Leyleğin ömrü lâklakla geçermiş.
Önce leylek olmadığımızdan.. Sonra yılları lâklâkla geçirecek lüksümüz bulunmadığından..
Hafakanlar basmış gibi “çözüm federasyon-federasyon-çözüm” sayıklamalarıyla zamanları boşa harcamamız; doğrusu ya hiç de faydamıza strateji değildir!. Kaldı ki zaten süreci takip ederken görüyoruz! Nitekim1974’den bu yana siyasi yönden gıdımlık tanınma sağlayamadan ve hâlâ Güney’in ifadesiyle “korsan devlet” olarak işaretlendiğimizin gerçeklerinde hâlâ “çözümün olabileceği umutlarında yaşıyoruz!
Tabi bu düşüncelerden hareketle elbette “çözümsüzlük çözüm değildir” diyoruz ama itiraf edelim 45 yıldır çözüm için Güney Rum liderliğine yalvar yakar olmaktan başka nasıl bir siyasi başarı gösterebildik ki?
Aksine, bu süre içinde Rum’un bir dünya devleti olarak ensemizde poza pişirerek aldı başını giden siyasi ve sosyoekonomik başarılarıyla kazanımlarını seyretmekten başka!
Ki sonunda Türkiye’yi bile uyutarak, Kıbrıs Türk halkının haklarını gasp ederek, hidrokarbon yataklarına ulaşan Rum Yönetimi; dünyanın dev petrol şirketleriyle de anlaşmalar yaparak Doğu Akdeniz’de sahip olduğu MEB ile yeni bir egemenlik alanı daha yaratmadı mı?
Şöyle ki şimdi çözüm için masaya oturulsa, “Kuzey ile Güney”i birleştirerek federasyonu ikame etmenin yanına kaçınılmaz zorunlulukta hidrokarbon yatakları da konacak, Türkiye’siz bir Kıbrıs da! Üstelik bölgedeki faaliyetlerinin durdurulması koşullarında!
Demek ki neymiş? Zaman süratle aleyhimize gelişen olaylarla geçiyormuş!
Zaten durumumuz ayan beyan ortada! Lime liyme dökülüyoruz! Asıl “ciddi sorun” ise Doğu Akdeniz’de namlunun ucundan kazaen bile çıkacak tek kurşunun, “çözüm olasılığını” bir çırpıda kim bilir kaç yıllar ötesine iteceğidir!
Gene de fakat niçin sürekli ve inadına “birleşik Kıbrıs’ta federasyondan başka çözüm olamaz” yollarında açıklamalar yapılmaktadır anlamak mümkün değildir!
Bari bazen biraz da Rum’u korkutup caydıracağı için geri adım atabileceği politik atraksiyonlar da yapabilsek!
Yok efendim. “İlle de federasyon yok başka çare!” Vah vahhh! **********“
ASIL BÜYÜK SORUMNUMUZ!
Çözümsüzlüğün bilinmezlikleri!.. Bilinmezlikleri nedeniyle çarkları dönmeyen ekonomisi!.. Bozuk ekonomilerin yarattığı işsizlik!.. İşsizliğin açtığı göç yolları!
Hep birbirlerini tetikleye iteleye bugünlere kadar geldik ama artık geldiğimiz yer biline ki ayaklarımızın üzerlerine sağlamca bastığı yerler değiller!
Nitekim yıllardır gençlerimiz köylerinden kentlere göç ediyorlar!
Bu nedenle topraklarımız ekilip biçilmeyecek kadar sahipsiz kalırlarken bağlar bahçeler kurumakta!
Dolayısıyla ne olmakta?
Üretim azaldıkça ithalat artmakta, üretmeden harcamak çoğalırken de devletin hazinesi kurumakta!
Nitekim “yatırımlar” vuslata kalırken, devlet hazinesi anca kamu görevlilerinin maaşları ödeyebilmekte!
Ve işte tam bu geldiğimiz yerde kim bilir bundan sonra kaç yıl daha taşıyacağımız bu kısır döngüyü tartışmak zorunda kalıyoruz!
Yani “Türkiye KKTC hükümetlerine para akıtacak.. Hükümetler kamu görevlileriyle ekonomik sektörlerin idamelerini maaşlar, teşvikler silsilesinde sağlayacak.. Ve önce KKTC’ye sıcak giren bu para ellerden ellere ezile elene soğuyarak kalkınmanın k’sine bile yar olmadan eriyecek!
Ki 1974’den hemen sonra oluşturduğumuz sosyoekonomik düzen bu devri daim sistemiyle çalışırdı. Son yıllarda yine başa döndük!
Tek bir farkla: Artık ekilecek, üretecek, yeşertilecek topraklarda çok katlı binalar yükselmekte! Köylerde de villalar!
Nitekim artık köy yollarımızda tek bir hayvan “gotsirisi” bile görmezsiniz çünkü “varsın kirletsin” bile diyeceğiniz üretim özlemlerimize karşın hayvan da kalmadı!
Fakat asıl facia “yetişen gençlerimizin üçüncü ülkelere göçleridir!” Ki yüksek öğrenimlerini eğer İngiltere, Amerika, Almanya gibi ülkelerdeki üniversitelerde falan yaptılarsa, mezun olduktan sonra geri dönmüyorlar!
Çünkü ne KKTC dediğimiz bu diyarda “kariyerlerine” uygun istihdam edilebilecekleri ekonomik yada ötesi sektörel olanaklar var ne de kapılanacakları gelişmiş özel sektör!
Kısaca artık gençlerimiz dış ülkelerde arıyorlar “aş, iş, yaşam haklarını!”
Bu kısır döngü gelecekte Kıbrıs Türk toplumu gençliğini daha çok mağdur edecektir..
(Çünkü daha 1974’ü bile göremediğimiz dönemlerde yine gazetelerdeki “köşemde” yazarken sık sık diyordum ki “gün gelecek bu adada yüz avukata ihtiyaç varsa yüz birincisi fazla olacak! Keza doktor, öğretmen, eczacı, dişçi falan…” “Bu toplum bünyesini fena halde kanatacak bu sorundan kaçınılamayacak!)
İşte şimdilerde KKTC gençliği “kaçınılamayan bu büyük sorunun dişlileri arasında öğütülmemek için göç ediyor!”
Doğrusu gelecek ne kadar aydınlık olacak kuşkuya düşmemek mümkün değil!
**********
KISACA TAKILDIĞIM: (SAĞMAL İNEK!)
Biz bugüne kadar Kıb-Tek’in sadece elektrik ürettiğini zannederdik.
Meğer öyle değilmiş.. Bu çok “özel kurumumuzun” yeter ki kapısından bir kez girile.. İster gariban bir işçi ister on parasız oluna.. Tüm fırsatlar serilivermekte ayaklara.. Ki bırakın beleşinden elektrik akımından nemalanmayı.. Uygunsa eğer mezhebiniz.. Zaten devlet malı değil mi ki deniz.. Vallahi olursunuz domuz! Sonrası kolay: Artık hab’ı iştahanıza bağlı. “Sağa döner “vurur” sola döner “vurursunuz!” Allah ne verdiyse!
































