(Aşağıdaki yorumumu Sn. Erdoğan’ın KKTC’i ziyareti ve “açıkladığı müjdeleri” üzerine yaptımdı. Ne var ki araya bayram tatili falan girdikte yazıyı gönderemedimdi.
Aslında söz konusu yazım zaman aşımına uğramış olmalıydı.. Ne var ki hemen ardından artık en az Kıbrıs siyasi sorunu kadar kronik hale getirdiğimiz Maraş sorununu yorumlamak zorunda kaldığımda, tutun ki Maraş olayını daha iyi anlayabilmek için filmi başa sarmak gerekecekti… Sözünü ettiğim yazım şuydu:) *** HER ZAMANKİ GİBİ BEKLENTİLERİMİZLE UMUTLARIMIZA YENİK DÜŞTÜK: Aslında kaç yıldır kendimizi aldatıyorduk, bir kez daha aldanmak istedik!
Ve biliyorduk: Kıbrıs siyasi sorunu “küreselliğe” mal olmuşluğuyla ayni kürenin “ilgili aktörlerinden” onay alamazsa (istediğimiz) çözüme ulaşamayız! ***
TABİ artık bu “çözüm” lafını daha açık seçik anlamak ve doğru yorumlamak gerekir. Çünkü:
(Altını çizerek yazıyorum.) Adanın Güney’indeki Rum-Yunan ikilisi için hedeflenen çözüm, zaten onlar için BM’ler ve AB üyesi, ayni zamanda tüm adanın tanınmış devleti oluşlarının siyasi ve sosyoekonomik kazanımları nedeniyle çoktan gerçekleşmiştir. *** BUNA karşın gözledikleri “çözüm” ise Türk tarafını azınlık statüsüne itecekleri ve tüm adanın çoğunluğa dayalı egemeni olacakları bir federal yapı oluşturmaktır..
47 yıldır da “İdea” haline getirdikleri ve “federasyon sistemine” bağladıkları bu çözüm stratejilerini gerçekleştirmek için uğraşmaktadırlar! Nitekim geçen süreç içinde araya Annan planı ile Cenevre görüşmelerinin sıkıştırılmasına karşılık, istedikleri kıvama gelmediği için tüm çözüm önerilerini reddetmişlerdir!..” *** “Sn. ERDOĞAN’IN 20 Temmuz kutlamaları nedeniyle KKTC’i ziyaret etmesi olayına dönecek olursak:
BİZZAT kendileri ziyaret öncesi “Kıbrıs’la ilgili müjdelerimiz” olacaktır açıklamasını yaptıkları için “aklımızla fikrimizde” olanların gerçekleşeceğini, müjdelerin de bunlara ait olacağını sandıktı.
Neydi aklımızda olanlar? “Evvel emirde bazı ülkelerin (Azerbaycan gibi) bizi siyasi yönden tanıması bir, Doğu Akdeniz’de KKTC ait olduğunu zannettiğimiz parselde enerji kaynağına ulaşıldığı iki, AB’nin siyasi ve ekonomik yönden bize daha yakın tavır ortaya koyabileceği üç…
*** HANİ derler ya “ayının bildiği kırk türkünün kırkı da ahlat üzerineymiş!” Geçen hafta Sn. Erdoğan’ın ziyareti öncesindeki yorumlarımızda, KKTC’nin 47 yıldır böyle geldiğini fakat artık öyle gitmeyeceğini, mâkûs talihinin değişeceğinin yorumlarını yapıyorduk. Bu umudumuzun odağına da Sn. Erdoğan’ın KKTC’i ziyaretiyle “müjdelerini” koyuyorduk..
Fakat “müjde” içerikli beklentilerimiz gerçekleşmedi! Neden? ***
DEMEK HENÜZ ZAMANI GELMEDİ: Önce şunu itiraf edelim. “Türkiye hiç bu günkü kadar AB ve Amerika tarafından son dönemlerde de Maraş açılımı nedeniyle BM’ler Güvenlik Konseyi tarafından böylesi sıkıştırılıp sıkboğaz edilmediydi!” “Ve bugünkü kadar AB’nin üye ülkeleri tarafından böylesi “yalnızlığa” itilmediydi!” “KAÇ zamandır her iki “Birlik” de (AB ve ABD) ellerinden gelse Türkiye’nin soluğunu kesecekleri siyasi baskılarıyla, Erdoğan iktidarını sıkboğaz ederlerken, Rum-Yunan lobisinin de etkisinde kalarak Kıbrıs sorununu Türkiye’ye yönelik “baskı unsurlarının” başına koydular.. ***
YANİ Amerika ve Avrupa Birliği hilafına Türkiye’nin, adanın şu andaki mevcut siyasi yapısını değiştirecek radikal karlarlar alması mümkün değildir.. Zaten Maraş açılımı ötesinde de “sürpriz” dediğimiz beklentiler gerçekleşmedi!
***
YANİ: Ne bizi Azerbaycan tanıdı ne Afganistan Pakistan. (İleride tanıyabilirler deniyor)
Ne de Doğu Akdeniz’den yeni bir enerji kaynağı haberi işitildi. (O da “olabilire” kaldı.) ***
TUTUN ki 19 Temmuz 2021’de Sn. Erdoğan KKTC’i ziyaret etti ve bize millet bahçesiyle birlikte devasa bir Meclisle Cumhurbaşkanlığı sarayı binası inşa edileceği müjdesini verdi.. Araya da Maraş açılımı sıkıştırıldı..
***
YİNE DE BİZ ANLAYACAĞIMIZI ANLADIK: Nedir anladığımız? Türkiye’nin güvencesi ve yardımlarıyla bundan sonra da varlığımızı sürdürmeye devam edeceğimizi…
Pekala Rum ne anladı? Mesela Sn. Erdoğan’ın bu ziyareti dolayısıyla ne anlaması gerektiğini anladı mı? O zaman biz, bir daha anlatalım: ***
Bir: Ankara KKTC’i asla yalnız bırakmaz. Kendi siyasi ve askeri güvencesi olmayan bir çözüme de imza atmaz.
İKİ: Çözüm “iki egemen devlete dayalı olmazsa olamaz..”
Üç: Türkiye Kuzey’de bir deniz üssü oluşturuyor. Bu üssün Doğu Akdeniz’deki Türkiye ve KKTC’e ait münhasır ekonomik bölgeleri kontrolü altında tutacağını Rum-Yunan ikilisinin çok iyi anlaması gerekir.
Dört: Türkiye 19 Temmuz itibarıyla KKTC’e biraz daha yerleşir ve genişlerken; Güney Rum yönetimi artık bilmelidir ki Kuzey’deki komşusu ayni zamanda Türkiye’dir! *** TOPARLAYIP SADEDE GELEYİM: “Çözümsüzlük çözümdür” lafına alışmamız gerekir.. Dünyasal güç ve büyüklükleriyle AB ile ABD hilafına bu adada siyasi yönden “emrivaki” yapabilecek zamanı ve zemini henüz oluşturamadık.. *** ANAHTAR hâlâ Türkiye’nin elindedir. Erdoğan artık yüzünü AB’e çevirmeli, Arap dünyasına hamilikten vazgeçmelidir. Günlük küçük politikalarla değil, “uzun vadeli büyük ve küresel politikalar” diyoruz… Yine de Kıbrıs siyasi sorunun çözümü hâlâ dünyadaki en zor siyasi çözümlerden biri olmaya devam edecektir.. “Çözümsüzlüğe” zaten alışmışız galiba bir süre daha bu gerçeği sindirmemiz gerekecektir.. (Yarın Maraş açılımına değineceğim.) ***
MAĞUSA’DAN HABERİM VAR:
Ne diyorduk? “İşimiz seçim yapmak!”
Geçtiğimiz günlerde “ilintili haberi” Mağusa’dan verdimdi. CTP’den aday adaylığını kulağıma ilk fısıldayan Dr. Süleyman Uluçay oldu.
İznini almadığım için adını yazmamıştım. Fakat bir süre sonra baktım, Mağusa dümbül düdük Dr. Uluçay’ın aday olacağından söz ediyor. Demek kampanyayı başlattı.
YORUMLAR için zaman henüz çok erken.. İsmail Arter UBP’den yine aday olur mu bilemem. Yada UBP yeniden Arter’i aday gösterir mi? Ne var ki “yıprandığı” bir gerçek.. ***
SONUÇTA “bağımsız adayların” şanslarının olmadığı teamülde tutun ki Mağusa’daki Belediye Başkanlığı seçim yarışı yine UBP ile CTP adayları arasında geçecek..
































