Köşe Yazarları

BİR SÜRE ARA








Yazı binlerce yıl önce Mezopotamya’da Sümerler tarafından çivi yazısı olarak başladı.




Daha önceleri “resimli yazı” vardı; mağara duvarlarındaki resimler yazının keşfinde haberci olarak nitelenir, hoş Mısır’da Sümerlerden sonra resimli yazı kullanılmıştı…



Yazı icat edilip giderek yaygınlaştıkça, sözel bilgilerin depolandığı zihin de giderek zayıflayacak, her şeyi zihinde tutma gibi bir zorunluluk ortadan kalkacaktı.

Yani zihin tembelleşecekti.

Günümüz koşulları zihni en tembelleştiren dönem olsa gerek…

Yazı yazma alışkanlığı olanların işi pek kolay değildir, nihayetinde sürekli yazı yazmak sözel bir zihne de ihtiyaç duyduğundan, sürekli zihin yorgunluğuna neden olmaktadır…

“Tükenmişlik sendromu” dedikleri şey de bir sorun olsa gerek yazı yazanlar için.

Belki bu durum herkese göre değişebilir, nihayetinde yazı yazmak bir tutku meselesidir; kalemini elinden bırakmadan ölenler vardır…

Günlük bir yayın organında sürekli yazı yazmanın belirli bir hazzı olduğu gibi, sıkıcılığı da vardır.

Bir roman veya hikaye için zaman bol olabilir ya da yazarın kendisi zamanı ayarlayabilir.

Gazete yazarlığı için durum tam aksidir; zaman yazarın mengenesi gibidir.

Böyle bir durum verimi azaltır.

Hatta bana öyle geliyor ki yazının müziğini, ritmini, heyecanını da azaltır; konular sıkıcı hale gelmeye başlar; sanki okurla kavgalı hale düşersiniz ya da aslında kendinizle…

Özetle yorgunluğumuzu biraz da olsa giderme zamanı geldi.

“Yaz tatili”ni bahane ederek bir müddet yazılarımıza ara veriyoruz.

Yeniden buluşmak dileği ile…

 





Başa dön tuşu