Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

SON ŞANS MI?

Bugün Doğu Akdeniz’de esen rüzgârla 1974 Barış Harekâtı öncesindeki siyasi havayı, “acaba bir benzerlik var mı” merakında kokladığımda  anladım  ki tam gerçeği çakan ifadesiyle, “köprülerin altından çok sular aktı!”

Nitekim 1974 Barış Harekâtı beklenmedik bir “zuhuratın” sonucuydu. Çok acele gerçekleştirilmesi  gereken bir harekâttı çünkü adada yaşanan olay müzakere masasına taşınsaydı, “tarafların”  nasıl bir sonuca boyun eğmek zorunda kalacağını kimse bilemezdi.

Bu bilinmezliği ortadan kaldırıp kesinkes bir sonuç elde edilmesi “Barış Harekâtıyla” mümkün oldu!

Bu tip kararlara “strateji” derler ve artık kelime sadece “askerlik” terimi olarak  değil, ulusların sosyoekonomik yönden gelişmelerinin plan ve programlarını da kapsar..

NİTEKİM şu anda Doğu Akdeniz’de cereyan eden olayların sahipleri olan ülkeler Enerji odaklı “stratejik savaş” içindedirler..

Yani “Rum-Yunanistan” ikilisinin yanı sıra Mısır ile İsrail’in yerinden oynattığı taşların Türkiye tarafından yeniden yerli yerine oturtulması mücadelesinin stratejik savaşımı. Temennimiz “sıcak savaşa” dönüşmemesidir ama Rum tarafı bu kafayla giderse bu da olacaktır!

DOĞU Akdeniz’deki olayın bir yanı buysa öteki yanı da  bölgede Türkiye’nin de “ekonomik kaygılarından kaynaklı çıkarlarının bulunması ve bu çıkarlarını faydasına kanalize etmesi mücadelesidir.

Nitekim kısasa kısasta  Rus gazını Türkiye üzerinden borularla AB’e sevketmek girişimi… Güney Kıbrıs ile Yunanistan arasına Libya ile gerçekleştirdiği anlaşma sonucunda barikat gibi çektiği “Deniz alanı” ve bölgeyi daha iyi tarassut etmek için Kuzey’deki Geçitkale havaalanına İHA konuşlandırması…                                          Bunlar Türkiye’ye 1974 Barış Harekâtı sonrasında ilk kez Doğu Akdeniz’de hem siyasi, askeri hem de ekonomik yönden yeni ve önemli bir konum kazandırmıştır.

YANİ Türkiye sınırlarından taşmış, Kuzey Kıbrıs’taki varlığını da aşarak  “hakimiyet bölgelerini” genişletmiştir..

“BU cümleden olmak üzere” derler!”

EVET  Sn. Cumhurbaşkanı Akıncı’nın da uyardığınca, “Doğu Akdeniz’deki bu tehlikeli gidişi” ters çevirmek  mümkündür..

Fakat bu “tehlikeli gidişin” kim bilir kaç yıllar sürüp gidecek büyük bir yara haline gelmesi de mümkündür..

Bu konuda kararı verecek olan Rum- Yunan ikilisidir. Bölgede Türkiye ile KKTC’nin de hakları olduğu gerçeğinde yapılacak olan  da artık şekli şemaili çok iyi bilinen, “iki bölgeli, iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı bir federal çözümün” adada tesis edilmesidir..

Görev Anastasiadis’li Rum tarafınındır. Yoksa son zamanlarda yeniden tekrar etmeye başladığımızca biri Türkiye’ye diğeri Yunanistan’a bağlı  iki ayrı Devlet oluşumunu kimse önlemeyecektir.

Ve Ecevit’in korktuğu başına gelirken,  Türkiye ve Yunanistan  arasında bu kez de Kuzey ve Güney Kıbrıs sınırı oluşacaktır..

*****

KISACA TAKILDIKLARIMDIR: (İŞTE…)

Yeni yıl geliyor. Yavaştan yavaştan televizyonlarda, gazetelerde dışımızdaki ülkelerin “yeni yıl” yada “Noel Kutlamaları” nedeniyle “kentlerini” nasıl süslediklerini, nasıl ışıklandırdıklarını izliyorum..

İçimi sıcacık sevinçler ısıtıyor.. Her biri birer sanat eseri olan  o rengârenk türlü çeşitli  ışık oyunlarıyla gözleri kamaştıran yüksek binalardaki süslemelere, yollardaki taklara, dükkân vitrinleriyle ağaçlara kadar oluşturulan ışık deryalarına baktıkça, üzüntüyle söyleniyorum ama:

“Yarabbi, memleketim neden böyle değil! Hatta  niçin derbeder ve pis! Neden yolları bu kadar kötü? Neden trafik bu kadar korkunç ve gaddar? Kısaca Allah’ım onca ulusal mücadeleden geçmiş bu topluma böylesi bir yurt reva mıdır,  haktan mıdır ki?”

…BEN Mağusa’yı bilirim onu yazarım: Belediye bir şeyler yapmaya çalışıyor da burnuna kadar batmış. Geçen gün baktım iki belediye işçisi ellerinde süpürgeler, çoktan kaldırımları göçüp gitmiş, yolları patlak, çukur “Sosyal Konutların,” işte bu  yollarını süpürüyorlar. Tutun ki “iğneyle kuyu kazmak!” Tutun ki “Mağusa Belediyesi artık yolları süpüren motorlu araçlarını bile çalıştıracak takatta değil! Bir yandan da “temizlik” gerek ama.  Bunun için  elde süpürgelerle yolları süpürmek kalmış son çarede!

İnanın içim parçalandı. Kimselerimiz kurumlarımız, belediyelerimiz bu “ilkelliğe” layık değiliz. KKTC layık değil bu görüntülerle çaresizliklere!

Ha çare mi yok? Sn. Sağlık Bakanı Pilli müjdeyi verdi. “2020 yılı çözüm yılı olacakmış!” Sıkın dişinizi az kaldı!

*****

(…MEMLEKETİMİN HALLERİ!)

1974 öncesinde Rumlar bırakın Greyfurt Portakal ihracatını; Mağusa’daki Vitaora dedikleri ambarımsı tesislerde greyfurt’un Portakalın dilimlerini zarlarından ayırarak teneke kutulardaki özel suların içinde Avrupa’ya ihraç ederlerdi..

…İşte geçen günlerden bir haber: “KKTC’deki greyfurt üretimi 40 bin tondan 4 bin tona düştü! Nedeni ise şu: Yıllarca üreticilere sattıkları ürünün bedeli hep geç ödendi!”

Gördünüz mü “az zamanda ne çok iş yaptık!”