Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

DUT AĞACININ GÖLGESİNDE

Çocukluğumuzdan ve ilk gençlik yıllarımızdan  arta kalan anılarımıza kafeste beslediğimiz kuşlar  damgasını vurur hep.

İlk çözümlemesini Vamık Volkan hocadan dinlemiştik.

Gettolara sürülen bir yaşamın simgesiydi onlar.

Kendimizle birlikte kafeste esarete mahkum ettiğimiz kuşlar evimizin baş köşesindeydiler hep.

“Bir gün çıkıp gelecek  ve hem kafesin kapısını açıp kuşları salacak hem de bizi kurtaracaktı, gettolardaki esaretimizden.

Çıkıp geldi.

Çocukluğumuzdan ve ilk gençlik yıllarımızdan süzülüp gelen anıları diğer bölümünü de dut ağaçları süsler aslında.

Dut ağaçları ve ipek kozaları.

Lefkoşa’da nerdeyse her evin bahçesinde mutlaka bir dut ağacı vardı.

74 sonrası  dut ağaçlarının yüceliğine ben Değirmenlik’te, Minareliköy’de ve Balıkesir’de tanıklık etmiştim.

Değirmenliğin üst  kısmı Başpınar’dan dökülen pınar suyu Minareliköy ve  Balıkesir’den geçtikten sonra nerdeyse Kanıdere’ye kadar uzanırdı.

Su arkının geçtiği her yerde renkli  bir yaşam vardı.

Tilkiye kuşa, böceğe ve ağaca can veren …

Ve dut ağaçları.

Ark boyunca sıra sıra pınarın kaynağına kadar dizilirlerdi.

Dut ağaçlarını takip eden suyun kaynağına varırdı.

***

 

Kafesteki kuşlar  esaretin,  dut ağaçları ile    ipek böcekleri de yaşama bağlılığın ve  üretimin simgesiydi.

Başpınar’ın suyu dut ağacına, dut ağacının  yaprakları ipek böceklerine can verirdi.

İpek böceği, muazzam bir ahenk içinde örerdi kozasını. Ördüğü iplikler,  kadınların elinde yeni bir yaşam formuna dönüştürürdü

Ve bu böyle sürüp giderdi.

Umudun gerçeğe dönüşmesinin geleceği güne kadar.

 

***

 

Bir dut ağacının altında oturduk.

Bugüne kadar yüzlerini  görmediğimiz , dillerini bilmediğimiz insanlar günlük dertlerin  sohbetindeydiler.

Biz geçmişin derdindeydik.

Kendimizden bile sakladığımız duygularımızla, arafta  hissediyorduk kendimizi.

Önce kafesin kapısı açıldı.

Sonra Başpınar kurudu.

Başpınarın  peşisıra ayakta öldü dut ağaçları.

İpek kozaları kelebeğe dönüştü ve başka diyarlara uçup gitti kelebekler.

Ne geleceğe ilişkin umudumuz kaldı ne de üretip hayata tutunma gaylemiz.

Birer birer yokluyoruz işte.

İçimizdeki sevda ateşlerine körük tutma derdi de olmasa hiçtendir umudu kesmek bu yurttan.

Çünkü başımızı sokacak evimiz olan yurdumuz, dut ağaçları gibi ayakta ölüyor günde güne…