Battık, bittik, dibe vurduk.
Hem ekonomik olarak hem siyasi olarak…
Aslında ekonomiyle siyaset birbirine paralel gider. Refah varsa, demokrasi daha iyi işliyor demektir. Gelir adaleti, vergi adaleti, sağlık, eğitim, hayatın her alanında fırsat eşitliği ve demokrasi fakir ülkelere göre daha iyi durumdadır. Zaten öyle olmasa, gelişmiş ülke olunmaz.
Tam tersi, ekonomik çöküşlerde, siyaset de dibe vurur. Ya da başka bir deyişle, kötü yönetilen ülkelerde doğal olarak ekonomi de diğer her şey de kötüdür. Yolsuzluk, adam kayırmacılık, partizanlık ve hukuksuzluk ekonominin kötü gidişiyle alakalıdır…
Dönüp KKTC’ye baktığımızda, biz bir türlü bu sarmalı kıramadık. Acaba kötü siyaset nedeniyle mi, yoksa ekonomi hiç iyiye gitmediği için mi?
Sanırım birincisi. Öncelik hep kendini ve partisini kurtarmak oldu. Toplumsal refah lafta kaldı. Hep bir ayrıcalıklı kesimler, hep bir adam kayırma, adaletin bir türlü sağlanmaması, sonuçta birileri bu koruma kalkanıyla zengin olurken, genel olarak ekonomi de ülkenin refahı da bir adım ileriye gitmedi…
Şimdi kapıları falan açtık ya, millette bir ümit, “yaşasın kurtuluyoruz”…
Acaba?
Mesela Ersin Tatar, “İnşallah ekonomik hayat eski boyutlarına gelecek” diyor. Gelecek de ne olacak?
Pandemi öncesi dönemi düşünün.
Örneğin 2019’un ilk 5 ayında güneyden kuzeye geçenlerin sayısı 800 bin 608 olmuş. O zaman da vurgulanmış, ‘dehşet bir rakam’. Rekor. Piyasamız onlara göre ucuz olduğundan müthiş bir döviz girişi olmuş.
Turist sayısı, 1,5 milyonu bulmuş. Hedeflerin üstünde. Turist başına gelir, 750-800 dolar olarak hesaplanmış, sonuçta Gayri Safi Yurt İçi hasılanın yüzde 5,7’si kadar. Yaklaşık 1,5 milyar dolar girdisi olmuş.
Hatırlayın en son 100 bin civarında öğrencimiz vardı. Bunların ülkeye kattığı değer, yine GSYİH’nin yüzde 6,8’i. 2019’da bu sektörden elde edilen gelir 1 milyar doları bulmuş.
Buna inşaat sektörünü, korkunç sayıda yapılan ve satılan konutları; KDV gelirlerini, harçları falan ekleyin.
Ama en önemlisi kumar sektörünü ekleyin.
Dönen para büyük. Ama ülkede refahın da aynı oranda büyüdüğünü söyleyebilir misiniz?
Bir avuç ultra zengin, devlet fakir…
2020’nin Mart ayında pandemi başlar başlamaz, bir de gördük ki, bir kenara ayırılmış tek kuruş paramız yokmuş. Zaten bütçe zar zor denkleştiriliyordu, biliyorduk da bir yedek akçemiz hiç olmamış.
Sonra da hepinizin bildiği gibi, çalışanların maaşlarına saldırdılar, tüm ödeneklerden kesintiler yaptılar, şu anda da giderek büyüyen yüksek faizli bir borç batağındayız. Bunun bedelini bakalım daha kaç yıl ödeyeceğiz.
Diyeceğim şudur. Pandemi öncesinde neysek, en fazla o duruma geliriz. Tabii bu kaç yıl alır bilinmez.
Peki bu sürdürülebilir midir? Pandemi öncesine dönüş refah anlamına gelir mi? Bu kötü yönetimle, bu plan-program ve akıl dışı sürüklenmelerle turist sayısı da artsa, öğrenci sayısı da artsa, kumarhaneler para kırmaya devam da etse, bu ülke refaha ulaşamaz…
Çünkü gelir adaleti yok, çünkü vergi adaleti yok, kayıt dışı ekonomi ülkeyi yiyip bitiriyor. Devletin, ortada dönen milyar dolarlardan hak ettiğini alacağı düzenlemeler yapılmadığı sürece, böyle sallanır gideriz…
YERİN KULAĞI VAR
KEŞKE ADAYLIKTAN ÇEKİLEBİLSEYDİNİZ:
Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde yaşanan rezaletler ve dış müdahaleler bir rapor halinde yayımlandı. Raporda seçim sürecinde yapılan müdahaleler ve baskılar, isim isim ve yer belirtilerek anlatıldı. Aradan bir haftadan fazla bir zaman geçti, bu iddialara muhataplarından ne bir yalanlama ne de bir açıklama geldi. Gelemez de çünkü anlatılanların eksiği var, fazlası yok. Ancak benim aklımın almadığı, sonucu belli olan bu göstermelik yarıştan hiçbir aday çekilmeyi neden düşünmedi. Keşke tüm bunları o gün konuşup adaylıktan çekilseydiniz…
“UBP KURULTAYI EYLÜL’DE OLSUN”:
Ersan Saner’in, kurultay tarihi olarak, Ekim sonu birinci tur, Kasım ayındada ikinci tur olacağını açıkladığını belirten Faiz Sucuoğlu, “Ekim ayının 1’inde Meclis açılıyor… Benim şahsi düşüncem, bir ay erkene çekelim; Kurultayı Eylül ayında bitirelim. Ben, ne pahasına olursa olsun adayım” diyor. Bence bunu önce Saner’e sormak lazım ‘hazır mı’ diye. Kendini garantiye aldı mı, yoksa dağıttığı hellimler yetti mi, peynir ve zeytin de dağıtması da gerekmiş olabilir.
EKİM, AĞUSTOS, NİSAN, ŞUBAT DERKEN ŞİMDİ OCAK DENİYOR:
Hükümet programında Ekim dendi caydılar, muhalefet Ağustos dedi, hükümet Nisan’da ısrarcı oldu. Serdar Denktaş orta yol olarak Şubat ayını önerdi, o da kabul görmedi. Şimdi Arıklı sürpriz bir çıkış yaparak, “Bana göre ocak ayında seçim uygun olur” deyiverdi. Vallahi bir an önce yapın bu seçimi de ak koyun, kara koyun belli olsun…
NELER OLUYOR:
Bizim yamalı bohça hükümetinin bakanları sırayla Anakara yollarına düştü. Saner, Arıklı, Çavuşoğlu, Oğuz, Amcaoğlu, Canaltay’dan sonra şimdi de Üstel Ankara’ya gitti. Hiçbir dönemde bu kadar sık Ankara ziyaretleri yapılmamıştı. Belli ki bakanların tümü bir bir Ankara’ya çağrılıyor. İddialar, Ankara’nın Saner hükümetinin pamuk ipliğine bağlı olduğu ve her an düşebileceği öngörüsüyle neler yapılabileceği konusunda bizimkilere uyarılar yaptığı yönünde. Belli ki Ankara da burada yaşananlardan oldukça rahatsız…
KONUŞMAYIN DA İŞ YAPIN:
Salgın konusundaki başarımızdan dolayı dünyanın bizi kıskandığını söylüyorlar ya, inanmayın, her sözleri gibi bu da yalan. Zamanında çok eleştirdikleri Güney Kıbrıs aşılamada yüzde 60’ları gördü. Vaka sayıları her gün aşağı doğru giderken, bizde tam tersi yükseliyor. Aşılamada ise yüzde 10’lu rakamın üzerine çıkamadık henüz. Güneyde aşılama yaşı 18’e inerken, biz hala 40’lı yaşları aşılamaya çalışıyoruz. Ama iş konuşmaya geldi mi, maşallahları var. İş yapmıyorsunuz, bari konuşmayın..
KAÇAK MIYDI BU DOMATESLER?:
İki devlet sevdasına öyle bir kapıldık ki, var olan haklarımız çiğneniyor, karalanıyoruz umurumuzda değil. Rum Gümrük Dairesi KKTC’den geldiğinden şüphelenilen bir tondan fazla domatese el koymuş. Büyük olasılıkla kaçak. Otorite olmayınca, ticaret kuralları başıboş bırakılınca olacağı buydu. Oysa domatesin güneye geçmesi Yeşil Hat Tüzüğü ile mümkün. Ama kim koşacak peşinde, adam kaçak götürür, kimsenin de ruhu duymaz…
KAYNAĞI NE:
Güney Kıbrıs’tan kuzeye 10 kilo uyuşturucu getirirken yakalanan Afrikalı, 10 yıl hapse mahkum edilmiş. Polisler, lock-up’ların ağzına kadar bunlarla dolu olduğunu söylüyor. Peki bunları yakalayıp, hepsine yıllarca hapishanelerde bakınca mesele halloluyor mu? Bu adam bu uyuşturucuyu nereden, kimden almış, kime götürüyormuş, biraz da bunları duyalım ki, mücadelenin eksiksiz yapıldığına ikna olalım. İşin o boyutundan hiç haber yok…
FOTO GÜNDEM: ALTINDA KALMADIĞIMIZ KESİN: Uluslararası Şeffaflık Örgütü, pandemi döneminde aşı ya da tıbbi yardıma ulaşmak için AB’de vatandaşların yüzde 6’sının rüşvet verdiğini, yüzde 29’unun kişisel ilişkilerini devreye soktuğunu ortaya çıkarttı. Kuzey Kıbrıs için aynı yönetmle araştırma yapan uzmanların son rapor 2019’la ilgili. Keşke şu pandemi dönemi için bir araştırma daha yapılsa da jet skandalından, nüfuz ticaretiyle karantinasız ve pcr’sız girenlerden ve aşılanmalardan bir sonuç çıkartsalar. Avrupa ortalamasının altında olmadığımız kesin…

































