Doğduğumda 2. Dünya savaşı yeni başladıydı.. Yaşadıklarımı hatırlayacak yaşa geldiğimde sona erdiydi!
O yılların tahribatını görmediğim için bilmiyordum. Fakat müthiş bir “işsizlikle açılığın” olduğunu biliyordum çünkü Türk toplumunun yaşamıydılar!
Sonra okullu oldum. ABC’i öğrenmenin yanı sıra İngiliz Kolonisinin Rum’dan yana tutumuna karşın Türk halkının haklarını nasıl gasp ettiğini de öğrendim çünkü evlerimizde sürekli anlatılan olaylardı..
Sonra bir Pazar günü “trenle” Mağusa’dan Lefkoşa’ya gittikti. Vagonlar tıka basa insanlarla doluydu…
Kendimi, babamın elini sıkı sıkıya tutarken, bir koca meydanda buldumdu. Mahşeri bir kalabalık vardı. Rahmetlik babam ayak altında ezilmemem için büyük gayret gösteriyordu.
Sonra meydanın ta ötesinde herkeslerin görebileceği yüksekçe bir yere kısa boylu, tıknazca bir adam çıktı. Sonraları o yüksekçe yerin “kürsü” olduğunu öğrenmekle kalmayacak hatta zaman zaman Mağusa’da ben de çıkacaktım hamaset dolu şiirler okumak, konuşmak için..
Kürsüye çıkan “adam” Dr. Fazıl Küçük’tü. Meydan alkıştan haykırışlardan inliyordu. Sesler handeyse kesif bulutlar gibi göklere yükseliyordu.
Çok sonraları öğrendiydim o büyük meydanda toplanan halkın “Evkafın Türk toplumuna iadesinin istendiği “miting” olduğunu.” Ve Doktor’un, İngiliz Valisiyle bunun için mücadele ettiğini.. ***** Sonunda o mücadeleden Türk toplumu galip çıktı. Evkaf Davası zaferle sonuçlanırken, ardından bugünlere kadar gelecek yeni bir Evkaf davası başladı ama.
Çünkü İngiliz Evkafı Türk toplumuna iade etmeden önce uzun yıllar kullanımlarında olan, hatta “emlâk vergilerini” bile yatıran Rumlara “koçan” etti..
Oysa evkaf malları satılamaz, devredilemezdi! Fakat “İngiliz” dediğimiz buydu ve sadece “bu” da değildi! (Şöyle ki İngiliz daha 1931’lerde “Güneş batmayan Büyük Britanya İmparatorluğunu oluşturan tüm kolonilerini kendine bağlı tutmak için “Commonwealth” yani “İngiliz Milletler Topluluğunu” oluşturduydu. İki toplumlu Kıbrıs Cumhuriyeti döneminde “Birliğin” üyesi olmasına karşın, Kuzey Türk Devleti dışta bırakılarak sadece Güney Rum Yönetimi üye olarak bırakıldıydı! Oysa İngiltere ayni zamanda Kıbrıs’ın üç garantör ülkesinden biriydi ve adada toplumlararası dengeleri korumak yükümlülüğündeydi! (Bu nedenledir ki ben zaman zaman “hey gidi İngiliz” derim. Ki isteseydi Kıbrıs sorununu “Kuzey’’deki KKTC’i tanıyarak çözüme götürebilirdi. Aksine EOKA ile kendini adadan sürüp atanlardan yanadır hâlâ! “Gidi İngiliz” budur işte!)
*****
BİLİR misiniz? Şimdilerde de Guterres’in özel temsilcisi Lute’nin temaslarını izliyorum da “dur bakalım diyorum bu kez kim kime madik atacak!” Sn. Akıncı mı Anastasiadis’e yoksa Anastasiadis mi Sn. Akıncı’ya?
Çünkü 1960 Kıbrıs Cumhuriyetinden bugünlere kadar gelirken, Rumlarla çok mücadelelerden, badirelerden geçtik sonunda iki ayrı bölgeye ayrıldık ama hiç “mahsuplaşmadık” Ne yıllar önce binlerce dönümlük arazilerimizle gasp edilen Evkaf’a ait topraklarımız zorunluluğunda ne de 1963’den sonra Türk halkına reva gördükleri zulüm, ambargo, soykırım gibi insanlık dışı olaylar hesaplaşmasında!.. *****
BAKIN hazır yeri geldiği için “kişisel” dediğim bir hatırlatma yapayım:
Rum tarafına yönelik “olumsuz” düşüncelerim, Köşemde yansıttığım siyasi sorunla ilgili çözüme yönelik karamsarlığım, “Türklük, Rumluk” gibilerinden milliyetçilikle ırkçılıktan beslenmiyorlar!
Asıl olay “aidiyettir!” İnsanların doğup büyüdükleri topraklara sahiplikleridir. Mesela gasp edilen Evkaf Mallarımız için sürdürdüğümüz mücadelenin “milliyetçilik yada ırkçılıkla” ne ilgisi vardır? Tutun ki halis muhlis “gasp edilmiş mülklerimiz davasıdır.” “Sahibi olduğumuz topraklar” davasıdır.
Ki O topraklara yeniden sahip çıktığımızda üzerlerine direk dikip Türk bayrağı çekecek değiliz. O toprakları traktörlerimizle sürüp ekeceğiz.. Yeşeren bitkiler, üreyen hayvanlarımızla varlığımıza yeni varlıklar katacağız.
Ki ne diyordu Ecevit? Toprak ekenin su kullananındır!
Rum tarafı “şovenizmin kör ettiği gözleriyle hiç görmek istemedi ama Türk halkı bu adada topraklarını ekip biçmekten, bir lokma bir hırka felsefesinde insanca yaşamaktan öte siyasi ihtiraslarının peşinde koşmadı çünkü hiç böyle ihtirası olmadı.
Rum tarafı gibilerinden “Enosis” rüyaları da görmedi..
…Neyse! bin defa anlatılan bilinen gerçekleri yeniden tekrarlamak abese iştigaldir ama yazmamak da mümkün değil çünkü “hafızai beşer nisyan ile malüldür.” Yani Unutmamak unutturmamak gerekir!
































