Dünkü yazımda, otorite boşluğunun asayiş olaylarının artmasının başlıca nedeni olduğunu yazmış, dünyada kent güvenliği konusunun bir bilim dalı gibi ele alındığını vurgulamıştım.
Demeye kalmadı, Girne’nin orta yerinde, güpe gündüz bir kuyumcu soygunu.
Böyle bir şeye cesaret edebilmek kolay değil. Demek ki, bir rahatlık var.
Sabah saatlerinde dükkana giriyor, sahibi kadının ellerini ve ağzını bağlıyor, altınları çalıp gidiyorlar.
Dükkandaki kamera da umurlarında değil.
Tam bir baştan çıkmışlık. Delilik hali yani. Yaklanırlarsa ne ala, ama yakalanamazlarsa, bileceğiz ki, bu ciddi bir organize iştir.
Bir önceki gün Lefkoşa Surlariçindeki olayla ilgili olarak da, bölge esnafı, bunların bölgeyi haraca bağlayan çeteler olduğunu, kavganın da paylaşım kavgası olduğunu iddia ediyor.
Şimdi buna istisna ya da bireysel bir olay olarak bakabilir misiniz?
Ne tekinsiz bir ortam, ne güvensiz bir sosyal yaşam… Ne sokağa çıkan güvende, ne dükkan sahipleri.
Olaylar büyüyor, çare bulması gerekenler dahil hep birlikte izliyoruz. Ta ki yeni bir olay olana kadar. Ama artık öyle bir hale geldik ki, vukuatsız gün geçmiyor ve güvensizlik giderek büyüyor.
Ve bir kez daha hatırlatalım, hala KKTC polisinin organize suçlar birimi yoktur!
Kimdi o, KKTC’deki suç oranı önemli bir rakam değildir diyen?
PARSEL PARSEL BÖLÜNMÜŞ DÜNYA…
Aşık Mahzuni Şerif’in türküsüydü.
Cem Karaca söylerdi; “Böyle parsel parsel bölünmüş dünya”…
Hele öyle bir kıtası var ki; Mahzuni’yi büyük ozan yapan bilgeliğin ürünü…
“Ali geçinenler Osman çıktılar
Şimdi ettiğine pişman çıktılar
Eski dostlar bize düşman çıktılar
Bir kaç türlü itten gayrı
Nem galdı…”.
Dünyanın bölünmesi yeni değil. Günün ihtiyaçlarına göre, verimli topraklara göre, sermayenin göz diktiği enerji kaynaklarına, bölündü durdu.
ABD ilk petrol kuyusunu 1859’da kazıyor. Azerbaycan’la hemen hemen aynı tarihlerde.
Ardından Kızılderlileri bugün kimsenin yazıp çizmediği vahşi katliamlarla sindiriyor, topraklarından ediyorlar.
Ortadoğu’da da benzer bir durum. Savaşlar, 1900’lerin başında bölgede petrol bulunmasıyla başlıyor. Hatırlayın Birinci Dübya Savaşı’nın sonunda, petrol rezervlerinin sınırlarına uygun olarak bölge bir çok küçük ülkeye bölünüveriyor. Bir cetvelle…
Şimdi sıra Akdeniz’e geldi.
Petrolden sonra enerji kaynağı olarak bağımlı olunan doğal gaz kaynakları, bu kez de Akdeniz’i parsel parsel bölüyor.
Öyle bir gözü karalık ki, kimse kimsenin hakkına hukukuna bakmıyor.
Yüz yıllık uluslararası değerler, 60-70 yıllık paktlar, sözleşmeler, insan hakları, devletlerin hakları, vahşi çıkarların yanında bir bir yok ediliyor, terminatör gibi…
Afrodit yatağından çıkacak doğal gazın 9,5 milyar dolar olduğunu iddia ediyor Güney Kıbrıs.
Daha verimli kaynaklar da var bölgede. Onların da batıya taşınması söz konusu.
Ve Amerika’nın, Avrupa’nın sermayesi, bunu önlerinde hiçbir engel olmadan başarmak için, tarihi işbirliklerini hiçe sayıyor, hukuku çiğniyor, yeni bir dünya düzeni yaratıyor.
Güçsüz Güney Kıbrıs’la, asla bir aktör olamamış Yunanistan’la, ona buna el açan Mısır’la işbirliğini ilerletiyor. Tıpkı Amerikan bilim kurgu filmlerinde olduğu gibi…
ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı Vekili Yuri Kim, ülkesinin Yunanistan ve Güney Kıbrıs’la mevcut stratejik işbirliğinin güçlendirilmesi gerektiğini söylüyor ve ABD Dışişleri Bakanlığı Müsteşar Yardımcısı’nın bu amaçla Güney Kıbrıs’ta olduğunu açıklıyor. Rumlar rüyalarında görseler, hayra yormazlardı.
Dünyayı parsel parsel bölüyorlar da, o kadarla mı kalıyor. Daha kötüsü, kendi rejimlerini yerleştirmek için arkasından savaşı getiriyorlar. Acı, felaket!
Biz de tam göbeğinde…
Farkında mıyız?
Emin değilim…
YERİN KULAĞI VAR
BAŞBAKAN BİLDİĞİNİZ GİBİ:
Milletvekili seçildiği günden beri özellikle hafta sonlarını köy ziyaretlerine ayıran Ersin Tatar, Başbakan olduktan sonra da köy ziyaretlerine ara vermeyecek gibi. Kısa sürede herkese ulaşan Tatar’ın, siyasetteki başarısının temel nedeni de bu. Şimdi omzunda başbakanlık gibi ağır bir yük var. Bir tarafata ülkede çözüm bekleyen onlarca sorun, diğer tarafta parti içinde yaşanan “kavgalar”. Bayram sonrası Tatar’ı zor günler bekliyor…
NE HALE GELDİK:
Ülke sorma gir hanına dönünce olacağı da buydu. Adamlar güpegündüz hiç çekinmeden kuyumcu dükkanına girip hırsızlık yapıyorlar. Belli ki korkuları yok, yakalanmazlarsa akşama gemiye binip ülkeden kolayca kaçabileceklerini biliyorlar. Ülkesine giriş çıkışları bile kontrola alamayan bir devletiz biz. Bize az bile.
ZAMLAR GELİYOR:
Bayramda yedik içtik, gezdik tozduk. Bugün artık gerçek dünyaya dönme zamanı geldi. Yeni hükümetimiz bayramı bize zehir etmemek için zamları bayram sonrasına ertelemişti ya, önümüzdeki günlerde akaryakıt ve tüpgaz zamları ile start verilecek. Eski hükümete yakıştırdıkları “zam hükümeti” benzetmesinin şimdi de onara söylenmesi an meselesidir.
ARASTA’YA DİKKAT:
Bayramda Arasta’da yaşanan kavga, yıllardır es geçtiğimiz, kaderine terk ettiğimiz bölgede suç odaklarının nasıl örgütlendiklerini gözler önüne serdi. Bölge esnafı, haraç alan ve bölgede hakimiyet kurmak isteyen “çetelerden” bahsediyor. Öyle bir duruma geldik ki, yeni yeni canlanmaya başlayan bölge, hızla geceleri korkunun hüküm sürdüğü bir yere dönüşmeye başladı…
BİR BİZE, BİR ONLARA BAKIN: Biz surlariçini kurtarmayı beceremedik ama, Rumlar doğru dürüst planlamalarla, cazibe bölgesi haline getiriyorlar. Özellikle Aykasiano bölgesinde yapılan restorasyonlar görmeye değer. Muhteşem bir mahalle ortaya çıktı. Şimdi oralara yerleşimi teşvik etmek için, ev alma, inşaat, restorasyon için yapılacak toplam harcamanın yüzde ellisini veriyor hükümet. Bir bölgenin dokusunu değiştirmenin tek yolu bu.
HEDEF KIBRIS TÜRKÜ:
Öngörülerinin gerçekleşmesiyle ünlü strateji yazarı Hüsnü Mahalli, 5 Haziran tarihinde Sözcü gazetesindeki yazısında, İsrail’in güvenliği için Kıbrıs’ın her zaman önemli olduğunu, adada barışın ya da ikili enosisin İsrail’in işine gelmediğini, son dönem Rumlarla birlikte sık sık yaptığı tatbikatlarda hedefin Lübnan olduğunun söylenmesine rağmen, aslında ileri bir hedefin Kıbrıs Türkleri olabileceğini yazıyor. Mahalli’yi antisemitizmle suçlamaya kalkan olursa alnını karışlarım. Bence durum tespiti yapıyor sadece…
ZİYARET BAHANE, GÜNEY ŞAHANE:
Binlerce kişi dün Hala Sultan Tekkesini ziyaret etti. Özellikle güneye geçişleri yasak olan TC kökenlilerin fazlalığı gözlerden kaçmadı. Bir çoğu tekke ziyaretini bahene ederek, normal zamanda geçemedikleri Güney Kıbrıs’ı görmek istediler… Merak işte.
ZİRVEDEKİLER
Ahmet Okan: “Böyle bayram günleriydi henüz Lefkoşa bildiğimiz Lefkoşa’ydı sokakları ve evleriyle ve her şeyiyle.Böyle bayram günlerinde ve serin Lefkoşa akşamlarında dünya hiç dönmeyecek, o güzel anlar hiç bitmeyecek gibiydi…Böyle bayram günlerinde yani, Ve memleketin her yerinde, her şehrinde, her köyünde, her kasabasında, Ve dağında, ovasında ve sahillerinde,Hayat güzeldi. Kim kestirebilirdi o günlerin anılara karışıp bir daha yaşanmayacağını”…
DİPTEKİLER
Hayatımız Kaçak: Bir yanda önü bir türlü alınamayan kaçak işçi sorunu, diğer yanda her geçen gün sayıları artan kaçak işletmeler. Hangi biri ile mücadele edilecek. Elini nereye atsan kaçağa çarpıyor. Sadece kaçak işçi mi, kaçak doktordan tutun da, dişçisini bile gördü bu ülke. Eğer bir rastlantı sonucu yakalanmazlarsa, kimsenin ne sorduğu ne de aradığı var. Ve işin en üzücü yanı, sayılarının her geçen gün artaması…


































