Sıkıntı yok, rahat olun” diye tepeden bakar ya Ersan Saner, o her ‘sıkıntı yok’ dediğinde bilin ki, kendi bile emin değildir…
Uçak kısıtlaması kaldırıldığı anda, uyarıldı. Sonuçta sağlıkla ilgili yaratacağı etkiler bir yana, hava ulaştırmacılığı ticari konu, yap-boz’a gelemezdi. Diğer taraftan yığılmayla karantina sorunlarının ortaya çıkacağı belliydi. Bunun tedbiri alınmış mıydı?
Hemen cevabı yapıştırdılar; “Sıkıntı yok”. Hatta “pandemiden dolayı zaten uçaklar yatıyor” gibi de bir laf etmişti Başbakan.
22 Şubat’ta kaldırılan kısıtlama, bir hafta sonra geri geldi…
Yahu en azından bir hafta sonrasını görün. Öyle çok fazla bir şey değil yapacağınız planlama, bir hafta sonrasını bile planlayamıyorsunuz.
Ev karantinası da aynen böyle olmuştu. YDÜ elektronik bileklik üretmişti. Kendilerinden bunu İçişleri Bakanı’nın istediğini söylemişler, Sağlık Bakanı almayı reddetmişti. Sonradan Türkiye’den sipariş verdiği öğrenildi.
Aynı günlerde yine Sağlık Bakanı, “Devlet karantinaların üstesinden gelemiyor. 45 milyona dayanan bir külfet oluyor. Ev karantinasına dönüştürmek zorundayız” diyordu. Hafta sonu temaslı 35 kişiye elektronik bileklik takıldığını, ev karantinasına geçirildiğini, ülkeye gelecek olan 230’un üzerinde yolcuya da bileklik takılarak ev karantinasına alınacağını söylüyordu.
Ne oldu? Yürümedi. Bunun da planı programı yoktu. Denetim yapamayacaklarını anladılar, bitirdiler. Ayda 5-6 milyon karantinayı devlet ödemeye devam etti. O bileklikler de ne oldu bilen yok.
Şimdi yeniden söylenmeye başlandı. Yeni Sağlık Bakanı, teknolojik alt yapının hazır olduğunu söylüyor.
Düşünün o kadar ihtiyaçlı insan varken, kamunun olmayan parası, keyfi gidip gelenlerin karantina parasına gitti. Hala da maliyenin belini büküyor, boşu boşuna.
En önemlisi tümüyle ticari bir faaliyet olan üniversite sektörünün karantina masrafını da devlet üstleniyor. Şimdilik tam 50 milyon…
Küçücük dükkanı kapananlar, evine tek kuruş para götüremeyecek olanlar bir yanda, üniversite sahipleri bir yanda… Ve devlet bu ikincileri finanse ediyor.
Halkın vergileri zengin bir sektör için hovardaca harcanıyor…
Kafaları tokuşunca karar alıyorlar da ev karantinasının şakaya gelir yanı yok. Bunun tam bir denetim ve ağır cezai yaptırımlarla birlikte uygulamaya geçmesi şart. Yaşanacak olası kaçakların tümü önlenebilir olmalı ki, buna izin veresiniz.
İngiltere, evde karantina uygulaması başlatıldığında, cezasını da açıkladı. Karantina kurallarını bir defa ihlal edenler 1000 sterlin para cezasına çarptırılıyor. Birden fazla ihlal halinde cezanın miktarı 10 bin sterline çıkıyor. Almanya’da bu ceza 1000 ile 5 bin Euro arasında. Güney’de de 800 euro. İlan edildiği tarihten itibaren Avrupa ülkelerinde milyonlarca lira ceza kesilmiş.
Bizde yeni düzenlemeye göre, karantina kuralına uymayanlar için, aylık brüt asgari ücretin beş katı tutarı kadar para cezası veya bir yıla kadar hapis cezası var. Peki bu yasak ve cezalar uygulanabilecek mi?
İşte sorunumuz bu. Bizim sistemimiz denetim özürlü. Birincisi umursamazlıktan… Çünkü denetimin gereğine bir türlü inanamıyoruz. Onun için de gereği gibi uygulanmıyor. İkincisi ve en tehlikelisi, iyi dostları denetimle rahatsız etmek istememekten. Jet skandalını hatırlayın.
İşte bu nedenlerle endişeliyiz. Ne bir planları olduğuna ne de söylediklerini yapacaklarına güveniyoruz. İşte size iki örnek verdim. Gerisini siz düşünün…
YERİN KULAĞI VAR
BİR KARAR VERİN:
AKEL Genel Sekreteri Kiprianu, iki devlet ya da konfederasyonu asla kabul etmeyeceklerini açıkladı. İyi de ne istediğinizi bir bilsek. Yıllardır federal bir çözümü, ‘orası böyle, şurası şöyle’ diyerek reddediyorsunuz. Annan Planına da ‘hayır’ dediniz. Hep söylüyoruz, bu adada eşit iki halkın olduğu gerçeğinden hareketle bir çözümü zorlamazsanız, bu günleri de çok arayacaksınız. “Hem ekmek bütün, hem köpeğin karnı tok olsun” derseniz bu iş olmaz. Siz önce bir oturun ve ne istediğinize karar verin…
HAYALLER VE GERÇEKLER:
Ersin Tatar sık sık dünyanın artık Kıbrıs Türklerini anlamaya başladığını, iki devletlilik tezinin kabul gördüğünü falan söyler. BM açıklamalarını da böyle yorumlamayı tercih eder. İngiliz Dışişleri Bakanı Dominic Raab’la görüşmesinden sonra da Kıbrıs Türk tarafının pozisyonunu gayet iyi anladığını gözlemlediğini söylemişti. Oysa Raab, Avam Kamarası tutanaklarına resmen kaydedilen açıklamasında, “federasyon İngiltere için başlama noktası”dır dedi. ABD, AB de arkası arkasına benzer açıklamalar yaptılar. Rumlar sevinç içinde, aniden federasyoncu kesildiler, hak etmedikleri bir şekilde uzlaşmacı tarafta yerlerini aldılar. Hayaller ve gerçekler…
ESNAFA YOK, T&T’YE VAR:
Ercan İşletmesine her türlü verginin ertelenmesine karar verildi. Yani devlet T&T şirketi leyhine alacağını erteledi. Hem de böyle bir durumda. Geçen yıl Mart’ta vergi ve harçlara yüzde 10 indirim getirilmiş, motorlu kara taşıtlarında bir kdv indirimine gidilmişti. Ondan sonra başka hiçbir sektör için bir vergi erteleme ya da indirimi olmadı. Esnaf, küçük işletmeler devlete olan borçlarının altında ezilirken, T&T’ye yapılan tam bir kıyaktır. O vergilerle T&T batmazdı ama, diğerleri battılar. İşte hükümetinizin size, kendi halkına bakışı budur.
TOPLANABİLECEK Mİ:
Yamalı bohça hükümetinin kurulduğu günden beri Meclis’te nisap sağlamak için dıştan desteğe ihtiyacı var. Pazartesi günü saatler sonra toplanabildi. Bugün yine Meclis var. UBP-DP-YDP toplamı 24 eder. 3 de bağımsızlar, etti 27. Ama bir türlü bu sayıyı bir araya getiremiyorlar. Her birleşimde birilerine yalvar yakar olurlar. Kendi vekillerini bile Meclise getiremeyen bu hükümetten iş mi bekliyorsunuz…
GÜZEL HABER:
Yapalım mı yapmayalım mı diye tartıştığımız, etkisine pek güvenmediğimiz Sinovac aşısının etkinliğinin yüzde 83.5 olarak açıklanması hepimizin yüzünü güldürdü. Türkiye’de faz-3 inceleme sonuçları etkililiği yüzde 83,5 olarak açıkladı. Aşının hastanede yatışı engelleme oranı ise yüzde 100 olarak tespit edildi. Şimdi artık hızlı bir şekilde tüm ülkenin aşılanması için kolları sıvamalıyız…
AŞIYA NEDEN KENDİMİZ ULAŞMIYORUZ?:
Eğitim Bakanı Olgun Amcaoğlu, yüz yüze eğitimin başlayabilmesi için 20 bin 500 kişinin aşılanması gerektiğini söylüyordu. Dün açıklandı, Türkiye’den gelecek aşı sayısı 20 bin. Bu durumda eğitim başka bahara mı kalıyor? Türkiye kendi insanına yetiştiremediği aşıdan bir de bize yolluyor. Daha fazlasını talep etmek ne kadar adil olabilir? Ama bu arada öğrendik ki, Türkiye de aşıyı aracılarla getiriyor. Aynı yolu neden izlemiyoruz? Neden hükümet bu zorunluluğu sürekli görmezden geliyor?

































