KıbrısManşet

Değer yaşadığı ilaç eziyetini kaleme aldı






Kronik hastalığı bulanan Süreyya Çelmen Değer ilaç bulma konusunda yaşadıklarını anlattı.

Kronik hastalığı bulanan ve her gün düzenli imatinib ilacını kullanmak zorunda olan Süreyya Çelmen Değer ilaç bulma konusunda yaşadıklarını anlattı.

Değer “Yarın imitanibi almaya geldiğimde alırsın 2 TL’yi”.  Şimdi nereden bulacam iki TL. Çık, arabaya bin, git para bozdur gel. Biz onlara hizmet ediyoruz çünkü!” diyerek isyan etti.



Değer’in yaşadıkları şöyle:

Bu ülkede “devletin”, “insanına” verdiği değer bu kadar işte… Ben bir kronik lösemi hastasıyım. Hastalığım 2018 yılında akut perikardit teşhisinin (yani kalp zarının iltihaplanması) sonrasında  yaklaşık 3 aylık bir hastane yatış sürecimde kaynak hastalığımın bulunamaması nedeniyle, bulguların gerilemesine rağmen  takip altında olmam nedeniyle 2019 yılının Şubat ayında tespit edildi. 2019 Şubat ayından beri düzenli olarak imitanib alıyorum. Durumum stabil, ilacın ilk baştaki yan etkilerini yaşamıyorum ve hayatımı dolu dolu yaşamaya devam edebiliyorum. Tabii yaşarken, vücuduma bir enfeksiyon girer girmez, hemen perikardit atağı yaşayarak yaşıyorum. Doktorumun, aman enfeksiyon kapma dikkat et tembihleriyle yaşıyorum. Perikardit geçirmemek için romatizmal ilaçlar alıyorum. İçtiğim ilaçlar mideme ve başka organlarıma zarar veriyor, onların yan etkilerini yaşıyorum. İki küçük çocuğum var ve kendi işimi yürütmeye çalışıyorum… Kısaca, hayat günlük mücadele gerektiriyor ve kimi zaman çok yoruyor. Birkaç ay önce yine konu olmuştu ve bahsetmiştim… Video çekip öfkemi, kızgınlığımı paylaşmıştım. Haber olmuştu; ama tabii birşey değişmedi… Değiştirme niyeti olmadığı için yetkililerin, ben ve benim gibi pek çok hasta “sürünmeye” devam etti!.

Bugün 24 Mayıs 2021. Geçen hafta çok yoğundum. Evden çalışmak çoğu zaman nimet değil külfet mevcut pandemi/online eğitim koşullarında. Ben ilaçlarımı içmeye devam ederken, cuma günü fark ettim ki ilaçlarım bitmek üzere. Pazartesi mutlaka ilaç eczacılığa gidip ilaçlarımı almam lazım. Çünkü ilaçlarımı bir gün bile atlamamam gerekiyor.

Gittim. Sabah kalktım, hazırlandım ve Lefkoşa içinde bu yoğun trafikte, asla doğru dürüst park yeri bulamadığınız İlaç Eczacılığa gittim. Yaklaşık yarım saat sürdü. İçeri girip bir baktım, içerisi çok kalabalık. Ama kaçarı yok, ilacımı almam lazım. Bu arada bugün elimde sürekli içtiğim imitanib’in reçetesi ile gitmedim. Çünkü doktorum bana 60’ar günlük iki reçete yazsa da kontrollerimde, ben reçetemle geçen ay gittiğimde, ellerinde bir aylık ilaç olduğunu ve bir ay sonra gelip diğer 30 adeti almam gerektiğini söylemişlerdi. İlacımı aldım, şikayet etmedim ve çıktım. Ellerinde o kadar vardı, napalım dedim. Daha önce 10 günlük ilaç almışlığım da olmuştu. Hiç ilaç almamışlığım da… Neyse… Elimde almam gereken bir başka reçete de vardı ve ilaçları almaya içeri girdim. Millet aradan kaynak yapmaya başladı sırada ve bir görevli gelip, sıra numarası vermeye başladı. Dışarı çıktık sıramızı bekliyoruz. bir 15-20 dakika sonra sıra bana geldi ve görevlinin yanına gittim. diğer reçeteyi uzattım ve “benim bir de imitanibim olması lazım, bir ay önce eksik vermiştiniz” dedim. Bundan sonraki süreç bir sis bulutunun ve baş ağrısının içerisinde cereyan etti:

-“İmatinib bitti, yoktur”

-“Nasıl yoktur. Benim ilacım bitti. Bu ilacı hergün içmem lazım. Elimde iki üç tane ilaç kaldı.”

– “Tamam geldi biraz önce ama önce sayım yapılacak, yarın gel al.”

-“Yani anlamıyorum bu süreci. Pandemi başından beri aynı şey. Sizi suçlamıyorum yanlış anlamayın, siz sadece memursunuz, ben yönetenlerin neden yönetemediğini anlamıyorum.”

-“Yönetenleri suçluyorsan bizi de suçluyorsundur. Sorun bizde değil, firma getirmiyor ilacı. Süre veriyorlar firmaya şu güne kadar diye, son gün getiriyor.”

-“Tamam işte, o zaman kesinlikle bir yönetememe sorunu var. Firma değişsin, yaptırım uygulansın, bu eziyeti çekmek zorunda mı hasta insanlar. Biraz empati yapın. Siz her gün ilaç peşinde koşmak için işinizden izin almak ister miydiniz? Bu benim reçeteli ilacım. Bu benim hakkım. Devlet bunu sağlamakla yükümlü.”

Görevli kadın arkadaş da ben de gerilmeye başlıyorum bu noktada. Arkadaki görevli, “hanfendi, uzatmayın, sırada bir sürü hasta bekliyor, insanları güneşin altında bekletmeyin” diye uyarıyor. Susuyorum. Görevli:

-“Bunu bulduğuna şükret!” diyor gözümün içine baka baka!

Nutkum tutuluyor. Boğazım titriyor. Öfke doluyum. Ellerim titriyor. Her ilaç almaya geldiğimde, çoğu personelin bu empati yoksunu davranışlarından canım yanıyor ama susuyorum. Hastalar güneşte bekliyor. Sonra bana imzalamam için diğer tutanağı veriyor ve imzalıyorum. Tam ücretli ve para ödemem lazım. 52 TL diyor. 100 TL uzatıyorum. Bozuğum yok. Sadece birkaç 50 lira var. İlacı ve parayı uzatıyor, git bozdur getir diyor. O anda bende film kopuyor. KİM KİME HİZMET EDİYOR? Öfkem göğsümden taşıyor artık. Yeter… Avazım çıktığı kadar bağırmaya başlıyorum:

-“Ne münasebet, benim bozukluk taşımam gerekmiyor. Burada hizmet veren sizsiniz. Kasanızda bozukluk olsun, vatandaş size bozuk vermek zorunda değil.” O kadar öfke doluyum ki, anlamıyorum çünkü. Bu insanlar neden böyle davranıyor, aklım beynim almıyor. Dışardan bir hasta giriyor içeriye. Sıra numarası veren görevli müdahale ediyor: “Sıraya geçin!”. Adam diyor ki ilacım yoksa neden bekleyim, ilacım var mı diye soracaktım, öfkeyle arkamı dönüp adama diyorum, bak ben bekledim yok, olmama ihtimali mümkün ama umursayan yok. Sesim gittikçe yükseliyor. Yanımda diğer masada işlem yapan kadın kendi ilacı için kavga veriyor: “Geçen defa yok dediniz gidip piyasadan aldım, Nasıl vermeyceksiniz? Vermeniz lazım verdim reçetemi size daha önce…” O ara öfkeyle bağırıyorum:

-“Yarın imitanibi almaya geldiğimde alırsın 2 TL’yi”.  Şimdi nereden bulacam iki TL. Çık, arabaya bin, git para bozdur gel. Biz onlara hizmet ediyoruz çünkü!

Görevli itiraz ediyor, “Kasam açık çıkar o zaman olmaz öyle şey” ama bende film kopuyor. Öfkeyle ilacı fırlatıyorum ve dönüp dışarı çıkmaya yelteniyorum. Kadın git, bir daha da gelme sakın burya diye bana bağırıyor, diğer sıra numarası veren “yetkili” beni ittirip kapıyı suratıma kapatıyor. Onlar da bana öfke dolu. Çünkü “işlerini” eleştirdim…

Bense yorgun, ilaçsız, öfkeli ve hasta bir insan olarak ağlaya ağlaya arabama binip; eşimi arıyorum olanları anlatmak için… Yine vermediler ilacımı diye…

Ben parmağının arkasına saklanan bir korkak değilim. Ben, adil bir annenin, adalet duygusu gelişmiş bir kızıyım. Bağırmalı mıydım, elbette hayır. Oradaki görevli de sonuçta işini yapmaya çalışıyordu. Peki beni anlamaya azıcık çaba sarf etti mi? İnsanlara bugün git yarın gel demek ne kolay değil mi? Biz boş gezenin boş kalfasıyız ne de olsa… Ne demek “Bunu bulduğuna şükret?!” ne demek yahu?!

Tüm gün çekilen bir baş ağrısı ve mide bulantısı, perişan ve yorgun bir gün. İlaç Eczacılık benim için son bir yıldır bu işte. Her gittiğimde bir baş ağrısı. Hakkım olan şeyi, hakkımız olan şeyi, sanki lütüf gibi bir de gururla “bunu bulduğuna şükret” diyerek yüzümüze vuruyor devletimizin “memurları”…

Peki sonuç? Elimde tek bir adet tablet kaldı ve ya ben ya da benim adıma biri, o kabus yuvasına dönmek zorunda. Devletin benim gibi hastalara hizmet etmek için kurduğu ve aslında “halkın” olan daireye, “çıkıntı” olarak gitmemiz layık görülüyor.

Şimdi evde, başımın zonklaması eşliğinde düşünüyorum. Kim suçlu? Hata nerde? Bu “devlet” nasıl olur da hastasına bu şekilde davranabilir? Eğer firma sorunluysa, neden yaptırım uygulanmaz? Neden hastalar bu eziyete katlanmak zorunda. Neden bizim bazı “memur”larımız kendi rol ve sorumluluklarının bize hizmet etmek olduğunu, yardımcı olmak olduğunu anlamakta bu kadar zorluk yaşıyorlar. Neden empati yoksunu insanlar yığını olarak yaşıyoruz? Bu ilaçlar devlet doktorları tarafından reçete ediliyor madem, neden sistem ihtiyacı belirleyip stoğunu ona göre tutamıyor? Neden bu ülke ilaçta otomasyona geçemiyor? Neden? Neden? Neden? Neden ben gecenin bir vakti dinlenmek yerine bu yazıyı yazıyorum. Hayır, susmayacağım. Sinip kalmayacağım. Yeter. 2021 Kıbrıs’ı bu işte. Devletin hizmet kapasitesi bu. Ben bir sesim sadece. Benim gibi ne çok hasta var. Geçen defa ilacı alamadığımda ne çok mesaj aldım insanlardan, ben de iskeleden/karpazdan vs vs gittim ve ilaç yok dediler, diye. İnsanlara bugün git, yarın gel demek ne demek? “Bulduğuna şükret” ne demek?, “Buraya bir daha gelemezsin?” ne demek? KML öldürmez artık, ama İlaç Eczacılık öldürür, öldürmezse de kesin hasta eder. Budur! Tecrübeyle sabittir. Bu iş burda bitmedi… Sevgili hastalar ses verin! Hasta Hakları Yasası için de ses verin! Yapılan haksız uygulamalar için de ses verin! Hastayız diye haksız değiliz. Bilmeyenler okuyup, öğrensinler…







Başa dön tuşu