Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yeşil hat tüzüğü göz göre göre değişiyor, biz seyrediyoruz

Rum Yönetimi’nin mülteciler konusunu bahane ederek, Avrupa Konseyi’nin çıkarttığı Yeşil Hat Tüzüğünü tek yanlı olarak değiştirmeye kalkmasına kendi toplumundan da tepkiler geliyor.

Avrupa Komisyonu, geçtiğimiz günlerde, Tüzüğün değişikliklerle ilgili 10. Maddesini bir kez daha hatırlattı.

2004 Tarihli Tüzüğe göre, bir değişiklik yapılacaksa, AB Komisyonu’na bildirileceği, 1 ay içinde itiraz gelmezse yürürlüğe gireceği yönünde bir maddesi var. Ayrıca yine Kıbrıs Türk Ticaret Odası’na danışma zorunluluğu da var.

Görünen o ki Rum Yönetimi bunların hiç birini yapma niyetinde değil.

Çünkü “Tüzüğü değiştirmiyorum, uygulaması için çıkarttığım yasayı değiştiriyorum. Bunun Avrupa Komisyonu’yla alakası yok” diyor.

Kararın dikkat çeken maddeleri şöyle:

  • Öncelikle bugüne kadar olmayan bir uygulama başlayacak ve  güneyden kuzeye geçen herkese kimlik kontrolü yapılacak. Buna Kıbrıslı Rumlar da dahil. Hukuken buna hakkı vardı ancak 15 yıl sonra ne oldu da aniden bu kararı verdi, işte bu sorgulanıyor. Bu uygulama, sınırlarda bir o kadar daha sıkışma demek. Diğer yandan, var olan sınırı “yasa dışı” olarak niteleyen Rum Yönetimi, böylece sınırın varlığını kabul etmiş olacak.
  • Yaşı küçük olanlar, ebeveynleri tarafından yazılı izin almadıkça, başka refakatçilerle geçemeyecek.
  • Uzun süreli oturma izni ya da geçici oturma izni olan üçüncü ülke vatandaşları sınırdan geçemeyecek. Buna kuzeydeki limanlardan giriş yapanlar da, güneyde halihazırda izinli yaşayan işçiler de dahil.
  • Kuzeydeki liman ve havaalanlarını kullanan kişilere, idari para cezası verilmesi konusunda Temsilciler Meclisi’ne bir karar tasarısı gönderilecek.

Güney’de insan hakları savunucusu sivil toplum örgütü KISA bu kararların, göç ve iltica konusunda Avrupa’da ırkçılık ve aşırı sağ ve neo-nazi örgütlerinin yükselişine büyük ölçüde katkıda bulunacağını savunuyor.

AKEL’in de kararlara karşı çıktığını biliyoruz. Rum tarafında bir kesim ise, bunun KKTC’yi dolaylı tanıma anlamına geldiği eleştirisi yapıyor.

Tüm bunlar olup biterken bizden tek açıklama, Dışişleri Bakanı’ndan geldi. “Eğer devam ederlerse, biz de onların canını yakan adımlar atarız” gibi bir açıklama ki, hiç de diplomatik değil. Maksada da hizmet etmez.

Konu Avrupa Konseyi’nin çıkarttığı ve bizim de taraf olduğumuz bir Tüzük olmasına karşın, Bakan Özersay’ın açıklamasında ne Tüzük, ne AB, ne Konsey ne Komisyon ifadeleri geçiyor. Bilerek yapılmış gibi. Yok farzediyor. O makamları yok farzetmek, o Tüzüğü yok farzetmek mi çıkarımıza, yoksa sonuna kadar sarılıp, hak ihlalini önlemek mi… Eğer bir mücadele verilecekse, mücadele bu makamlarla görüşerek verilmeli, kısasa kısasla değil.

Olayın bir başka boyutu da, geçtiğimiz günlerde sınıra yığılıp, KKTC makamlarından “geçişleri kolaylaştırın” talebinde bulunan örgütlerden ses çıkmaması. Hani birilerinin “varsın yapsınlar, sınırlarımız kesinleşsin” düşüncesi olabilir de, bu ticaretten rüyalarında göremeyecekleri kadar kar sağlayan bu örgütlere ne demeli? Bu uygulamanın, Rumların ve güneyde yaşayan yabancıları KKTC’den giderek artan sayıda  alış veriş yapmasını önleme maksatlı olduğu çok belli.

Ya da Tüzüğün bizzat tarafı olan Ticaret Odası?

Belli ki, izlenen bir “görmezden gelme” politikası var ve herkes ona uygun davranıyor.

YERİN KULAĞI VAR

O DA FARKINA VARABİLSE:

Rum Yönetimi eski başkanlarından Vasiliu, KKTC’nin bir devletin bütün karakteristiğine sahip olduğuna dikkat çekerek, “Uzlaşı çözümü olmazsa Türk tarafı pratikte her istediğine ulaşacak. Pratikte bölünmüşlük vardır ve geçen zaman aleyhimize işliyor” değerlendirmesinde bulundu. Keşke zamanında başkanlık yaparken, kendi de gereğini yapsaydı…

 SORUN NE O ZAMAN:

Eski Rum Başsavcısı Markidis,Türklerin karar alma mekanizmalarına katılımı, olumlu oy ve işlevsellik gibi konuların yeni bir şey olmadığını, 60 Anlaşmasındaki veetonun bir benzeri olarak, Annan Planı’nda da bir olumlu oyun açıkça yer aldığını hatırlattı. O zaman Anastasiadis’in ayak diremesinin anlamı ne acaba… Kurulacak devletin işlerliği değil herhalde.
NE YAPABİLİRİZ Kİ?:

Dışişleri Bakanı Özersay, Rum yönetiminin son günlerde iki taraf arasındaki geçişlere dair kısıtlayıcı tedbir almaya dönük adımları konusunda uyardı ve “ülkemize gelen turistleri olumsuz yönde etkileyerek ekonomimize zarar vermeye çalışıyorlarsa biz de Rum tarafının canını acıtacak adımlar atmak zorunda kalacağız” değerlendirmesinde bulundu. Onların canını acıtacak ne yapabiliriz ki? Örneğin, kapıları kapatsan zaten darda olan ve Rum müşterilerle ayakta duran piyasa çöker, canı acıyan da onlar değil biz oluruz… Acaba iki devletlilik kesinleşir diye mi düşünüyor?

NİYE GÖRMEZDEN GELİYORLAR?:

İŞAD Başkanı Enver Mamülcü, Yenidüzen’deki mülakatında Yeşil Hat Tüzüğü’nün genişletilmesi için temaslarının sürdüğünü, yakında mesela baklagillerin satışının da Tüzük kapsamına alınacağını söylüyor. Daha çok kapı açılsın diyor. Oysa karşı taraf tam tersi uygulamalar içinde. İŞAD Başkanı, güneyden kuzeye geçişlerden rahatsız olan Rum Yönetimi’nin  engelleri ve sıkı denetim getirmesi hakkında bir şey söylemiyor. Bu uygulama başladığı anda, şu anda var olan ticaret düşmeyecek mi? Gerçekten onların da bu gelişmeleri görmezden gelmelerini garipsedim…

YENİ ÜLKE Mİ YAPACAKSINIZ?:

Öğrenci sayısı yetmiyor diye yeni okul, mahkum sayısı yetmiyor diye yeni cezaevi, hasta sayısına yetmiyor diye yeni hastane yaparak sorunlara çözüm bulacağımızı sanıyoruz. Bu gidişle yarın bu topraklar bu nüfusa yetmiyor diye yeni bir ülke mi yapacağız? Sorun belli ama, kimsenin kökünden halledecek ne iradesi ne de cesareti yok ne yazık ki…

 BİZİ ZOR GÜNLER BEKLİYOR:

2019’u geride bırakacağımız son aya girdik. Oldukça sıkıntılı ve zor bir yıl oldu tüm toplum için. Önce dörtlü, ardından ikili UBP-HP hükümet dönemlerini yaşadık. Hayatımızda fakirleşme dışında değişen birşey olmadı. Yıllardır olduğu gibi yine Kıbrıs sorunu ve iç çekişmeler 2019’a damga vurdu. Yeni yıldan umut var mı derseniz tam aksine çok daha zor ve karışık geçecek yeni bir yıl bizi bekliyor…

 ZİRVEDEKİLER

Salih Sarpten: “Girne’de çöken sadece okul inşaatı değildir. Girne’de çöken, günümüzdeki öğrenciyi dikkate almayan anlayıştır. İhtiyaç duyduğumuz şey, bu durumun tam tersidir. İhtiyaç duyduğumuz şey, kullanılan malzemesinden tasarımına, teknolojik altyapısından nitelikli kullanımı sağlayacak açık ve kapalı alanlarına kadar çağdaş anlayışlarla inşa edilmiş akıllı okulları sisteme kazandırmayı başarabilmektedir…”.

DİPTEKİLER

Nazım Çavuşoğlu: Eğitim Bakanı dün Meclis’te, çöken okul inşaatı konusunda en iyi savunma saldırı prensibiyle, sürekli olarak basını, sosyal medyayı eleştirdi. “Bilip bilmeden konuşanlar, her eline kalem alanın siyaset yaptığı” gibi suçlamalar yaptı. Önce kendilerini, sonra da müteahhidi aklama gayretleri gerçekten rahatsız ediciydi ve çok da fark ediliyordu. Ama ona bu rahatlığı veren de halkın siyaseti gerçek anlamda denetlemiyor olması. Başka bir ülkede olsa, halkın tepkisi o okulu başlarına yıkardı. Çıkıp da ona buna saldıracak yüzleri kalmazdı…