Bir ayı aşkın süredir Dağlık Karabağ’da Azerbaycan’la Ermenistan arasındaki çatışmaları izliyorum da yazıma devam etmeden önce kısaca Azerbaycan’la ilgili bazı “tarihlerin” başlıklarını yazayım:
AZERBAYCAN’da önce 1918’de bağımsız bir Cumhuriyet kurulur. Ne var ki ülke 1920’de Rusya’nın Kızıl Ordusu tarafından istila edilince zorunlu Rusya sistemine girilir. Zaten 1922’de de Rusya tarafından resmen Sovyet Sosyalist Cumhuriyetlerine dahil edilir.. 1923’de ise özerk Nahcivan ve Özerk Karabağ Cumhuriyetleri kurulduktan sonra her iki Cumhuriyet de Azerbaycan’a bağlanır…
ARADA yığınla siyasi olaylar yaşanırken 1991’de Sovyetler Birliği dağılır ve Azerbaycan bağımsız devlet olur. İki yıl sonra da Ermeniler Dağlık Karabağ’ı işgal ederler..
İşte 9 Kasım günü Azerbaycan’ın Şuşa’da Ermeni güçlerine son darbeyi vurarak kurtardığı coğrafya, Ermenilerin işgalindeki bu “Karabağ”dır.
…ŞİMDİ yukarıdaki “Yadsınamaz Gerçekler” dediğim başlığa dönüyorum:
O “yadsınamaz gerçekler” Azerbaycan’ı güçlü bir orduya kavuşturan ülkenin Türkiye olduğudur… Savaş sırasında Ermenilere büyük kayıplar verdiren SHA’lardır… Türkiye’nin kardeşlik duyguları içinde sağladığı maddi ve manevi yardımlarıdır… Sonunda “iki devlet bir millet” sloganına kadar varan kardeşlik bağlarıdır…
***
KIBRIS’A GELİYORUM:
Tüm ada egemenliğine sahip olup Kıbrıs’ı Yunanistan’a bağlamak için 1958’den beridir bu adada sürüp giden bir Rum-Türk kavgası vardır. Ancak bu kavgayı başlatan da sürdüren de her devrede Rum tarafı olmuştur. Nitekim 1960 kurulan Kıbrıs Cumhuriyetini 1963’de “Kanlı Noel” harekâtıyla yıkan EOKA’dır. Türklerle meskûn köyleri yerleşim yerlerini basıp sivil Türkleri kurşunlayan, evlerini yakan, göçe zorlayan da Yunanlı komutanları yönetimdeki Eoka ile Rum milisleri olmuştur..
Olaylar biliniyor! 1974’e kadar gelen ve sonrasında adanın Kuzey-Güney olarak bölünmesine neden olan bu saldırılardır ki şu anda da artçı depremler gibi mücadeleleri devam etmektedir. ***
TABİ Kİ KARABAĞ DEĞİLİZ!
Çünkü biz “kurtarılmayı” değil, özgür ve egemen topraklarımızda güvenlik içinde bir devlet olarak yaşamak isteriz..
Ve işte bu düşünceye varırken hayıflanırız! Çünkü artık Kıbrıs Türk halkı bu isteğini seslendirmiyor! Nitekim tam 46 yıldır Rum’un asla kabul etmediği için gerçekleştirilemeyen federasyonun peşinde koşturuyor! Ve boşa geçen zamanları harcarken Güney’deki Rum’a tüm ada egemenliğini eline geçireceği büyük fırsatlar bahşediyor!
ÖRNEĞİN AB’e dahil olması, Doğu Akdeniz’deki hidrokarbon arayışları, Güney’de askeri üsler vererek ittifak oluşturduğu ülkelerle olagelen dostlukları ve tüm bu siyasi gelişmeler karşısında gitgide daha çok yalnızlaşırken çaresizliğe itilen Kıbrıs Türk halkı gerçeği! Ki Rum Yunan ve ötesi ittifak ülkelerinin Türkiye’yi kapsamına alırken gitgide daha çok baskı yapan kıskaçlarından doğan siyasi krizler nedeniyle de neredeyse bir Türk-Yunan yunan savaşı kopacak! ***
AKILLAR BAŞLARA!
Hatta diyorum: bütün Türkiye aşkına rağmen yıllar yılı rahmetlik Denktaş’ı bile bu adada Rumlarla Türklerin buluşacağı bir Federal sistem oluşturması için itip kaktılardı!
Rahmetlik “anavatan Türkiye, “Atatürk” dedikçe, “sen faşistsin” dedilerdi!
KKTC’i ilan ettiğinde de “tu kaka!” Öncesi 1974’den sonra ise Güney’den elli bin Türk Kuzey’e göç ederken 150 bin Rum’un da Güney’e göç etmesi sonucunda Kuzey’deki köylerin, evlerin, bahçelerin, tesislerin sahipsiz ve bomboş kalmaları sorunu karşısında TC’den Kuzey’e boşlukları doldurması için nüfus kaydırılmasından başka çarenin kalmadığı gerçeklerde bu kez de Denktaş’ı bu nedenle eleştirdilerdi!
Kİ hâlâ TC’den aktarılan nüfusun tartışması yapılıyor! “Kıbrıs Türk halkının temografik yapısını bozdular, bize kalması gereken malı mülkü gasp ettiler” iddialarında! Oysa tam aksine eğer bu insanlar gelmemiş olsalardı binlerce yerleşim yerleri kapalı Maraş’ın akibetine uğrayacaktı yada ellerden ellere rant haline gelecekti ki zaten geldi de!. (HATA yapılmadı mı? Çokkk! Ancak ne kadar çok olursa olsun, “gavura kızıp oruç bozmaya kadar vardırılmamalıydı!” Kaldı ki artık üreten de çalışan da satan da sanatını ve zanaatını konuşturan da hatta temizliğimizi bakıcılığımızı hatta hayvanlarımıza kadar bu insanlar yapmaktadırlar.. Pek çok Kıbrıslı Türk ile Türkiyeli gençler evlilikler yapmışlardır. Ama 46 yıl sonra bile hâlâ aramızdaki bu TC kökenli yurttaşlarımıza bazen Rum’a bile reva görmediklerde eleştirileri yöneltmek insanlık değildir!
***
VE İBRETLE İZLİYORUM.
Şu anda Azerbaycan’da Azerbaycan bayrağıyla birlikte dalgalandırılan Türk bayrağını ibretle izliyorum. Türkiye’ye “anavatanımız” denilmesinin bile zül sayıldığı bir Kuzey Kıbrıs Türk toplumu gerçeğinde, vicdan sızısı duyuyorum.. Ve ekliyorum:
46 yıldır Rum’a yalvar yakar olan (bazı) Sn. siyasiler! Müzakere masalarından gelip geçen Sn. Cumhurbaşkanları! Rum’a neyi kabul ettirebildiniz ki? Siyasi eşitliğimizi mi? Dönüşümlü Başkanlığı mı? Elimizde kalması gereken toprakların kalmasını mı? Türkiye’nin garantörlüğünü mü? Doğu Akdeniz’de hakkımızın teslim edilmesini mi?
1974’den beridir bunları tekrar etmekten usanç duymamıza karşın yazık ki tekrar ettirenler ettirmeye devamdan usanıp bıkmadılar! Şu anda da toplumun birlik ve beraberliğini bozmak pahasına “gömeç girsin ısırgan çıksın” dercesine, “Türkiye dışarı Rum içeri” diyecek kadar “federasyonu” sayıklayanların seslerinden ötesi işitilmiyor! Yazık!
***
FEDERASYON (OLACAKSA) ŞÖYLE OLUR!
Rum tarafı ve tabi BM’lerce de kabulde KKTC devlet olarak tanınır yani siyasi eşitliği kabul görür.. Ve sonra değil mi ki kaderin bir cilvesi olarak Rum ve Türk halkları bu adada Kuzey’de ve Güney’de iki komşu unsur olarak kendi vatanlarının sahibi oldular… Bu gerçeğin üzerinde siyasi eşitliğe sahip iki devletin işbirliğine dayalı federasyon şemsiyesi pek alâ da açılabilir.. Sırf adanın ve de Kıbrıslı Türk ve Rum halklarının barış ve huzurunu sağlamak için…
NİTEKİM Anastasiadis bile vakti zamanında “konfederasyon” olabilecek ‘desantralizasyon’dan söz etme gereğini duymuştu. FAKAT bunu bile telaffuz etmeyenler hatta Anastasiadis’e, “hele önerini sun da görüşelim bakalım nasıl bir şeymiş” demeyi bile fuzuli iş olarak görenler, şimdi neyin federasyonunu gerçekleştirmek istiyorlar ki?
Neyse ama: Şükür ki hâlâ güçlü Türkiye’nin güvencesi üzerimizdedir. Üstelik bu güvencenin parasını bile Ankara’ya ödetiyoruz!
































