Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

KİBRİT KUTUSUNDA MEKTUP

Yeni bir yılın ilk gününün ne gibi bir önemi var?

Yılın ilk günüdür diye buna göre bir köşe yazısı mı ele almalı?

İlk günün ne önemi var ki sokakların boş olmasından başka?

2019, 2020 olduğunda iyi dilekler gerçekleşir mi; kötülükler, çirkinlikler iyileşip güzelleşir mi?

“İHA’ları geri çekin” dense çekilecek mi?

“Kıbrıs meselesi bitsin” dense bitecek mi?

Bu gibi meseleler için iyi dileklerde bulunmak ne işe yarar?

Toplumların geleceği üzerinde karar verici durumunda olanların artık sonuç alıcı icraatlarına bakmakta yarar yok mudur bundan böyle?

Yoksa herkes dilek ve temennilerde bulunabilir.

Bu yüzden bizim konumuz bu değil.

Konumuz kibrit kutusunda mektup…

Havadis’in yılbaşı toplantısında muhabbet koyulaştığı sırada Moreket mektuplaşmanın olduğu dönemlerden bahsetmiş, anılar canlanmıştı.

O dönemler, ki radyolar Cem Karaca’dan, Neşe Karaböcek’ten, Beatle’lardan şarkılar çalmakta, sinemalarda “Love Story” yi oynamaktaydı, birbirine duygusal ilgi içinde çırpınan iki genç birbirlerine mektup iletmek için birçok engeli aşmak durumundaydılar, karda kışta, kıyamette ve böyle zemheri aylarında.

Politikacıların işi kolaydı ama aşıkların işi zordu, böyle bir dönemdi.

Siyasetçi dediğin söyleyeceğini söyler, radyolar, gazeteler o söylenenleri yayınlar, haber ulaşacağı yere ulaşırdı, bugünkü gibi.

Ama aşık olmuş birinin sevdiğine mektup iletmesi kolay bir mesele değildi; çözümü de Kıbrıs meselesinden beter bir şeydi…

Mektupları posta yoluyla iletmenin mümkünü yoktu; mektupların başkalarının eline geçmesi meseleyi içinden çıkılmaz bir hale sokabilirdi.

Bu yüzden çeşitli yollar denenirdi.

Aşka tanıklık eden yakın arkadaş çevresinin yardımlarıyla mektup iletmek ya da bir pastanede buluşmak yolu ile mektup iletmek seçenekler arasındaydı.

Hiçbir yol bulunmaz ise yaratıcı yöntemler devreye girerdi ki genellikle zor koşullar beklerdi bun deli divane aşıkları…

Mesela, kibrit kutusunda mektup.

Mektup yazılır, en tumturaklı sözlerle bezenir, nokta konur ve kibrit kutusuna girecek şekilde katlanıp o kutucuğa yerleştirilirdi.

Bunu 35 milimetrelik film kutuları içinde yapanlar da yok değildi.

Nihayetinde, zaman kollanır, Lefkoşa’nın ince uzun ve kıvrımlı bir sokağında en tenha vakit aranır ve o an yakalandığında kibrit kutusu gındırık bırakılan pencereden içeriye atılırdı.

Atabilirsen tabii! Hele de bisiklet üstündeysen!

Bazan kibrit kutusu yerini bulmaz, sokağa düşüp oracıkta kalıverirdi.

Kibrit kutusunu oradan almak ise bir başka meseleydi.

Tenhalık bir anda dağılabilir, sokaktan gelip geçenler çoğalabilir, hatta kim bilir birceğezi o kibrit kutusunu yerden alabilirdi; olmayacak riskler değildi bunlar.

Mektubu veren gence sokağı tekrardan kollamak kalırdı, yüzü pancara kesmiş vaziyette; bir aşağı bir yukarı; yaya veya bisikletinan…

Eğer ev hanaylı ise ve mektubun ulaşacağı yer hanaydaki pencere ise, pee, müthiş bir strateji isterdi bu iş…

Diyeceğim, zor yıllardı!

Mektupla iletişim kurma meselesindeki zorluklar ve riskler Mücahit olmanın risklerinden daha çoktu denebilir!

O zor yılları aşan nesillerin şimdi Kıbrıs meselesini aşamamalarındaki neden nedir doğrusu bu bir başka tartışma konusudur ve bizim yeni yılın ilk gününde yazmak istediğimiz bir mesele değildir bu; yazılsa bile iyi dileklerden öte bir yere gitmez…

(01-01-2020)