Her sokağı beş dakikada yürüyüp geçerdiniz; bir sokaktan bir sokağa yürümek çok sürmezdi.
Bir adresten bir adrese.
Bazı sokaklar beş dakika bile sürmez, iki dakikalık bir zamanda bir başka adreste bulurdunuz kendinizi.
Kim bilir en uzun yol İstanbul sokağının yoluydu ve ona paralel Reşadiye Sokak.
Mücahitler Sitesi’nden başlar Zafer Sineması kavşağına kadar uzanırdı hisar boyunca; Zahra ve Viktorya sokaklarından daha uzundu bu adresler, belki Tanzimat sokağı ile Yenicami sokağı boy ölçüşebilirdi bunlarla…
…
Böyle aralık aylarıydı ama güneş sonbahardan kalma.
Hüseyin Kanatlı radyoda şarkı yarışmaları yapar, Kemal Tunç ile Osman Balıkçıoğlu Aliko ile Caher’in piyeslerini seslendirirlerdi.
Bir sokaktan bir sokağa yürürken bu sesler yankılanırdı her yerde.
Bir zamanlar adaya gelip giden ve çeşitli notlar alıp ada hakkında kitaplar yazan gezginlerin anlattıkları çok gerilerde kalmıştı.
Artık o Kıbrıs o Kıbrıs değildi.
Venediklilerin adayı tekrar elde etme hayalleri yüzyıllar öncesinden tükenmişti.
İngiliz de pes edip çekip gitmişti.
Türkçe ve Grekçe ikiye bölünmeye gebeydi ada; herkes kendi mahallesinde!
Ve bir gün ada ikiye bölüneceğinde, adada kim varsa İngiliz’in ayak izlerine basacaktı…
…
Beş dakikalık bir zaman o sokaklar için hiçbir şey ifade etmezdi.
Kaç nesil beş dakika içinde ayak sürümüştü o sokaklarda bilinmez ama aynı sokaklar yüzyıllarca aynı yerdeydiler ve zaman onlar için yoktu.
Sizden önce de vardılar, sizden sonra da olacaklardı…
…
Lefkoşa surlariçinde kaç hayatın gelip geçtiği bilinmez, lakin kendi hikayelerini tarihe mal edenler de vardır.
Geleceğe aktarılan bir hikaye, bir sokaktan veya yüzyıllardır ayakta duran tarihi bir eserden daha uzun ömürlü olsa gerek.
Günümüze kadar uzanan maniler gibi…
…
Her an, her gece kaç yıldız söner kim bilir?
…
Diyeceğim,
O beş dakikada içinden geçip gidilen sokaklar geride kaldığında, o hayatlar da geride kalır.
En acı olanı, bunu yaşarken görmek değil midir?
































