Ersin Tatar, Antalya’da nasıl milliyetçi olduğunu anlatırken, diplomatik ve ciddi bir gaf da işlemiş.
Dün Meclis’te Kudret Özersay gündeme getirdi…
Tatar, Maraş’ta 3 binden fazla Rum ve yabancının Taşınmaz Mal Komisyonu’na müracaat ettiğini, TMK’nun vereceği karara göre bu malların ilk sahiplerine iade edileceğin söylemiş.
Hani seçim öncesi “Maraş’ın tümü Vakıf malıdır” diyen Tatar, aynı Tatar. “Madem onlar başvuruyor ve biz de malları iade etme noktasındayız” da demiş, bir de üstüne “insan hakları” vurgusu yapmış…
İşin bu tarafına takıldı herkes. “U” dönüşüne dikkat çekenler oldu, Dışişleri Bakanı’nın “İş o aşamaya da geldiğinde Osmanlı vakıf malları dahil, eski mal sahiplerinin hakları, uluslararası yasalara uygun bir formülle çözülecek duruma gelecektir” sözleriyle arasındaki farka dikkat çeken oldu.
Bunlar da önemliydi de o 3 binden fazla müracaat kimsenin dikkatini çekmedi. Hatta geçtiğimiz günlerde TMK müracaatlarla ilgili açıklama yapmak zorunda kaldı, ancak Maraş konusu arıca belirtilmediği için fark etmedik.
Dediğim gibi, Kudret Özersay dikkat çekti; bu sayı doğru değil… Az buzdeğil, tam on misli fazla.
Maraş’taki mallar için bugüne kadar yapılan müracaatı TMK Başkanı geçen yıl en son 281 olarak açıklamış.
Yine Ersin Tatar, Kathimerini’de yer alan bir habere göre o tarihte de başvuran Rum sayısını TMK’dan farklı söylemiş, 338 olarak açıklamış.
Ne isterse olsun, bu sayı 7 ayda nasıl 3 binin üstüne çıkabilir? Ada genelinde yapılan müracaat desen, o da değil, çünkü o rakam da 6 binin üstünde.
Böyle bir gaf bir ülkenin Cumhurbaşkanı tarafından nasıl yapılabilir? Cumhurbaşkanı olan kişinin böyle bir hata yapma lüksü var mıdır?
Şimdi bunu duyan özellikle de Rum tarafı ne yorum yapar sizce? Sorumluluk, devlet ciddiyeti falan bakımından.
Duymak bile istemiyorum…
YİNE MARAŞ…
Bu kez sözde Maraş Belediye Başkanı Simos Yoannu…
Arkadaş panik yapmış; “Müzakereler kati şekilde çöker ve uluslararası unsurun tepkisi yumuşak olursa, sonraki adım kolonizasyon olacak” uyarısında bulunmuş!!!
Ne şikayet ediyorsun Yoannu kardeş?
Elinize geçen fırsatlar tepilirken tepki göstermedin ki?
Mesela Annan planında ne oy vermiştin?
Sonra Crans Montana fırsatı tepilirken sesin niye çıkmadı? Ben hiç duymadım.
Uyarılmadık deme sakın. Sen o zaman “Bu son şans” diyen Akıncı’yı değil, Anastasiadis’in faşistlerin oyuyla seçilmesini destekliyordun değil mi?
Şimdi “müzakereler kesin olarak çökerse” diyorsun…
Geçmiş olsun çöktü zaten, üstünden de 4 yıl geçti şimdi mi uyandın?
YERİN KULAĞI VAR
MUHTAR DA OLUR:
Ersin Tatar Antalya Diplomasi Formunda görüşme imkanı bulduğu Pakistan İslam Cumhuriyeti Dışişleri Bakanından istediği KKTC’nin tanınması talebi kabul görmemiş olacak ki, “madem tanımıyorsan bari gel elçilik aç” isteğinde bulunmuş. Baktı ki o da olmaz, bir muhtarlık ofisi açmalarını istesin, belki onu kabul ederler. Yok İngiltere tanıyacaktı, Azerbaycan KKTC’yi tanımak için hazırda bekliyordu. Ne hallere düştük…
GÜNAHIMIZ NE:
Başbakanı her dinlediğimde kendi kendime soruyorum, “Allahım, bizim bu kadar çok mu günahımız vardı ki, Saner’i bize Başbakan yaptın” diye. Ne sorsalar cevap hep aynı, “merak etmeyin halledeceğiz”. Hoş, bugüne kadar henüz hallettiği bir şey göremedik. Diyor ki, “ilk seçimde tek başımıza iktidarız”. O zaman haydi seçime gidelim diyorlar, “hayır ben ne zaman istersem seçim o zaman olacak” diyor. Ama hakkını vermek lazım, tam bir demagoji ustası, bu konuda eline su döken yok. Memleket yanmış, umurunda bile değil…
BU ÜLKEDE HER ŞEY OLUR:
İddia o ki, Çağman’a verilen İş Yasası değişiklik taslağı başkaymış, sonradan kendine haber vermeden değiştirilmiş. Eğer doğruysa büyük rezalet. Aslına bakarsanız, yüzünden öyle anlaşılıyordu ya neyse. Sonra görevde kalması için her yolu denediler. Genellikle seçime az bir süre kaldığında böyle tatsızlıkların üstü örtülür de bu farklı. Görevde kalması demek, kabul etmediğini söylediği bu yasaya onay vermesi demektir. Bu nasıl olacak? Yasayı rafa kaldıralım, kadük edelim deseler, Türkiye ile imzaladıkları protokol var. Ne günlerden geçiyoruz…
AZINLIK KOMİTESİ:
Seçimi bir azınlık komitesi belirleyecek. Üstelik seçim yasasını da bu azınlık değiştirecek. İçinde muhalefetin olmadığı, dayatma komitesi. Antidemokratik, hukuk dışı. Daha dün öğrendik ki, saygıdeğer Başbakan, Kutlu adalı cinayetini soruşturacak komitede de suni çoğunluk yaratma gayretinde. Ne tehlikeli. Çıkacak rapora kim güvenir şimdi? Başbakan hukuk dışı yeni girişimini “ilke” diye satıyor. Aslında hepimiz biliyoruz o ilkelerin ne olduğunu…
KARA SENARYOYMUŞ:
Bir başka UBP’li Özdemir Berova, muhalefetin “kara senaryolar” yarattığını ve kötü algı yaratmaya çalıştığını söyledi dün Meclis’te. Bu rahatlık sadece Ersan Saner’de değil, demek ki hepsinde var. Meclis’i lağvetmişler, demokrasiyi rafa kaldırmışlar, halk isyan içinde, muhalefetin bilerek kara senaryolar yazdığını söyleyebilecek kadar gerçeklerden uzak ve rahat…
KİM BU ÇETE:
Erhan Arıklı; “Kıb-Tek’ten her yıl 500 milyon liralık vurgun yapan çetenin işini bitirdik” dedi. Madem öyle çık açıkla, kimmiş bu çete, bu çetenin üyeleri kim, polis kimleri tutukladı? Açıkla ki toplum bu çetecilerin kim olduklarını tanısın. Erhan bey seçildiği günden beridir söylediği hiçbir sözün arkasında durmadı, önüne gelenle kavga etmekten başka bir icraatı olmadı. Emeklilik yaşı gelmiş adamlarına devletin ensesinden “vefa” borcu ödemekten başka…
MEDYA UNSURU:
Türkiye kanallarını ve son Veyis Ateş rezaletini izleyeniniz çoktur biliyorum. Önceki akşam bir gazeteci çıktı ve Veyis Ateş için “gazeteci diyemem, olsa olsa medya unsurudur” dedi. Bu gibi gazeteci kimliği altındaki iş bitiriciler, iş takipçileri etrafta o kadar çok ki, bu “medya unsuru” lafını ben de onlara yakıştırdım…
































