“Gerekirse kapanırız”…
“Kapanırsak aç kalırız”…
İkisi de doğru…
Herkes kendi penceresinden bakıp veryansın ediyor.
İşyerini kapatmak zorunda kalacak olan daha önce yaşadıklarını biliyor, bir kapanmanın sonrasında belini asla doğrultamayacağının farkında.
Maaşıyla, işiyle ilgili sorunu olmayan, hastalığın derdinde. O da bulaşırsak korkusuyla, “niye kapatmıyorsunuz” diye bağırıyor.
Okula giden çocuğu olan, “tatili öne al” derken, çocuğu bırakacak yeri olmayan “okulları kapatamazsınız” demekte.
Bunların hepsini sosyal medyada görmek mümkün. Bir kaos, bir karmaşadır gidiyor.
Bulaş artmaya devam ediyor. Her gün yeni bir okul, yeni birkaç işyeri, vakalar, vakalar…
Ama diğer yandan, kapanmakla meydana gelecek kayıpları karşılayacak bir enstrümanımız yok.
Yıllar yılı kimsenin aklına böyle bir kördüğüm gelmedi. Döviz fırtınası vuracak, ama enflasyondan doğan kayıpları yerine koyacak kaynak bulunamayacak… Ya da bir salgın çıkacak, masraf üstüne masraf artacak, bunu parasızlık da körükleyecek…
Tam sıfıra sıfır elde var sıfır durumu…
Oysa devlet ne için var? Olur da böyle olağanüstü durumlar meydana gelirse, önce kamu düzenini adam gibi sağlamak, sonra da yedek akçesiyle, fonlarıyla, devreye koyacağı ekonomik yaptırımlarla çare üretmek için.
Ta başından burada bağırdık çağırdık, Olağanüstü Hal ilan edin dedik, darbe diye anladılar. Ellerindeki yetki gidecek korkusuna kapıldılar, tartışmadılar bile.
Oysa seçim gailesi olmayan, teknokratlardan oluşan bir yönetim, elindeki olağanüstü yetkilerle zorlukların üstesinden gelebilecek cesur kararlar alacaktı.
Her şeyden önce halka güven verecekti. Denetim yapmaktan kaçınmayacaktı. Dün de yazdım, yarım milyara yakın alacağı olan devlet, siyasetin maskarası olmadan, alacağını alabilecekti. Tasarrufundan, kesintisine her ne gerekiyorsa, sağlık için, ekonomi için, dövizle mücadele için, süratle ve tartışmasız kararlar alınabilecekti.
Tam 9 aydır bu belaları çekiyoruz. Bu saydıklarımdan hangisi için doğru dürüst bir karar alındı?
Tam tersine, israf devam etti, yanlış kararlarla hem sağlık hem de ekonomi daha da berbat hale getirildi. Yerel yönetimlere denetim yetkisini bile, aylar sonra toplumdan gelen baskılarla yasa değişikliği yapıp da lütfen verdiler.
Şimdi halk güvenini kaybetmiş, asayiş bozulmuş, sivil itaatsizlik had safhada, hükümet kapı kapı gezip para aramakta. Ben Ankara’daki bürokratların yerinde olsam, önlerine toplamadıkları, affettikleri, görmezden geldikleri vergileri koyardım, liste liste. Hatta o kişisel vergi listelerini de. Sermayeye tanınan kişisel ve kurumsal muafiyetleri de listeler ve nedenini sorardım. Şu yoklukta haksız bir şekilde istihdam ettikleri yandaşların listesini de eklerdim.
Sen önce yapman gerekeni yap, sonra dilenmeye çık…
Şu yamalı bohça hükümet var ya, hani bir öncekinin devamıdır da ondan da beter seçim hükümetidir; bu hükümetin ömrü sadece 10 ay… Ama, korkarım bir o kadar daha berbat edip, teslim bayrağını çektirecekler bize. Görünen o…
YERİN KULAĞI VAR
HELAL OLSUN:
Üçlü hükümette dairelere baktığımızda, en az milletvekili ile en çok ve en etkili daireleri YDP’nin aldığını görüyoruz. Bu da koalisyon pazarlıklarında Arıklı’nın bu işi iyi yönettiğini gösterir. Adamlar Başbakan’dan daha etkili konuma geldi. Burada Arıklı’ya kızmak yerine, Başbakan olabilmek için her şeyi feda etmeye hazır olan Saner’e kızmalıyız. Baksanıza koltuk uğruna neleri feda etti…
İÇE DEĞİL, DIŞA KAPANALIM:
Bence kapanmak yerine, kapatalım. Ülke olarak 2-3 haftalığına tümden kapanmak yerine, hem kuzeyden, hem güneyden geliş ve gidişleri kapatmak en doğru çözüm olur. Hatırlayın dışa kapandığımız dönemde hem virüs konusunda rahattık, hem de ekonomi kendi içimizde çok daha canlı ve hareketliydi. Virüsün yayılmasının en büyük nedenlerinden birisi karantinasız dışa açılma ve denetlemedeki acizliğimiz oldu. Bence içte toptan bir kapanma yerine, dışa kapanalım çok daha iyi olur.
BAL GİBİ SAPTANIR:
Özdemir Berova, bir yandan hekim ama, diğer yandan da bir UBP milletvekili. Görünüyor ki önceliği siyaset. 3 günlük karantinasız girişlerin etkisi saptanamazmış, öyle diyor. Bal gibi saptanır. 3 günlük karantinasız girişler sonrasında vaka sayısı 342… Ondan önceki Temmuz açılımında bile bu kadar vaka çıkmamış. Daha ne kanıt istiyorsunuz ki?
İSİMLERİNİ AÇIKLAYIN:
Kapatılan işyerlerini uzun kulaktan öğrenirsek öğreniyoruz. Oysa resmi olarak açıklanmalı. En azından insanlar da son günlerde o işyerine gidip gitmediklerini bilsinler. Lefkoşa Belediyesi üç iş yerini covid’den dolayı kapattı. Kimdirler? Halkın bunu bilmeye hakkı var…
SÜNNETÇİ KORKUSU:
Dönemin hükümeti, Ağustos 2020’de maske takmayanlar için 380 lira para cezası verileceğini kararı almıştı. Bu kararın üzerinden neredeyse 5 ay geçti, ancak, bugüne kadar maske takmayanlara böyle bir cezanın uygulandığını ne gördük, ne de duyduk. Zaten uygulansaydı bu hale gelmezdik. Şimdi de Saner hükümeti, maske takmayan, sosyal mesafe kurallarına uymayanlara para cezası verileceğini açıkladı. Gidin marketlere bakın, 10 kişiden en az 6’sı maske takmıyor. Karar alıyorsunuz güzel de bunu uygulamadıktan sonra, sünnetçi korkusundan öte bir işe yaramaz…
BEDEL ÖDEYENLER:
Başaran Düzgün köşe yazısında, “Bir yandan on üçüncü maaşları ödeme belirsizliği, diğer yandan virüs korkusu piyasadaki mevcut ekonomik aktiviteleri durma noktasına getirdi. Hükümet otoritesinin olmaması, sürekli değiştirilen sağlık kararları ve ‘en iyi biz para alırız’ deyip de ‘on üçüncü maaşları ödemekte zorlanabiliriz’ aymazlığına düşenler yüzünden piyasa ve on binlerce emekçi çok kötü bedeller ödüyor” diye yazdı. Ben de diyorum ki, keşke ödediğimiz bedel sadece bu olsa. Yarınlarımızın, bugünden çok daha kötü olacağını görmek için müneccim olmamıza gerek yok…
FOTO GÜNDEM: AŞIYA PARTİZANLIK BULAŞMASIN: AB’nin Kıbrıslı Türklere 200 bin aşı vereceği açıklandı. Artık işin iki taraf için de oyalama, yokuşa sürme kısmı bitti. Bundan sonrası için planlama nedir, bilmiyoruz. Kaç kişiye, hangi öncelikle yapılacağı, buzluklar falan tamam da, güveneyim mi? Demokrasiye gölge düştükten sonra, aşıya siyaset karışmayacağının garantisi var mı? Şimdi yandaşa, partiliye, sermayedar arkadaşlara öncelik verilip verilmediğini nereden bileceğim? Hani sistem? Neye göre? Haydi Sayın Pilli, siyasi baskı yemeden, Bilim Üst Kurulu’yla birlikte bir planlama yapın, şeffaf olun, hepimiz öğrenelim…

































