Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Umutsuzluğa methiyemdir!

Uzun soluklu yarışa dönüştü. Nerede sonlanacağı bilinmeyen bir koşudur koşturulan..

Her iki halk da “çözüm için”  demekte ama “hedef” farklı!

Kuşku ile korku şu ki “çözümsüzlük” devam ettiği sürece “hedefler” de sapmakta!

Nitekim artık “dünün” Kıbrıs siyasi sorununu değil, bugünün koşullarına adapte edilmek istenen bir siyasi sorun çözümünü konuşuyoruz.. Hem dili hem şekli değişti ama..

ANLATAYIM. Kıbrıs Türk ulusal davasını ilk kez yıllarca  Ankara’lara taşınarak ısrarla anlatan, “Hariciye Bakanlıklarının” kapılarından atsalar pencerelerinden giren Rahmetlik Dr. Küçük’tü. Tutun ki ilk liderimiz.. Sonra Denktaş..

Bu liderlerimiz siyaset arenasında hem Türk halkının haklılığını anlatıp savunuyorlar hem de Türkiye’nin  bilfiil garantörlüğüyle birlikte soruna müdahil olmasını sağlıyorlardı

Tek amaçları ve idealleri, Rum liderlik ve kilisesinden kaynaklı “enosis ideasının” gerçekleşmesini önlemekti.

Kıbrıs Cumhuriyetinin oluşumuyla   başardılar ama  1963 Kanlı Noeli’yle çözümü de barışı  yitirdilerdi!

SONRASI kuşakların odağında hep Kıbrıs Türk halkının Türkiye tarafından sağlanacak  adadaki “beka sorunu” vardı.

1974 Barış Harekâtı hem bu “beka sorununu” çözüyor hem de “iki bölgeli iki toplumlu siyasi çözümün müzakere kapılarını açıyordu!”

Hedef “Türk ve Rum halklarının kendi coğrafyalarında özgür ve egemen kendi devletleriyle varlıklarını sürdürmelerine cevaz verecek bir çözümün sağlanmasıydı..       Adını “Kıbrıs Türk Federal Devleti” diyerek yine biz koyduktu ki…

ŞİMDİ geçmişin yaşlı liderleriyle “uyuşmadığı” için hem Türk-Rum ilişkilerine hem çözüm sistemine farklı vizyonlardan bakan bir yeni kuşak vardır.

Onlar düne kadar savunulan “iki devletli çözümü” değil.. “Birleşik Kıbrıs’ta tek federal devlete dayanan, tek yurttaşlığı içeren, tek dış ilişkileri öngören iki bölgeli bir federal sistemi savunmaktadırlar..

Nitekim AB Parlamentosu’ndaki iki sandalyemizi doldurmak için kampanyalarını sürdüren  bu son jenerasyonun temsilcileri   durumundaki adaylarımız  için  “AKEL” saflarından seçime katılmak, “geleceğin barışçı çözümüne de büyük katkısı olacak bir olaydır!

EVET Doktor’lar, Denktaş’lar, Örek’ler, Nalbantoğlu’ları falan öldüler.. Onlar toplumun önündeki bayraktarlardı. Bize 1974’den sonra “vatan” diyeceğimiz Kuzey Kıbrıs’ı hediye ettiler.. Yapacağımız tek iş “vatana sahip çıkmaktı..”

Fakat artık öylesi bir jenerasyon yoktur. Annan planına evet diyen, Akel saflarından AB Parlamentosu seçimlerine katılan,  “Türk halkının pekala da Rum halkıyla bu adada barışçı bir çözüm sağlayacağına” inanan bir genç kuşak vardır.

BU nedenle artık “gelecekleri” açık seçik görebilmek görmek mümkün değildir! Fakat “yetişmekte olan bu gençlerimize bakarak tahminde bulunmak mümkündür” diyelim!

**********

HÂLÂ SİSTEMLEŞEMEDİK

Yılını unuttum. Barış Harekâtından sonraydı. Bir grup gazeteci İzmir”deki Ticaret Odası’nın davetlisi olarak üç dört günlüğüne TC’ye uçtuktu.

Çok da yararlı bir ziyaret olduydu. Ali Ağa Rafinerisinden  Organize Sanayi Bölgelerine  kadar gezip görmüş,  ithalat ve ihracatı, tarımsal ürünleriyle bir yürek gibi atan İzmir’i, benzer yanlarımız nedeniyle de çok sevmiştik..

Son günümüzde misafirperverliğiyle bizi adeta mahcup eden davet sahibi Ticaret Odası’nın Başkanı ile  kısa bir süre “Allahaısmarladık güle güle” toplantısı yaptıktı.

Ne oldu neden gerek duydu, Oda Başkanı ansızın  gözlerimizin içine baka baka,   “size bir şey söyleyeceğim ama  kızmaca darılmaca yok. Tembelsiniz, çalışmıyorsunuz” falan dedi!

TABİ şok olduktu ki “dayanamadığım yerde “sizin tembel dediğiniz bu toplum şu anda tanınmamış olmasına karşın bir iki üniversitenin  sahibidir.. Dönümlerce narenciye bahçelerinden narenciyeyi dış ülkelere ihraç etmektedir.. Sizin gibi değilse de bizim de sanayi bölgelerimiz vardır.. Çiftçimiz hayvancımız tırnaklarını toprağa geçirmiş harıl harıl çalışmaktadır.. Mağusa limanında  çalışanın kazandığı şirketleşme sisteminin de sahibiyiz… Yani Sn. Başkan, olanak sağlandı, kapital bulundu da çalışmadık, yapmadık, başarmadık mı” diyerek tepkimi gösterdimdi!

Ve arkadaşlara “kalkın kaçalım” dedikten sonra da  arkama bile bakmadan, hediyesini de almadan ve elini sıkmadan  ayrılıverdiydimdi o salonumsu odadan!”

*****

…ARADAN uzun yıllar geçti.. O “tembelsiniz” lafını hiç unutmadım! Gerçekten Kıbrıs Türk halkı “tembel ve beceriksiz miydi?”                                            

O zaman 15’in  üzerindeki üniversiteyi,  sahillerimizdeki dizi dizi dizilmiş turistik otelleri, hatta ekilebilecek tarlalarda bile göklere yükselen binaları, gitgide çoğalıp yoğalan sanayi bölgelerini, hayatımıza sürekli daha yoğun şekilde katılan elektronikle ilgili araç gereçleri, dijitalleşmeyi, “lüks ve israf” demiş de olsak arabaları, villalarımızı, satış mağazalarımızı, AVM’lerimizi, küçük de olsa gelişen sanayi ve gıda sektörlerimizi… Nereye koyacağız, gözlerimizden nasıl kaçırtacağız ki?

HAYIR geri kalmışlık görüntümüzü dün de bugün de çakmaya devam eden gerçekleri elbet yaşıyoruz!

TC’deki bazı çevrelerin hâlâ değişmeyen kanaatlerine göre  “tembeliz! Ve Türkiye vermese aç kalırız!”

Fakat unutulmamalı çözümsüz ve tanınmamış bir devletiz!

Kaldı ki öteden beridir Ankara’nın da “Mali ve Ekonomik Protokollerde” olduğu gibi empoze etmeye çalıştığı “kalkınma modelleriyle” uyuşamıyoruz!

DAHA anlaşılır yazmam gerekirse ama asıl sorunumuz “kanunu, kuralı, dolayısıyla kurumları sevemediğimizdir!”  Örgütlü hareket etmeyi sevmediğimiz gibi!

“Kooperatifçilik” bu nedenle gelişmedi! Yasaları bile hâlâ fi tarihinden kalma! Kurumları da siyasileştirdik ki  her biri bir hükümet!

Ve evet.. Değişmeli sistemleşmeliyiz artık!