Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DERGÂHLARA KADAR DÜŞÜREN “SEÇİM” GERÇEĞİ!

1974 ve sonrasını iyi bilen yurttaşlardan biriyim. Hem ibretlik olması hem de tarihi bir dönem yaşadıktı. Belki bugüne kadar o günlerin toplum sosyolojisiyle psikolojisi yazılmadı! İnsanların hangi nedenlerden dolayı yağmaya varan “ganimet” yaptıkları anlatılmadı! Belki Kuzey’den göç eden yüz elli bin Rum’a karşın Güney’den Kuzey’e göç eden elli altmış bin Türkün boşlukta bıraktıkları mülkler sorunu bu sorunlardan kaynaklı yeni sorunlar irdelenmedi!.. FAKAT düzen bozucu “olayların” yaşandığı o dönemlerden bugünlere bırakılan en büyük miraslardan biri “yaratılan rant ekonomisiyse” diğeri de doyamadığımız “seçimlerdi!” Sayesinde düzgün ve istikrarlı yönetimler kurulması beklenirken; aksine bu güne kadar birike yoğala beterince irileşip düzelmesi mümkün olmayan  “çarpık ve bozuk düzenler” oluştu! Üstelik “koalisyon hükümetleri geleneğini de bozuk sistemin bir kaderi yaparak!

Ve gitgide artık Vatandaş’a vaat edilecek, umut verilecek, “biz bu çarpık düzeni değiştireceğiz” diyecek iradeyi de kaybeden “partiler adayları” silsilesinde, bakın nereden nerelere geldik? Tutun ki Sn. Tatar’ın seçim kampanyası sırasında kaçırdığı kantarın topuzu sonucu olacak; “dergâh” ziyareti nedeniyle medyada kınama ve töhmetlere maruz kaldığı tatsız olaya kadar!

***BAŞA dönüyorum: Bu ülkede her seçimden galip ve mağlup ayrılanlar sadece “kazanıp” iktidar olanlarla “kaybedip” muhalefete düşenler değillerdir..

Seçimler sayesinde “kazanan yurttaşlarla” seçimler sayesinde “kaybeden yurttaşlardır” da!

Ki bugün rant ekonomisinden inşaat sektörüne! Ticari müesseseler oluşumlarından arazi spekülasyonlarına! Artık milyonlarla ifade edilen yıllardır ödenmemiş kredilere! Mazbata mağdurlarına! İhalelerde yaşanan kıyaklara kayırmalara! Atamalarda kullanılan torpillere vesaire… Varıncaya kadar soru suallerde büyürken; “şaibeli” bir KKTC’ye geldik! 46 yıldır süregelen, düzeltilmesi için çaba gösterilmeden bugüne kadar uztılan “sorunlar” ayni zamanda “ulusal hasletimiz” oldular! ***

EVET 1983’de bir devlet kurduk ama bugün o devlet ne cicimdir ne bicim! Temizle temizle bitmeyen “bozuk düzenlere” bağlı şaibe ve “kirlilikleriyle” kaimdir!

BU şaibeli sorunların büyük kısmı seçim kazanma uğruna yaratıldı! Seçim kazanma uğruna kullanıldı! Ve falan parti ile filan kişiler kazanırken, memleket her seçim sonrası “Devlet düzen ve istikrarı” yönünden kan kaybetti! (Özel sektör elindeki turizmin gelişip palazlanmasını ayrı yere koyuyorum. Orada “Devletin” üzerindeki becerisiyle bir özel sektör başarısı söz konusudur.. (Eğer “Devletçilikle özel sektör” tartışmasından kaynaklı verimlilik ve kısırlıklar mihenk taşına vurulsalardı, devletin yüzü kızarırdı çünkü çoğu zaman o özel sektör bile büyürken Devletin kullanamadığı, kullanmasını beceremediği olanaklarıyla parasını “kullanarak” beslenip büyüdüydü!”)

…Seçimlerden seçimlere koşmaya halkın demokratik seçme seçilme hakkıdır diyoruz.. Ama insaf! Bu toplum hangi seçimin sonucunda iktidar olan hükümetlerin kârını gördü ki ?

***

VE Sn. Tatar’a “TAKILMAM” gerekirse: Önce “yansız” düşüncelerimle vurgulayım: “Seçim kampanyası dolu dizgin sürerken adından en çok söz ettiren aday Başbakanlığının ve UBP’nin avantajını da kullanan Sn. Tatar’dır.

Ancak atın bile dizginleri çekilmez gevşek bırakılırsa o dolu dizgin koşusuyla duramaz, duvara toslar. Tatar’ın Kafasında sadece seçimi kazanma düşüncesi var. Kendisi de söylüyor. Bu seçimi mutlaka kazanmalıyız diyor UBP’ye! Sanki kaybederse KKTC kaybedecekmiş gibi!

Genellikle “liderlere” musallat olmuş bir kronik hastalıktır! Rahmetlik Denktaş’ta da vardı ayni duygular! Eğer başında olmazsa toplum mahvolur sanıyordu! Oysa gün geldi seçimi kaybetti gitti sonrasında kaç Cumhurbaşkanı geldi… Toplum ağır aksak da olsa yoluna devam ediyor.

Belli ki Sn. Tatar’a da “Liderlik” hastalığı musallat oldu çünkü bu yollardaki telaş ve şaşkınlıktan olmalı gidecek yer kalmamış gibi “sarihliğiyle niyeti” belli olmayan bir “tekkenin” zikirine katıldı… Politikada ne yapılması gerektiği kadar nelerin yapılmaması da vardır.. Belli ki Tatar henüz çevresinde kendisini yönlendirecek programlayacak “doğru ile yanlışı” ayırt edecek bir “kadro” oluşturmadı.. Oluştursaydı tekkeye gitmemesi için bin tembihte bulunurlardı!