Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KOALAİSYON HÜKÜMETLERİNİN AÇMAZLARI!

Koalisyon Hükümetlerini oluşturan “siyasi partilerin” ayni zamanda “rakip partiler” olmaları gibilerinden de bir özellikleri vardır.

Bu nedenle olmalı, “Koalisyon Hükümetleri” tek parti iktidarları gibi karar alamazlar! Aldıkları kararlar ise önce “koalisyon ortaklarının partisel çıkarlarını gözetirken,” varsa eğer “artan kısmı,” o da alınması gereken “karar” olmaktadır!

Tutun ki bir mahzuru yoktur ama  yıllardır süregelen “Koalisyonlar hükümetleri” teamüllerinde birbirlerine en kabadayısında bir buçuk yıl dayanabilmektedirler! Sonrasında ise ya istifa etmektedirler yada erken seçime gitmektedirler!

İŞTE geçen haftanın son günlerine şu yukarıda anlatmaya çalıştığım “Koalisyon Hükümetleri” sendromlarına uygun bir gelişme yaşandıydı. Hem de artık sesi soluğu çıkmayan ana muhalefet partisinin gelip geçen şu “dörtlü koalisyon hükümetine” inat!

Şöyle ki Koalisyon Hükümetinin “HP’li Başbakan yardımcısı ile dıştan atamalı Maliye Bakanı tam da çalıp söylemeye başladılardı ki şarkıyı, “hop ne oluyor” diyerek araya giren Başbakan’ın çıkışı kesti!

OLAY “zaten oluşalı beridir bütçesel sıkıntı çeken ve maaşları ödemek için sürekli TC’den parasal katkı istemek zorunda kalan Hükümetin, “Koronavirüse” sığınarak “seferberlik ilan etmeye hazırlanmasıydı!” Tıpkı şu 1963’ler Kanlı Noel sonrası gibi!

Nitekim Başbakan yardımcısı Özsersay ile Maliye Bakanı Olgun Amcaoğlu’nun , “Nisan ayı sonunda ne kadar para toplarsak onu paylaşacağız” açıklamalarını, “millet tam ayağa kalkarken” neyse ki Başbakan Tatar’ın “herkese eşit maaş verilmesi gibi bir durum yok, olmayacak da” açıklaması,  “tasavvuru” kadük hale getirdi!

OLAYIN çağrışımı ise şöyle oldu: “Demek ki bu koalisyon Hükümetinin ömrü de hükümet erkânını “tepede” toplayan Başbakan ve yardımcısının toleranslı müsaadeleri kadardır!”

Hatırlatayım: Bu nedenle “yönetim sistemi değişikliğine ihtiyacımız vardır” diyorum.. “Başkanlık sisteminden” “Ulusal Konseye” kadar…


KISA GELİŞMELER..

Koranavirüs için tabi ki “bir musibet bin nasihatten evladır” diyemeyiz çünkü dünyada aldığı canlar milyonu aştı.. Her ne kadar 7 milyarlık dünya nüfusu içinde sözü bile edilecek oran değilse de asıl facia “dünya ülkelerini” nedeni ayni olan ölümlerle tehdit etmesidir!

Nitekim 2. Dünya savaşından sonra her halde ilk kez olmalıydı dünya ülkeleri birbirlerine yardım ellerini uzattılar yeni bloklar, ittifaklar oluşturdulardı.. BM’lerin kurulması sonucudur. Şimdilerde de ülkeler arası dayanışmalara tanık oluyoruz. Mesela Türkiye İngiltere ve diğer bazı ülkelere virüsle ilgili sağlık malzemeleri gönderdi.***ÖTE yandan uzun bir aradan sonra ilk kez Suriye’den, İdlip’ten söz etmez olduk. Günlük yaşamımızın kâbusu olan “savaşı” öteledik hatta unuttuk!

VE ilk kez “Anastasiadis’li Güney’den” söz etmedik! İki halk birbirine veryansın etmek için ne bahane aradı ne gerek duydu! Aksine Koronavirüs nedeniyle Güney’den yardımlar da aldık..

Bu nedenle Sn. Akıncı’nın “Toplumlar arası işbirliğiyle Dayanışması kaçınılmazdır” açıklaması böylesi ortamda ancak bu kadar anlamlı ve yerli yerinde olabilirdi” diyebildik.. ***

…BAKIN eğer virüs bizi “çözümü gerçekleşmiş” bu adada yakalamış olsaydı şimdi ne Rum tarafında bu kadar çok ölümler yaşanırdı ne Kuzey ekonomik yönden bu kadar kötü durumlara düşerdi..

ÇÜNKÜ Kıbrıs “adamız” olurdu! Yıllardır bu fırsatı müzakere masalarında heba ediyoruz. Fakat işte ölümcül virüs bize yeni fırsat tanıyor.

Anastasiadis’in yapacağı, artık bir başka türlüsünün asla olamayacağı gerçeklerde siyasi yönden KKTC’i tanımasıdır. Ki hemen hatırlatayım, virüs nedeniyle kapıların kapanması sadece bize değil, Rum tarafına da zarar verdi.. Demek ki artık varlığımızla Güneyi olumlu yada olumsuz etkiyecek kadar Kuzey’in mutlak sahibiyiz..

Artık Anastasiadis’in bu gerçekleri görüp “KKTC’i devlet olarak tanıyacağı” siyasi yaklaşımlarda bulunması gerekir..