa neden oldu. Ersan Saner koltuğa oturmak için düşünmeden dağıtığı kurumları şimdi geri almanın yollarını arıyor. Arıklı bir vekille neredeyse ülkeyi yönetecek. UBP en başta yaptığı hatanın ceremesini bugüne kadar ödedi. Akılları şimdi başlarına geldi ama, sanırım bu saatten sonra yapacak bir şeyleri yok…

 

BU İŞ ÇAĞRIYLA OLMUYOR:

Vaka sayılarında yaşanan artışlar gösterdi ki, gençlerde ve aşı yaptırmayanlarda bulaşma oranı oldukça yüksek. “Gidin aşı olun” diye ricacı olacaklarına, aşı olmayı reddedenlere yaptırım uygulasalar ya. Sonuçta bu insanlar, diğerlerinin sağlığını tehdit ediyor. En azından Rum Sağlık Bakanı’nın yaptığını yapın. Güneyde PCR testi olmayan hiçbir yere giremiyor, restoran, cafe, hatta markete bile giremiyor. Bugünden itibaren, aşısı olmayan, test parasını kendi cebinden ödeyecek. Yaptırımı olmazsa, kimsenin aşı yaptıracağı yok…

 

RÜŞVET RUHUMUZA İŞLEMİŞ:

Uluslararası Şeffaflık Örgütü kriterlerine göre her yıl KKTC’nin yolsuzluk algısını ölçen rapor yayınlandı. Sonuç dehşet; 10 iş insanından biri son bir yılda rüşvet verdiğini kabul ediyor. Rüşvetin en çok işlediği alanlar sırasıyla; ‘kamuya ait arazi ve binaların tahsisi ve kiralanması’; ‘teşvikler’ ve ‘kamu ihaleleri ve izinler’… Siz de hala adalet bekleyin. Bu ülkede çarklar böyle dönüyor…