Köşe YazarlarıSürmanşet

ATMOSFER







Önce AB kıpırdandı, Ankara’nın tutumuna uyarı niteliğinde serzenişte bulundu.




Ankara Kıbrıs’ın kuzeyine gelecek ve bir müjde açıklayacaktı.



AB, “adadaki atmosferi bozmayın” dedi.

Demek adadaki atmosferden memnundular!

Sonra Ankara geniş bir heyetle geldi.

Heyet, Türkiye kamuoyunun algısına yönelik bir organizasyondu.

Hesapta 20 Temmuz’a gelmişlerdi ama ceplerinde bir de hediye paketi vardı.

Adaya gelen heyetin oluşumu Türkiye kamuoyunu bölmeye yönelikti ki bu Türkiyeli gazetecilerin gözünden kaçmamıştı.

Bir tanesi “Atatürk’süz Çanakkale, İnönü’süz Sakarya, Ecevit’siz 1974 harekatı” şeklinde yorum yaptı…

Sevgili Kıbrıs Türkü merak içindeydi, acaba hediye paketinden ne çıkacaktı?

Pek ezilmiş ve muhterem Kıbrıs Türkü acaba nasıl bir hediye bekliyordu?

Sonuçta paket mecliste açıldı.

Aslında hediye paketinin ambalajı yeni ama hediyesi eskiydi.

Paketten beton çıkınca, herkes şaşırdı.

Akıllarda kalacak olan ilk tepki “dağ fare doğurdu” şeklinde oldu…

Dağın ne doğurması bekleniyordu?

Fil doğursaydı pek muhterem ahali ayakta mı alkışlayacaktı?

Önceleri denildiği gibi toplumlararası görüşmelerden çekilmek, ya da KKTC adının KTD (Kıbrıs Türk Devleti) olması, Maraş’ın açılması, ya da Azerbaycan’ın KKTC’yi tanıması gibi hediyeler makbul mü olacaktı?

Yerli ahali bir yana, bir önceki yazımızda belirttiğimiz gibi islim üstünde oturan dünya da rahat bir nefes aldı.

Galiba arzuladıkları gibi adadaki atmosfere pek bir zarar gelmeyecekti!

Ama Maraş’ın yüzde 3,5’unun açılacak olması 24 saat rötarla hediye paketine eklenince, komşularımız dünyayı ayağa kaldırdı.

Başrollerde İngilizler.

Hemen bir taslak hazırlayıp BMGK’nın imzasına açtılar.

İngiliz garantör devletti.

Yapacağı buydu! Daha ne yapsındı?

Konsey kararında Türkiye kınandı; Maraş konusunda atılan adımların geri alınması istenerek federasyona destek verildi…

Yani adadaki atmosferi bozmayın denildi; böyle iyi!

Nedir bu atmosfer?

Ada 47 yıldır fiilen ikiye bölünmüştü.

Bölünme hikayesi İngiliz döneminde başlamış, hatta İngiliz İdaresi 1956 yılında Lefkoşa’yı bugünkü sınır itibarı ile ikiye bölmüştü.

İşe yaramıştı!

1974’teki sınır, o sınırdır.

Nasıl olduysa, Türk askeri de o sınırda “stop” etmişti.

Sonra KTFD kuruldu.

Doruk antlaşmaları yapıldı.

KKTC ilan edildi.

Ve bugüne kadar görüşmeler sürerken,

Adanın bölünmüşlüğü coğrafyanın siyasi atmosferi oldu!

Korunmaya çalışılmak istenen atmosfer bu mu?

47 yıldır korunuyor ve herkes memnun!

AB de, ABD de, garantör İngiltere de hatta BMGK da.

Kıbrıslı Türklerin yok olma sürecini başlatan bu atmosferdir, denebilir mi?

Federasyon çabaları bu atmosfer içinde 47 yıldır sürüyor.

İki devletlilik ise 147 yıl sürecek demektir, üstelik görüşmesiz…

Federasyon çabaları 47 yıl sürebilir ancak hiçbir şey olmadı demek değildir bu.

Kıbrıslı Türklerin en çok üzerinde durdukları siyasi eşitlik konusu BM kayıtlarına geçmiştir.

Kapılar açılmıştır.

Ticaret ve dolaşım sağlanmıştır.

Kıbrıslı Türkler Kıbrıs Cumhuriyeti’nden doğan hakları olan kimlik ve seyahat belgelerini alabilmişlerdir.

En önemlisi, iki kadim halk yeniden birbirlerini tanımaya, kucaklaşmaya başlamış, bu da barışın ve bir arada yaşamanın duygusunu artırmıştır.

Bütün bunlar 47 yıldır federasyon zemininde kalmakla sağlanmıştır…

 

Bu kazanımlar elde edilirken,

Türk tarafının baskı yapacağı yerler büyük güçler olması gerekirken, onların eline başka kozlar vermek, adanın siyasi atmosferini pekiştirmekten başka ne işe yarayabilir ki?

Herkes siyasi atmosferin korunmasında bileşiyor!

Uzun bir dönem federasyon diyerek masada iki devletliliğe yönelik görüşmeler sürdüren Türk tarafı, bunu yine de federasyon zemininde yapmıştı.

Büyük güçler de 47 yıldır, federasyon diyerek adadaki fiili bölünmüşlüğü koruyorlar…

Ve Ankara’nın hediye paketine karşılık olarak, Rum tarafı da kimlikleri, seyahat belgelerini gündeme taşıyor.

Yarın ambalajlarsa şaşmayın.

Bu atmosferde her şey mümkün…

 









Başa dön tuşu