Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Yeni bir tartışmaya mahal verilemez…

Rum basınının, BM Genel Sekreteri’nin üçlü görüşme öngördüğü, bunun için de Kasım ayı başında Paris’te buluşma konusunu liderlerin bilgisine getirdiği haberleri üzerine, Cumhurbaşkanlığı “BM bu konuda herhangi bir temasta bulunulmadığı” açıklaması yapmıştı. Rum basını iddiasını bu açıklamaya rağmen sürdürdü.

Dün Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Barış Burcu,  üçlü görüşmenin “Kasım ayının ikinci yarısında Avrupa’nın bir şehrinde yapılmasının beklendiğini” açıkladı. Sonuçta Rum basınının dediği çıktı.

Her neyse, yer ve tarihin önemi yok.

Önemli olan bir üçlü görüşmenin yapılacak olması. Yani, BM ve Kıbrıs’taki iki taraf.

Oysa Türkiye, ilk aşamayı, 5 artı 1’li konferans olarak öngörmekteydi. Türkiye Dışişleri Bakanı Mevlut Çavuşoğlu bunu defalarca tekrarlamıştı. Garantörler, Kıbrıs’taki taraflar ve BM…

Çavuşoğlu, yıllardır masada olan “referans belgesi”nin oluşturulmasından da önce bu toplantının yapılması gerektiğini savunuyordu. “Önce gayrı resmi olarak neyi konuşacağımıza karar verelim, sonra karara bağlayalım, sonra da referans belgesini oluşturalım” demekteydi.

New York’da BM Genel Kurulu’nda yer alan çeşitli görüşmelerde, 5’liye bir ışık yanmadığı anlaşılıyor.

Yani BM’nin tezi, hala önce adadaki liderlerin bir şeylere karar vermesi, garantörlerin de kendilerini ilgilendiren konularda bilahare devreye girmesi. Her zaman olduğu gibi.

Bunu da geçelim.

Şimdi bizim önümüzde duran, Akıncı’nın 3’lüye katılması konusudur.

Belli kesimler şimdiden bunu Cumhurbaşkanı’na karşı bir suçlama olarak kullanmaya başlamışlardır. Bunun cumhurbaşkanlığı seçimlerinde taraf olan bazı kesimler ve onların sözcülerince süslenip püslenip sunulacağı da aşikardır. Bugünlerde bu minvalde onlarca köşe yazısı göreceğimden eminim.

Üstelik bunu yapanlar, “milli davacılar” olacak.

Oysa böyle bir durum en başta o “milli dava”nın aleyhine olacak.

Rum tarafı çoktandır bizim seçim hovardalığıyla tüm saygınlığımızı ayaklar altına almamızı pek güzel kullanıyor. Sonuna kadar da kullanacak.

Ben bunca yıllık bir gazeteci olarak, onlarca müzakereyi izlemiş biri olarak, iki ülkenin yani Türkiye ile KKTC’nin yine asgari müşterekte anlaşarak yürüyeceklerini söyleyebilirim. Aksini düşünemem.

“Akıncı kendi kendine karar verdi gidiyor” denirse eğer, ki denecek gibi görünüyor; bunun yanıtı kamuoyuna en doyurucu şekilde verilmelidir.

Böyle bir tartışmaya ne Türkiye’nin ne de KKTC’nin asla ihtiyacı yoktur…

KIRIK VAZO…

Özersay’ın, Tatar’ın aday çıkması halinde hükümet sıkıntısı çıkacağına dair sözleri üzerine, özellikle UBP’den yükselen oldukça ağır suçlamalar karşısında, “yanlış anlaşıldık” açıklamaları geldi ardı ardına. Oysa o kadar açıktı ki.

Özersay, “Sıkıntı çıkar” da dedi, “böyle hükümetin olmaması daha hayırlı” da dedi. Tam da UBP’nin aday belirlemeye çalıştığı bir dönemde. UBP’nin seçimini etkilemek istediği görüntüsü vermiş oldu.

Bu noktadan sonra UBP-HP hükümeti artık kırık vazodur. Ne kadar uğraşsalar olmaz. Bir kere o sözlerden sonra, birlik beraberlik görüntülerini mideler kaldırmaz. Ayrıca, içlerinde bu kadar kızgınlık varken, memleketin hayrına bir şeyler yapmalarını, istikrarla devam etmelerini beklemek boşunadır.

Herkes hizmet beklesin, bizler buralardan sorunları yazıp, çare bekleyelim, “biz çareyiz” diyenlere bak…

 YERİN KULAĞI VAR

NE YAPARSANIZ YAPIN:

Temaslar başladı üçlü görüşme için taraflar Kasım ayının ortasını bekliyor. Görüşmenin gidişatına göre beşli bir zirvenin de toplanabileceği konuşuluyor. Ancak hep dediğim gibi, taraflar bugünkü duruşlarından, kendi kırmızı çizgilerinden taviz vermedikleri sürece üçlü, beşli değil onlu onbeşli toplantı da yapsalar sonuç almak biraz zor…

 ÇEVİR GAZI:

Rumların kendi ilan ettikleri 3. ve 9. parsellerde doğal gaz arama ruhsatı verdikleri İtalyan ENI şirketi, geçen yıl bölgeden çekilmişti. Rumlar o zaman da “itibarımız sarsılır” derdine düşmüştü. ENI’nin CEO’su Claudio Descalzi 10 Ekim’de AFP haber ajansına yaptığı açıklamada, “Eğer birileri savaş gemileriyle gelirse, kuyuları açmayacağız… Kesinlikle kuyular için savaş başlatmak istemiyorum” demişti. Dün Rum Enerji Bakanı Lakkotrypis, “Öyle bir şey yok, aramızda taahhüt var, 2020’de sondajın başlamasını bekliyoruz” falan diyerek düzeltmeye çalıştı. Geçen defa da aynı şeyleri söylemiş, inkar etmişlerdi. Benim tahminim, ortamın diğerlerini de caydıracağı yönünde. ABD ne kadar gaz verirse versin, hukuki durum netleşmedikçe, milyon dolarları havaya atarlar mı?

PROF. FAUSTMANN DA GÖRÜYOR: Haydi biz taraflıyız. Peki ya DAÜ Kıbrıs Politikalar Merkezi’nin düzenlediği panlede konuşan Güney Kıbrıs Lefkoşa Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Hubert Faustmann’a ne demeli? Çünkü reel politikayı görüyor Profesör ve diyor ki; “Kıbrıs konusunda çözüm olmadan doğal gaz konusunda çözüm olmayacak”. Sonunda olacak olan budur.

HEP YANLIŞ ANLAŞILIYOR:

Kudret Özersay, “UBP tabii ki 2020 cumhurbaşkanlığı seçiminde kimi aday göstereceğine kendisi karar verecek” dedi. Bu kadar tutarsız bir siyasetçi görmedim. Kendi söylediklerini bile “yanlış aktarıldı” diye inkar edebiliyor. Daha bir gün önce “Tatar aday çıkarsa sııntıs çıkar” diyen Özersay, bugün “UBP kimi aday göstereceğine kendisi karar verecek” diyor. Bir kez de söylediklerinin arkasında dursa.

 ONUN DIŞINDA HERKES KONUŞUYOR:

Son zamanlarda cumhurbaşkanlığı seçimlerine yönelik HP ile UBP arasında yaşanan “adaylık” tartışmalarında hemen her konuda konuşmayı seven Başbakan ve UBP Genel Balkanı Ersin Tatar’dan pek ses çıkmıyor. Onun yerine bakanı, genel sekreteri ve milletvekili çıkıp HP’ye verip veriştiriyor. Acaba diyorum Tatar’ın bu sessizliği, hükümetin kuruluş aşamasında Özersay’a verdiği “çatı adayı” sözünden dolayı mı…

GELİR ARTIRICI BİR DÜŞÜNCE YOK:

Bütçe açığı bütçe resmi rakamlarıyla 825 milyon lira değil miydi? Başbakan bunu 1,3 milyara çıkarttı. Şimdi onu kapatmak bir yana, gelecek yıla da borçlu gireceğimiz bizzat Başbakan’ın ağzından açıklandı. 2020 bütçesi de şimdiki öngörüye göre 350-400 milyon açık verecekmiş. Demek ki, gelirleri artırma adına radikal bir şeyler yapma niyetleri yok. E, öyle ya, seçim var, kimin ayağına basarlar ki… Hazırlanın birkaç kayıp yıl daha. Tabii bu da hükümetin ömrü yeterse. Ufukta bir de erken seçim var gibi…

ZİRVEDEKİLER

Ahmet Okan: “Namık Kemal, onca yıl Kıbrıs’ta kalmışsın, biraz denizinden tuzundan, biraz güneşinden sıcağından, biraz serininden, yasemininden, feslikanından, fulundan, biraz suyundan, balından, çöreğinden almışsın, insan biraz da bulunduğu yeri yazardı be birader… Neticede, Kıbrıs yerlisi yukarıda sayılan bazı özelliklerini yitirmişse de, dedikodusu yerinde”…

 DİPTEKİLER

Yakışmıyor: Son zamanlarda Bakanlık- YÖDAK-DAÜ çekişmelerini okuyoruz. KKTC’nin ilk ve en prestijli üniversitelerinin başında gelen DAÜ, ne yazık ki siyasete kurban edilerek eğitimi ile değil de, dedikodularıyla  anılır oldu. İşte tüm bu kaos ortamında DAÜ yeni akademik yıla başlamak üzere.  Bu gidişle iftihar ettiğimiz bu üniversitemizi elbirliği ile yok edeceğiz…