Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

PAZAR SOHBETİMDİR: (KADINLAR..)

KÖŞEMDEN:

Önce şöyle mi demeliyiz? Eğer tüm dünyanın uygar ülkelerinde kabul gören “özel günler” varsa demek ki o kadar da sorun vardır..

Peki ama “sevgililer günü de vardır” demez misiniz! Şimdi kalkıp da çiçekler gibi kokan, bahar meltemleri gibi esen, “aşkım” falan derken sevgilerle sevinçlerde uçuşan öylesi bir duyguyu, “kanser Haftası” gibi küresel bir bir felaket sorununun yanına koyabilir misiniz?

O zaman o büyük sevgilerle aşkları da hatırlayın ama: Leyla ile Mecnun hiç kavuşamadılardı. Kerem ile Aslı da! Tahir ile Zühre, Romeo ile Julyet de! Demek sevgililer de acı çekerler kavuşamadıkları için.. *****

8 Mart “Dünya kadınlar Günüydü.” Geldi geçti ama arkasında, üstesinden gelinesi “kadına şiddet” olayları” geçmedi..

Erkek egemenliğinin söz konusu olduğu dünyada kadının yeri bir daha sorgulandı..

Erkekle ne kadar eşit olduğu, toplumdaki yeri, çalışma hayatına hangi oranda katıldığı, kaç yıl yaşadığı falan döküldü ortalara..

Çok kısaca “Kadınlar Günü” dolayısıyla “kadınlara” dünyada daha çok yer açılması, daha çok olanak sağlanması temenni edildi..

Ve Kadına şiddet lanetlendi. Kadının çocuklarımızın anaları olduğu, üretkenliği nedeniyledir ki “cennetin” bile anaların ayakları altında” olduğu hatırlatıldı..

Tabi en çok da “erkekle eşitliği” konuşuldu, tartışıldı ve erkekten gördüğü şiddet kınandı..

Bu nedenle bugünün kadınını, kendisi için oluşturulan çok özel gününde izlerken dünün kadınını hatırladım.

“Vefakâr cefakâr” derler ya!. “Saçını ailesi için süpürge yaptı” derler ya!. “Ne acılar ne yokluklar ne meşakkatler çekti derler ya!.

İşte rahmetlik anamadan başlayan hatırlarımda gördüm ben dünün o kadınlarını! Tutun ki acıların kadınlarını!

(Ki o yıllarda Türkiye’den gelen siyah beyaz filmlerin sonunda, kadınlar hep ölürlerdi. Kimileri kan kusarak veremden, kimileri erkeği tarafından bıçaklanıp kurşunlanarak!)

Bizim kadınımız öyle değildi ama. Bakın çok kısaca anlatayım..

*****

  1. Dünya savaşının sonu olmalı.. Mağusa surlar içinin toprak damlı, yüksek duvarlı, hemen hepsinin avlusu olan taştan evlerinin mutlak sahibi kadındı..

Ama ne kadın! “Kocanın karısı, çocuklarının anası, evinin hizmetkârı, mutfağının aşçısı, kirli giysilerin çamaşırcısı, avlusunun temizlikçisi ile bahçıvanı, çiçekçisi…

Yeri geldiğinde saçı süpürge, elleri kazma kürek..

O kadın “büyüktü,” kutsaldı, yeni doğan bebesini emzirirken bir yandan da fanila örer, dantelasını işlerdi..Ve o baş tacı yapılacak kadar fedakâr ve cefakar kadın bazan bir ömür kocasından tek bir sevgi sözcüğü işitmeden ölürdü! Hiç yadırgamaz, gocunmazdı ama! Bugüne ters gelen, uğruna kadınlar günü oluşturulan kadın, o yıllarda “kocasına ait bir maldı!” Fakat bunu anlayıp söyleyebilmek için aradan yarım asır geçmesi gerekti, sonunda “Kadınlar Günü” özeliyle…

*****

KISACA ne kadın farkındaydı öneminin ne erkek fark ederdi kadınını.. İmam nikâhı ile bağlanırlar, bir ömür döğüşe tokuşa, sevişe oynaşa geçirirlerdi birlikteliklerini..

Buna karşın “kadınların” da gıpta ile izlediği “kadınlar” vardı.. Hatta 1950’lerde galiba Mağusa’da bazı kadınlar “Kadınlar Birliği” kurdulardı. Kendi aralarında toplanırlar “kağıt” oynarlardı.. (O yılları o kadınları zaman zaman gazetelerdeki “Köşemde” yazdımdı. İlk kez Mağusa’ya “kadın hareketini” kattılardı. Tabi Namık Kemal Lisesi’nin açılması, Türkiye’den kadınlı erkekli öğretmenlerin gelmesi, sosyal ve spor faaliyetlerinin artması gibi etkinlikler sonucudur ki “bazı kadınlar” da kendi aralarında örgütlendilerdi..

İlk kez Mağusa’lı, sahnelenen tiyatro oyunlarında “kadın kılığına girmiş erkekleri değil, kadınları, kızları gördü rollerinde.”

Doğrusu şu ki 1954’lerde “Namık Kemal Lisesinin” kuruluşu Mağusa için “yenileşip evrimleşmesinin” ihtilali gibiydi..

Kadın ilk kez o yıllar itibarıyla önemsendi, kendi sosyal hayatına sahip çıktı.. *****

BUGÜNE geleyim:  Geçenlerde söyledimdi: Erkekler “ne kadınlar tanıdım” diye başlarlar konuşmaya! Böbürlenerek ve inceden bıyık altı gülerek! (Ne marifet ama!)

Kadınlar “ne erkekler tanıdım” demezler ama! Çünkü “iffetlidirler.”

İşte bu olmalı erkek kadın ayırımı.. Erkek için “övünç” olan rezillik, kadının boynunda takılı “iffet” kolyesi gibidir!

Vesselam bir “kadınlar günü” daha geldi geçti de sorarsanız bana, “kadın” her zaman her günün, anın insanıdır. Saygılarımı sunarım “kadınlara.”