Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

HUZURU ARARKEN…

İstesek de “bigane” kalamayacağımız olaylar yoğunluğu altında doğrusu kendimizi huzurlu hissetmek mümkün olmuyor. Kaldı ki Kıbrıs gibi bir adada Rum toplumu gibi bir komşuyla yaşarken bunun hiç mümkünü olamaz!

Nitekim dedelerimiz ninelerimiz babalarımız analarımız yakınlarımız tanıdıklarımız göç edip giderlerken dünyadan, hiç de huzurlu değillerdi.. Bu nedenle olmalı zaten ölenlerin bir yarısı kanserden, öteki yarısı kalpten gittiydi.. Kısaca hepsi de önce strese yenik düştü sonra yenir ağrısına kalp sızısına tutuldu. Şimdi de başlarda “koronavirüs” belası var ki dünyalar korkusu.. Hayatlarımız zehir zemberek oldu.. Gün geçmiyor ki medya haberlerinde ekonomik krizle ilgili haberler mesajlar yayınlanmasın. Hepsi de “iflas etmek” üzerine! Yani artık yaşanan hayatların “huzurundan” söz etmek erişilmez bir “lüks” olmakta..

Ve işte böyle bir ortamda “Cumhurbaşkanlığı” seçimine hazırlanıyoruz! Çoğu seçmen hâlâ kime oy vereceğini bilmiyor. Pekala “bilmediklerini sen nerden biliyorsun” diye sorarsanız cevap veremem ama insan önce kendinden bilir derler ya!

Sadece dikkat! Bu Pazar gününü atlatsak da öteki haftanın pazarı daha kolay olmayacak. Şu anda on bir seçenekle karşı karşıyayız. Ardından gelecek ikinci turda iki seçeneğimizden sadece bir tercihimiz olacak.

Hadi adlarını da yazalım: Tatar mı Akıncı mı? Özersay mı Erhürman mı? Serdar Denktaş mı Arıklı mı? Mustafa Ulaş mı? Yada Fuat Çiner, Ahmet Baran, Alişan Uz, Kırdağ mı?

Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ilk defa bu kadar kalabalık bir “adaylar” topluluğu gördük.. Ki bazı adaylar kesinlikle kazanmayacaklarını biliyorlar. Buna rağmen neden yine de aday oldular? Hiç düşündünüz mü?

Denecek ki “burası demokratik bir ülke. İsteyen aday da olur, propagandasını da yapar dolayısıyla seçmenden oy da ister…”

Fakat KKTC yurttaşlarına verilen tüm bu haklara karşın adaylık hakkını kullananlardan bazıları şunu da çok iyi bilirler: “Nasılsa seçilmeyeceklerini!

O zaman yine soralım. “Seçilmeyeceğini bile bile seçime neden katılırlar? Neden bu uğurda para harcarlar? Dolayısıyla neden seçilebilecek şansta olan adayların az da olsa oylarını kakalayarak olağan seçim dengelerini parça körçe ederek bozarlar!

Bu soruya cevap vermek mümkün değildir! Çünkü olay “insanın kendi psikolojisi, anlayışı, misyonuyla ilgilidir. Belki genel seçimlere hazırlanırlarken Cumhurbaşkanlığı seçimlerine aday olarak katılıp seçmenlerde imaj yaratma fırsatını kullanmaktadırlar. Kısaca amaç “adı” tüm toplum katlarında aşina hale sokmak olabilir.. Nitekim film yıldızları, dizi oyuncuları falan da zaman zaman medyada haber olacak olaylar yaratırlar ki adları hem unutulmasın hem yaşatılsın!

Her neyse Biliyoruz ki ikinci tura iki aday kalacak bir tanesi sonuçta Cumhurbaşkanı seçilecek.. Peki sonra? Ona da aşağıda takılalım: ***

KISACA TAKILDIĞIM: (TATAR POSTERİNİN ALTINDA SALINAN GERÇEK!)

Başından beridir hükümetin hem başbakanının hem yardımcısının cumhurbaşkanlığı seçimine birlikte aday olmalarını garipseyenlerdenim. Tıpkı kazanamayacaklarını bildikleri halde adaylıklarını koyan diğer yurttaşları garipsediğimce! (Çünkü adaylık anayasal haktır ama kazanamayacaklarını bilerek adaylığa soyunmak, seçmeni seçmen listelerindeki “adlarıyla” meşgul edip yormak, etik değerlerle bağdaşan bir tercih değildir. Hem seçmen açısından hem de Cumhurbaşkanlığı makamının ciddiyeti açısından.)

OLAYA dönecek olursam: Kim cumhurbaşkanı seçilirse seçilsin.. Sonrasında başından beridir toplumu dalgalandırıp çalkalandıran, karar ve tutumlarıyla yorarken sonunda Ankara’yla da karşı karşıya getirmeyi başaran Tatar’lı Özersay’lı hükümetin erken seçime gitmekten başka çaresi olmayacaktır!

Tabi kimin Cumhurbaşkanı seçileceği henüz ortalardayken Tatar’lı koalisyon Hükümetinin akıbetini konuşmanın erken olduğu da bir gerçek ama seçim  kampanyasına Ankara’nın da dahil olması, seçimler sonrasında siyasi  hesaplaşmaların başlayacağını akla getiriyor..

Peki ama seçimden seçime atlamayı çocuk oyuncağı haline getirdiğimiz gerçeklerde bu devletin hali ne olacak?

Ki Mağusa’da her gün geçip gittiğim fıskiyeli çemberin karşısındaki bir “döviz bürosunun” giriş kapısının üzerinde, Tatar’ın büyük posteri asılıdır. Hemen altında da memleketin biçare ahvalini ayazlatan ve sürekli döviz kurlarıyla TL karşılığını gösteren bir elektrikli pano vardır. Dün geçerken baktım sterlin 7 TL.yi orsa etmiş! Güldüm ve söylendim: “işte devletin Başbakanı Tatar, işte posterinin altında salınan büyük KKTC gerçeği!”

Ki seçim yapmaktan döviz vurgununu da unuttuk geçim derdini de!