Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

YENİ BİR “DEVRE” HAZIR MIYIZ?    

Önce “Erdoğan’nın KKTC ile ilgili beyanatına bir daha değinmek istiyorum.           Geçtiğimiz gün Koordinatörümüz Fuat Oktay ile TC Tarım bakanı Pakdemirli’nin de katılımıyla  Geçitköy Barajından tarım alanlarına su nakledecek olan beş kilometrelik tünelin açılışı yapıldıydı.

Erdoğan bu törene telekonferansla bağlandıydı. Dünkü yazımda da değindiğimce  sadece Rum Yunan ikilisine değil dolayısıyla BM’lerle AB’ye ve  dünya siyasi çevrelerine de ulaştırdığı mesajlarının altları, özellikle ve dikkatle  çizilmesi gereken şu başlıkları içeriyordu:

“Kıbrıs Türk’ünün Doğu Akdeniz’deki haklarının yenilmesine asla müsaade etmeyeceğiz.”

“KKTC halkının refahı..”                           “Kendi ayakları üzerinde güvenle durabilmesi..”                                            Kalkınması ve gelişmesi..”                 Öncelikli hedefimizdir.”                                                               ***

DOĞU AKDENİZ: Erdoğan’ın bu açıklamalarından sonra Ardından şu gelişmeler yaşandı:

Geçitkale hava alanının adının da değiştirilerek  resmen Siha ve İha’ların üssü haline getirileceği açıklandı.

Amacın “Doğu Akdeniz’i kontrol altında tutmak.. Her hangi bir saldırıyı karşılamak olduğu” vurgulandı.

Yani Türkiye, Rum’un  çoktan beridir Güney’i İngiliz’in, Rus’un, Fransız’ın, Yunanistan’ın   askeri garnizonları haline getirmesine nazire, ilk kez Kuzey’de “savunma ve saldırı” amaçlı bir hava üssü tesis etti..

Artı yakında bir de deniz üssü kurulacağı müjdesini verdi..

***

VERİLEN MESAJLAR:Tüm bu gelişmeler üç beş güne sığdırıldı. Aslında hepsi de 46 yıllık bir bekleyişin ve sabrın sonucuydu.

Beklenen de sabırla gözlenen de “siyasi çözümdü.”

Gerçekleşmediği yerde önce kapalı Maraş açıldı. Ardından Doğu Akdeniz’de güvenliği sağlayacak hava üssü devreye sokuldu. Yolda ise askeri bir deniz üssünün kurulması var.

Asıl önemli mesaj ise bundan sonra Kıbrıs Türk halkını ekonomik yönden kalkındırmak ve kendi ayakları üzerinde durmasını sağlamak olduğudur.

***

MESAJLARI ALDIK MI? Bu arada: “İki egemen devlete dayalı çözümden başka bir çözüm olmayacağı da şu anda Kıbrıs Türk liderliği ile Erdoğan’lı Ankara arasında mutabakata varılan bir diğer “kararlı karar” olmalıdır.

Yani 46 yıl sonra tüm siyasi çevrelere, BM’lere, Güney’e ve Yunanistan’a şunlar  duyuruldu:

Kıbrıs Türk halkı yalnız değildir. Arkasında 83 milyonluk bir Türkiye vardır.

Türkiye Kuzey’in garantörü olmaya devam edecektir.

Olası çözümle adadan ayrılması asla söz konusu değildir.                                      Kuzey’deki askeri üsleriyle bölgenin,  Doğu Akdeniz’in güvenlik ve istikrarının bekçisi olmaya devam edecek, KKTC bu konuda ileri karakolu olacaktır.                                                            ***

PEKİ BU MESAJLARI ALDIK MI? Bundan sonra hangi rotada hareket edeceğimizi anladık mı? Nasıl yeni bir strateji uygulayacağımıza kafa yorduk mu?                    İşte zurnanın son deliğinin zırtladığı yerde  “bu tür değişimlere, reformlara, seferberliği gerektiren”  ulusal hareketlenmelere hazır olmadığımızın kendmize has bozuk düzeni yatmaktadır!

Çünkü KKTC’de hâlâ Guterres efendinin bu adada federal bir sisteme dayanan çözümü tesis edeceğinin rüyasını görenler bu nedenle mücadelesini yapanlar vardır!

Buna inanmayan “devvletçi” kesim ise  “parmağını bile oynatmadan Türkiye’ye sığınmakla her şeyin oldu da bitti maşallahını çekmekte!”

Nitekim tam bu gelişmeler olurken  gelen haberlerden öğreniyoruz, Yunan hükümeti şimdi de Batı Trakya’daki Türklerin “Türk olmadığını, Pontuslu yada Yunan Müslümanlar olduğunu” iddia ediyor ve Türk azınlığına baskılarını gitgide daha çok koyulaştırıyor!

Bu olayın çağrışımında federasyon aşıklarına dilimin ucuna kadar geleni yazayım mı?                                                       Bir gün bize böylesi yakıştırmalarla  muamelelerde bulunsunlar diye mi Rum-Yunan ikilisinin federasyon tezini destekliyorsunuz?                                                Öte yandan şunu da soralım:                                                            ***

TC’NİN YARDIMLARINA HAZIR MIYIZ? Kısaca Türkiye KKTC’i bir kez daha sırtarıyor.      Bir kez daha sarıp sarmalamak, Barış Harekâtından hemen sonra  Ecevit’in, “askeri zaferi bundan sonra  ekonomiyle taçlandıracağız” deyişine uygunluğunca KKTC’i  kalkındırmak seferberliği başlatıyor.

Bu seferberliğe katılacak mıyız? Yoksa üstümüze vazife olmayan TC’deki siyasi tartışmalara katılıp ahkâm keserken ikide birde yüzünüzü  Güney’e  dönerek Rum’a göz kırpıp federasyon inancınızın imanında “nasıl, desteklerimizi   beğendiniz mi” diye sormaya devam mı edeceksiniz?

“Gömeç girsin ısırgan çıksın”  dercesine “Türkiye dışarı Rum içeri” mi diyeceksiniz yoksa!

Yapmayın. Bırakın da yolumuzu Türkiye ile yürüyelim. Yoksa bir gün  sonumuz Filistin’den beter olur!

***

KISACA TAKILDIĞIM: (GEÇMİŞ ZAMAN OLUR Kİ…)                                                              Bir Sedat Peker’imiz eksikti tamamlandı.

Adam  dosdoğrusuyla kurulup kurgulanmış bir suç işleme makinesi!

Fakat şimdilerde yaptığı Ali’nin külahını Veli’ye, Veli’ninkini Ali’ye giydirmek!     Nitekim  TC’de ne kadar faili meçhul cinayetler, nedenleri karanlık kurşunlamalar  olmuşsa her gün birini gündeme getiriyor. Ölmüşlerin, konuşamayacakların, kaçakların, aranmakta olanların  ensesinden ahkâm keserek “doğruluğu ile yanlışlığı” ispat edilemeyecek olayların üzerinden etrafı toza dumana boğuyor!

Hızını alamadığında Kıbrıs’a kadar uzanıp mesela Kutlu Adalı’yı “Ağar”ın öldürdüğünü söylüyor..

İşte ben bir tek buna “evet olabilir” diyeceğim.. Ancak yıllar önce yazdıklarımı tekrarlayarak.. (Niçin tekrarlıyorum çünkü Kutlu Adalı’yı vuranlar hâlâ bulunamadı bilinmiyorlar. Olayın karanlık kalan kısımları aydınlatılmadı yada aydınlatılamadı!)

…ÖNCE  meraklı gazetecilerin belki araştırırlar düşüncesinde  dikkatlerini çekeyim:                                                              Kutlu Adalı öldürülmesinden üç dört gün önce  adıyla  ilgili olması   nedeniyle Hürriyet gazetesinde tek sütuna çıkan  bir “kısa haberi” ilgiyle okuduydum.

Hatırımda kaldığınca haberde “Adalı’ların (karı koca) İstanbul’da bir iş yerleri, dükkânları varmış.  (Ya kozmetik yada butik olmalı.) Söz konusu satış yeriyle ilgili ödenmemiş borçlardan ve bazı ihtilaflardan söz ediliyordu..  Falan.

Kutlu Adalı bu haberden hemen sonra öldürüldüydü. Ben söz konusu habere dayanarak nedenini, “alacak verecek davası yüzünden olmalı” diye yazdımdı..                   Bir iki kez de Kanal T’deki programımda  anlattımdı.           Tabi bu “haber” kimsenin dikkate almadığı belki ciddiyetsiz saydığı bir iddia olarak kaldı! Eğer Peker olayı dürtmeseydi ben de unutmuştum.                                                       ***                              TABİDİR ki o geçmişteki iddialar da bugünküler de  Adalı’nın vurulması nedenini   mevcut siyasi iktidarlar ve liderler için “aykırı yazılar” yazması ve faaliyetlerde bulunması olarak vurgulamaktadırlar..

Oysa rahmetlik yıllar yılı Denktaş’ın Dr. Küçük’ün  yanında yürüdü, onlar için köy köy gezdi anılarını “Dağarcık” adlı kitabında okuyucularıyla buluşturdu..

…HER neyse yanılmış da olsam yıllar sonra Peker’in  “Ağar’ı  itham etmesine aklım yatmadı ama “birilerinin gerçekten TC’den gelip Kutlu Adalı’yı kurşunladığına inananlardanım..

(…BU vesileyle Kutlu Adalı’ya Allah’tan   rahmet dilerim. Yıllarca köşe yazılarını, şiirlerini  okumuş okuyucularından biriydim.)