Nedir “zahiri görüntü?” Ta lise dönemlerimizde fizik derslerinde okurduk. “Mesela derdi öğretmen, sandalın küreği denizde kırıkmış gibi gözükür.” “Oysa derdi gerçekte o kürek düzdür.” Güzünüzü yanıltan su içindeki sanal görünümüdür…”
Uzun yıllardır Kıbrıs Türk halkı da kendini sanal bir görüntü yansımasında “devletinin muktediri” görmektedir.
Hatta “muktedir” görmesinin nedeni olan Türkiye’nin, KKTC’nin mali ve ekonomik katkılarıyla, korumacılığını üstlenmesi olmasına karşılık; zaman zaman “Türkiye yakamızdan düş” diyecek kadar da kendini bağımsız ve bağlantısız siyasi irade sahibi bir devlet olarak tanımlar!
Ve hatta eğer Ankara müdahale etmese biz Güney’deki Rum ile anlaşırız” der!
FAKAT Türkiye’ye yönelik tüm bu yaygın kanaatlere karşın müzakere masalarında mesela Annan planıyla bile Rum tarafına çözümü kabul ettirmeyi başaramaz! Çünkü:
“Rum toplumu için her şeyden önce bir federal sistemin oluşması değil, her hangi bir sistemde fakat Türkiye’nin ne garantörlüğünün ne de adadaki askeri varlığının olmayacağı bir çözümdür..”
Tıpkı, kim bilir hangi kaçıncı kolun, nasıl bir propaganda ve metotla çalışması sonucu Türkiye’nin KKTC’den kopmasını, Kuzey’deki varlığını sonlandırmasını, kısaca KKTC’den çekip gitmesini isteyen bir ayakları Güney’de bazı sivil toplum örgütleri yada kişileri gibi! Yani Güney’in Kıbrıs politikasıyla örtüşenler külliyesi!
PARA ile de satın alınabilirler, aldatılmış da olabilirler! “Gaflet ve delalet” içinde olmaları da muhtemeldir!
Fakat her hal ve kârda “Rumla birlikte hareket ederlerken, Türkiye’ye yönelik olumsuz propagandaların hatta açıktan karşı çıkışların artık sistematik ve eylemsel boyutlara ulaştığını söylemek yanlış değildir… Bunlara karşın:
***
O HALDE NEDEN? Öylesi muktedir ve kendini yönetecek kadar irade sahibi Kıbrıs Türk yönetim ve yöneticilerine sahip bir devletsek neden “zırt pırt hükümet krizleri yaratıp hem istikrarı bozuyor hem de halkı mağdur duruma düşürüyoruz?
Yoksa bir devletin kendini yönetmesinin tezahürü böyle mi gerçekleşir?
Kaldı ki yıllar yılıdır ne diyoruz? Dört yüz bin kişiyle devlet olunur ama “sembolik ve zahiri!” Ki Güney Rum yönetimi sırtını Yunanistan’a dayarken, gücünü de AB üyeliğinden almaktadır!
Bizse sırtımızı Güney’e dayayıp AB üyeliği kapmak istiyoruz! Ki bu bile laftır zaten Güney Rum yönetimi Kuzey’deki Türk yurttaşlarına istediği AB pasaportunu da verir kimliğini de!
Çünkü Rum liderliği ve kilisesi için önemli olan adanın üzerine açtığı Kıbrıs Cumhuriyeti şemsiyesi altında Türk toplumunun da toplanmasıdır. İşte asıl Rum egemenliği o zaman gerçekleştir!
Ha ilerisi mi? Girit örneği de var Ege adaları örneği de! 1963’ler örneği de var, 1974’ler de..
Bize hâlâ sanal alemde bir hükümet kurup bir hükümet bozarak, kendimizi dünyanın odağı görecek kadar da “muktedir bir devlet” olarak görürüz! Tabi zahiri görünüm!
***
NİHAYET ÇARE BULUNDU! (ERKEN SEÇİM!)
Neyse ki Ankara seçim işimize karışmıyor da son bağlamda ve iki yılda bir defa erken seçim yapıp kanımızda kaynayan siyaset kurtlarını dökme fırsatı buluyoruz! Yoksa kim korkar hain kurttan!
Nitekim Ersan Saner’le olmadı gelsin Tufan Erhürman! Sadece bu kez Ersan Saner gibi mandepsiye basılmadı. Nitekim daha görevi yüklendiğinde Saner’in ne yapması gerekirdi? Belli ki balık tutmasını bilmiyor. Bilseydi önce balık tutacağı yeri yemler bir süre beklerdi. Balıklar üşüştü müydü oltaya asılırdı! Yani ne? Eğer hükümeti kurma çalışmalarında başladığında Erhürman gibi “bir erken seçim hükümeti kuracağız” deseydi! (Buna karşın demeye de gerek yoktu, yine olacaktı çünkü seçim yapmak kanımızda var!) ***
ASLINDA bu tip hükümet bunalımlarına dayalı zaman kayıplarına alışkınız ama Mart ayından bu yanadır artık o “zamanı” keyfimizden değil, “koronavirüs” belasından dolayı toplumsal “kayıplar” olarak kayda geçiriyoruz! Nitekim kiminle konuşsam “battım” diyor! Ayakta kalanlardan bazıları “yiyecek içecek” satan bakkallar marketler falan..
YANİ tam bir “kapalı toplum ekonomisi içine girdik” değil, “birlikte kapandık!”
…Ekonomist değilim.. Fakat “şimdilerin böylesi olağanüstü durumlarında nasıl bir sosyoekonomik plan program uygulanmalıdır” sorusuna cevap vermeye çalışıyorum. Veremediğimden “fakat bizi yönetenler iyi bileceklerdir” diyerek başımı yöneticilerimize çeviriyorum… Gördüğüm manzara şu: “Bozdukları için yeni bir hükümet kurma çalışmasıyla erken seçim hazırlığı yapmaları!”
HA! Öte yandan Suat hoca elektrikle çalışan araba yaptı TC’ye gönderdi ki büyük ilgi gösterdiler.. Fakat neden TC’e gönderdi sorusuna cevap verilmedi: Çünkü bu ülkeye araba ithal edilir yapılmaz!
Zaten Suat hoca da “KKTC’de üreteceğim” demedi. Bizde büyük sanayi yok. Ya küçük sanayi?
Cevabı internette gezinerek aradım. Onca yığınla verilere karşın beni en çok şu cümle çarptı: “KKTC bir ithalat cennetidir!”
İŞTE gerçek. Ötesini dürtmeye gerek yok! Buna karşın mesela narenciyeden sonra süt ürünlerinde de ihracatımız tavan yapmış. Fakat olay şudur hani derler ya: Bir vapur dolusu hellim ihracatına karşın tek bir araba ithal etsen o hellimden kazandığın parayı o ithal ettin arabaya verdiğin döviz götürüverir…”
BU bilinen gerçeğe karşın yazık ki KKTC’de üretime dayalı bir sektörel üretim potansiyeli yaratamadık. Süt ürünleri ihracatı Kooperatifleşmenin somut başarısı olarak yansımsına karşın “ne tarım alanında kooperaftifleşebildik ne “ortaklıklar” yaratabildik. Nitekim çok eskide kaldı ama Kıbrıs Türk hava Yollarını dört beş işinsanının bir araya gelmesiyle (belki) kurtarabilirdik. Hiçbir şirket ortaklığa yanaşmadıydı!
***Aradan 46 yıl geçti. Kurumlaşamadık.. Kooperatifleşemedik.. Kollektifleşemedik.. Sanayileşemedik.. Yeterince üretemedik.. Dolayısıyla ihracat yapamadık..
***Her köşede bir üniversite açtık ama KKTC’nin ihtiyacına göre plan program yapamadık memleketi eczacılar avukatlar, diş doktorları… Enflasyonuna boğduk!
***İnşaat sektörü yarattık ekilip biçilecek toprakları bile apartmanlarla doldurup sahilleri harcadık! ***Memleketi araba bahçesi haline getirdik yol yapmadık! Falan…
Hikâyemiz uzar gider. Binbir gece nasalları gibi!
































