Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KABUL ETMEMİZ GEREKEN GERÇEKLER   

Bir siyasi iktidar için koronavirüse karşı tedbir alırken,  bilerek ve isteyerek  ekonomiyi gözden çıkarmak zorunda kalmak her halde talihsizliğin en kötüsü olmalıdır..

Bu  talihsizlik de Ersan Saner Koalisyon hükümetine isabet etti!

Fakat “ben bilir, ben karar alır, ben yaparım” demedi.   Sağlık Kurulunun önerileri doğrultusunda hareket etti. Ve doğruya doğru bugüne kadar da virüse karşı başarılı bir sınav verdi..

***

YİNE DE YOLUN BAŞINDAYIZ: Nitekim  pandemiye karşı alınan tüm tedbirlere karşın virüs insanlara zarar vermesi ama   eğitimle turizmi en kötü şekilde etkiledi. Küçük ölçekli ekonomik müesseseleri yerle yeksan etti! Üretimi kısarlaştırdı..                        Tabi ki ulusların tarihleriyle kaderlerinde böylesi felaketler hep vardı var olmaya da devam edecek.                                            Nitekim bu adada rahmetlik Denktaş’ın “karanlık” dediği günleri de yaşadıktı.      Rum kıyımı ve mezalimden kurtulmak için hem savaştık hem göç ettikti.                        Yani Kıbrıs Türk halkı, keyfi öyle istediği için Güney’den Kuzey’e taşınmadıydı.  Güneydeki yurdundan kovulduğu, can güvenliği kalmadığı, malı mülkü gasp edildiği için Kuzey’e göç ettiydi.

Ve  şimdilerde de  Kıbrıs Türk halkı Kuzey’deki vatan topraklarında veriyor var olma savaşımını.                                             Fakat tek başına değil!.. Türkiye ile birlikte ve desteğiyle.  İşte üç beş cümlede ifadesini bulacak ispatı:

***                                          DAHA NE YAPMASINI BEKLERDİK?      TC’den gelen suyla topraklarımızı yeşertiyoruz..                                                           TC’nin  parasal katkılarıyla yeni yollar yapıyoruz.

Olağanüstü felaket olmasına karşın pandemiyle, TC’den gelen aşılarla mücadele etme olanağı buluyoruz.

Hatta TC’den kaynaklı yatırımlarla turizm gelişirken,  sanayide üretim potansiyelimizi artırıyoruz.

Ve açık seçik gerçek şu ki Türkiye bizim adadaki varlığımızın bekçisi, güvencesi oluyor..

Nitekim eğer masada Rum’a karşı direniyor BM’leri bile ıskalıyorsak bu siyasi gücümüzü de Türkiye’nin gücünden alıyoruz.

***

ÇOK İYİ DÜŞÜNMEMİZ  GEREKİR: Geçen gün   gençten bir delikanlı çaldı kapımı. Bir şirkete ait Kamuoyu yoklaması yapan çalışanlardan biri..

“Anket kısa olacaksa buyur” dedim. Kısaymış.. Sorular genellikle  “erken seçimle” ilgiliydi. Hangi partilerin koalisyon oluşturabileceği falan..

Fakat araya sıkıştırılan ötesi sorular beni hem şaşırttı hem dikkatimi çekti. İlk kez karşılaştığım sorulardı. Yada ben öyle sanmış olabilirdim.

FAKAT sorular  resmen “Türkiye’nin adadaki varlık ve güvencesini, aramızdaki   Türkiyelileri kabullenip kabullenmediğimizi, iki devletli mi yoksa federasyonu mu savunduğumuzu falan  sorguluyordu!

YANİ anket soruları Kıbrıs Türk halkının  Türkiye’nin adadaki varlığını kabul edip etmediğini, Türkiye’ye yönelik değer yargılarını sorguluyordu! Bu konulardaki görüşler alınıyordu!                                              Türkiyesiz mi yoksa Türkiye ile birlikte mi olmak istediğimiz araştırılıyordu.                                            ***

ÜZÜLDÜM! Üzüldüm çünkü bu adada Türk halkını kıyıp öldürmek, adadan kovmak ve Enosisi gerçekleştirmek için kurulan  terör örgütü  Eoka’ya karşı, “hasbelkader” mücadele eden insanlardan biriydim. Taa 1958’lerden beri..

Kuzey’i, adadaki son sığınağımız, vatanımız olarak kabul edenlerdenim..

Bu vatanı Rum’a karşı koruyabilmek için kesinlikle Türkiye’nin garantisine hatta ötesine geçerek “anavatanımız” oluşu nedeniyle korumacılığına ihtiyacımız olduğuna da iman edercesine inanmaktayım..                                                                                     ***

BU “İNANÇLARIN” ÖTESİ Mİ VARDIR? Yani  “Anamur’dan akan su nedeniyle  TC’e bağımlı olacağımıza” mı inanayım?                     Ki daha geçen gün Erdoğan Geçitköy barajından suyu tarım alanlarına  akıtacak olan tünelin açılış törenine telekonferansla katılırken ne dediydi:

“KIBRIS Türk halkının Doğu Akdeniz’deki haklarının yenmesine asla müsaade etmeyeceğiz. KKTC halkının refahı, kendi ayakları üzerinde durabilmeleri, kalkınması ve gelişmesi öncelikli hedefimizdir…”                   BU nedenle “Türkiye’siz olunmaz” diyorum. “Olur” diyenlere de    inanmam! İnanmadığım için böyle bir olasılığı düşünmem bile! Aksine Türkiye’ye şükranlarımı sunarım..                                                                       ***

ANTİPARANTEZ YAZAYIM: Yani  bazı siyasi parti başkanlarının “egemen eşitlik temelinde iki devletli çözüm önerisini herkesler kabul etmeyecekler” yollarındaki beyanlarını sadece “talihsizlik” olarak yorumlarım!

Öte yandan   BM’lerin ne parametresi vardır ki “çözüm parametrelerinin sağlığına ve güvenliğine inanayım zaten inanmam!”

İsrail Filistin savaşında bombalanan Gazze’de, yakılan yıkılan binaların dumanları tütüyor! Neredeydi BM’ler?                                                                  ***                                                                                                                    BİZE, KKTC’E DÖNÜYORUM: Kıbrıs’ta bir başka Kuzey yoktur. Eğer savaşla kazanılan bu toprakları masada Rum’a kaptırırsak yada “federasyon” maskaralığıyla Kuzey’in yönetimine Rum’u da ortak yaparsak…

Dolayısıyla Türkiye’nin adadan ayrılması için federasyon kapısını açarsak..

Gelecek nesillerimize (eğer göç etmezlerse) sadece kan ve gözyaşı değil, Rum Yunan sultası altında yaşamak zorunda kalacakları esaret ve zilletten   başka miras bırakamayacağız..

Bundan sonra KKTC’nin nasıl toparlanacağı bir yıl öncesi ekonomik durumuna nasıl geleceği  de bilinmiyor.   Çünkü bu pandemi döneminde artık  geleceğe yönelik plan programlar da yapılamaz çünkü virüsün hükmü geçmiş değil! Nitekim şimdilerde yeni varyantlarından söz edilmekte.. Yani sonlandığı  yerde bir başka kılıkla yeniden ortaya çıkmakta..

***

TAM bu sırada sınır kapılarının açılmasından söz edilmektedir. Büyük olasılıkla iki aşısını tamamlanmış olanlar için..

Tıbbi  hele de virüsle ilgili  konularda yazmak haddimiz değildir. En azından ben öyle düşünüyorum.

Ve hemen yazayım şunu da biliyorum: “İki aşısını da yapmış bazı yurttaşlarda  yine de pozitif vakaya rastlandığı için  karantinaya alındılar.

Yani “aşı oldum artık ben katiyen virüse yakalanmam” demeyin.. Yalnız aşı oldukları için sadece karantina tedbirleriyle vakayı atlatabiliyorlar..

ŞİMDİ başa dönüyorum: Virüs mutasyona uğramış. Hindistan İngiltere varyantları varmış ve yayılmaktaymış.

Ne demek  bu? Virüsün mevcut aşılara karşın kendini daha güçlü hale getirmesi.. Ki büyük olasılıkla antikorları yenerek bulaşını sürdürmek için.

Kısaca virüs aşılarla sağlanan bağışıklığa karşı kendini yeniden teçhiz edip bulaşına devam etmekte..                                                                                   ***

SINIR kapılarının açılmasına dönüyorum: Ve diyorum ki aşı olunduğuna bakarak kapılardan yeniden geçişlerin  başlaması belki ekonomik fayda yönünden anlaşılabilir ama bulaş  yönünden hâlâ tehlikeli ve rizikoludur!

Bu nedenle son günlerde “hükümetin sınır kapılarını  açacağına yönelik” söylentileri kuşku ile karşılıyoruz.. Çünkü Kuzedy’den Güney’e Güney’den Kuzey’e gelip geçenler öncelikle marketlere, alışveriş yerlerine, kafelere falan uğrayacaklar..

Yani iç içe geçen bir sosyal hareketlilik söz konusu olacak ki doğrusu sadece aşıya güvenerek bu rizikoyu göze almak büyük cesaret olmalı!                                                                                            ***

KIISACA TAKILDIĞIM:

Kıbrıs sorununun can sıkacak kadar çok uzadığını söylemek abartı olmayacaktır.

Ne var ki sorunu çözecek olan karşımızdaki “dünyasal güçlerle örgütler” daha kurulurlarken anında örgütlenip bloklaşarak “Hıristiyan kulüpleri” haline gelirler!

Benzer örgütlenmeleri Müslüman ülkeler yapsalar ki “İslam ülkeleri İşbirliği” gibi örgütlenmeler vardır;   anında karşılarında hem AB’i hem de BM’ler bünyesindeki Hıristiyan ülkeler lobilerini bulurlar.. (Kaldı ki bunlara da gerek kalmadan zaten İslam ülkeleri siyasi sorunları karşısında kendi kendilerini diskalifiye ederler ötesi müdahalelere hiç gerek yoktur. İspatı henüz yaşandı. İsrail Filistin kapışması. Hangi Arap ülkesi oynattı parmağını?

***

NE diyecektim? BM’ler Genel Sekreteri Guterres nasılsa Kıbrıs aşığı oldu. Dünyada yüzlerce siyasi sorun varken parmağını bile oynatmayan, İsrail Filistin savaşına dönüp bakmayan Guterres işini gücünü bıraktı “Kıbrıs sorunununun” peşine düştü..

İnatla ve tarafların nasıl çözüm istedikleri ortadayken hazret hâlâ yeni bir Cenevre toplantısı hazırlığı yapıyor!

Hem de mesela KKTC Dışişleri Bakanı  Ertuğruloğlu’nun biz masaya eşit taraflar olarak oturana kadar müzakere olmayacak” demesine karşın!

Kaldı ki zaten bir süre önce gerçekleşen Cenevre konferansı tam bir fiyaskoydu ve tam bir Guterres  başarısızlığıydı!                                                           ***                                    BİLİR MİSİNİZ? 47 yıl sonra   Türk tarafı ilk kez “Kıbrıs siyasi sorununa “olmazsa olmaz” kararlılığının mührünü vurdu:

İlk kez ne istediğini söyledi müzakerelere bu istediğinin kabul edilmesi koşuluyla oturdu..

Nedir istediği? “Biri toplum diğeri devlet arasında müzakere olmaz” dediğince her şeyden önce Rum tarafının KKTC’nin egemen bir devlet olduğunu kabul etmesini..

KALDI ki eğer adada Türk Rum tanınmış iki egemen devlet söz konusu olsaydı ve “barışçı çözüm”  için masaya oturulsaydı ancak “federasyon görüşülebilirdi..”

Oysa Rum tarafı 1963’de yıktığı Kıbrıs Cumhuriyetine ve 1974’de çıkardığı arbedeye karşın kendisini BM’lere AB’e adanın tanınmış tek devleti olarak kabul ettirmekte utanmadan da Kuzey’in Türkiye’nin işgalinde olduğunu söylemektedir!

Guterres’in inatla çözmek istediği sorun böylesi çetrefil ve Rum Yunan siyasi virüsünden muzdariptir! Allah Guterres’in yardımcısı olsun!