Sonbaharı galiba pek çok insan gibi ben de sevmiyorum. Sevemiyorum Çünkü “istikrarsızlığın” mevsimidir..
Sabahları serin olur öğleye doğru terletici sıcak basar.. Nasıl giyineceğinizi şaşırırsınız!
Nitekim artık sabahları uzun pantolon üstüne uzun kollu gömlek giyerken, öğleye doğru değiştirerek kısa pantolonlu giysilerimi çekiyorum üstüme..
Bu yıl denize de her zamankinden erken “adiyo” dedim. Allah isterse 2020 yılının yaz’ına gayrı..
..Sonbahar “azizlikler” mevsimidir! Sadece bir sıcak bir serin dalgalarında oynaşmaz. İnsana melankoli de basar. Nitekim Sonbahar geldi mi sanki bir yerlere gitmeye hazırlanıyormuşum gibi hissederim kendimi.
Sonra anlarım ki aslında ben hep ayni mekândayım. Hep ayni yerlerde oturup kalkıyor, yürüyüp duruyor, yatıp kalkıyorum..
Buna karşın, gelirken “kışı” dolayısıyla yağmurlarla soğukları müjdeleyen Sonbahardır hayatımdan akarken geçip giden.. *****
Hatırlarım: Daha çocuktum. İlkokula yeni başladıydım. Mağusa’da henüz sinema yoktu. Her Cuma yada haftanın belirli günlerinde Türk Filmleri oynatan Maraş’taki “Hacıhambi” sinamasına giderdik.
Her zaman “oğlanla-kızın aşkı” konulu siyah beyaz filmlerdi.. Oğlan kıza aşık olurdu.. Hasretinden şarkılar türküler okuyarak kendini dağlara taşlara vururdu.. Sonra nasılsa “Kız” da Oğlana kaptırırdı gönlünü.. Bu kez o dağlarda kırlarda elele, sarmaş dolaş birlikte gezerlerdi.. Ta ki “Kızda” gönlü olan bir başka “kötü erkek” ortalara çıkıverinceye kadar.
Filmdeki heyecan ayni kızı seven iki erkek arasındaki mücadeleden dolayı bundan sonra başlardı.
Sonunda kavga ederlerdi! Ve bir gün kötü adam kızı kaçırır, ırzına geçer, buna dayanamayan kız intihar ederdi. …Yada kötü adam hem “oğlanı hem kızı vurur öldürürdü!” Mezarları hep yan yana olurdu! Ve hemen her filmde “sonbahar yaprakları” uçuşurdu mezarların üzerinde..
…Yahut verem olan kız bir Sonbahar gününde tutulduğu öksürük nöbetiyle dudaklarından kanlar süzülürken ölürdü.. *****
Bakın “İlkbahar” üzerine şarkılar vardır ama “Sonbahar” üzerine yoktur! Mesela Erdoğan Berker’in bestelediği “Bir ilkbahar akşamı rastladım size” şarkısı..
Kaldı ki “yaz, kış ilkbahar” kelimeleri ağzımızdan çok olağan vurgularında çıkarlar ama “Sonbahar” öyle mi ya! Sanki içine düşeceğiniz derin bir kuyu gibi..
*****
Elbet bu Sonbahar da geçecek ve kış gelecek! Bu Yaz”ın bizi nasıl yaktığını yaşadık. Bilim insanları artık daha sık ve daha kaygılı uyarıyorlar insanlığı: Dünyanın kubbesi delinmiş, iklimler şaşırmış, mevsimler kaymış ki bir Yaz bir de Kış kalmış!
Kış geldi miydi artık deli deli yağmakta yağmurlar.. Geçen kış biliyorsunuz bu nedenle oluşan sellere teslim olduktu. Gencecik insanlarımızı kurban verdikti o sel sularına..
Ve biliyorsunuz bu Yaz dayanılmaz sıcaklar yaşadıktı. Gelecek Yaz’ların daha sıcak olacağı söyleniyor ki “napacağız ya anam” demekten öte çaresiziz!
Zaten bu ülkede “İlkbaharın” farkına varılmaz ki. Mevsimlerin en güzeli ama yarısını “Kış” yemekte, kalanını da “Yaz!” Neyse bir başka konuya geçeyim..
*****
İKİ YENİ KİTAP: Geçen akşam Bülent Feyzioğlu getirdi. İkisi de imzalı. Nasıl sevindim. Hep öyle olurum. Ne zaman elime yeni yayınlanmış bir kitap geçse “heyecanlanırım.”
Bilmiyorum. İçimde kalan tutkudan belki de! Nitekim çok istediğim halde “ben de “yazdım” diyeceğim doğru dürüst bir kitabım olmadı! Gazetelerin köşe yazılarıyla yetindim.. Ki ne diyordu Aziz Nesin: “En iyi köşe yazısı okunduktan sonra çöpe atılanıdır!”
Galiba ben de hep öyle yaptım. Ne bir arşiv ne de hatıralık beş on “yazı!” Hiç olmadı, yok!
…Evet Bülent’in bana getirdiği ve şimdilerde okumaya başladığım iki kitaptan biri rahmetlik Suna Atun’un. Son kitabı olmalı. Bülent Feyzioğlu derledi. Adı “Suna Atun’un Yayınlanmamış Mağusa Dosyası.” Kitap 1892’de yayınlanan “Yeni Zaman Gazetesini” tanıtmakla başlıyor günümüze kadar geliyor..
…Diğer kitap eski Meclis Başkanımız ve bir devre Kurucu Devletin Başbakanı olmuş Sibel Siber’in. Hacimli kitabının adı “Ayni Masada Yarım Asır..Tutanaklar ve Tanıklar.”
Kıbrıs sorunundan yola çıkarak, “bugüne kadar hangi “müzakere” evrelerinden geçilerek “çözüm” arandığının hem tarihi olaylarını anlatıyor hem de “ilgili belgeler sunuyor..”
Mesela benim için “masa üstü” olacak bir kitap. Meclisimizdeki müzakereleri de tutanaklardan aktarıyor.
Hemen yazayım. Kitabın daha ilk sayfasında bugünkü “müzakerelerin” anası sayılacak çözümle ilgili ilk müzakerenin Haziran 1968’de Beyrut’ta gerçekleştiğini yazıyor. Katılanlar BM’ler özel Temsilcisi Tafall, Türk Cemaat Meclisi Başkanı Denktaş ve Rum Temsilciler Meclisi Başkanı Kleridis.
Kitap belli ki “emek” demek yetmez, “çok büyük emek” verilerek hazırlanmış.. …Kitapları okuyup bitirdikten sonra
sizlerle yeniden paylaşacağım. İyi Pazar’lar..
































