Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

“Tartışmanın” ardından…

1967 yılında Bozkurt gazetesinde yazmaya başladığımda yine bugünkü gibi iki ana başlığın altlarını dolduruyordum:

Biri, hâlâ sürükleyip çekiştirdiğim Kıbrıs siyasi sorunuydu. Dolayısıyla Rumların bize yönelik bitmeyen husumetleri!”

Diğeri, o yıllarda sadece “ekonomi” diyordum, şimdi “sosyoekonomik” dedikleri!

GEÇEN Akşamki TV programında “Başbakan Erhürman’la UBP Genel Başkanı Tatar’ı izlerken acıyla güldüydüm.

Aradan yarım asır geçti ama Kıbrıs Türk cephesinde durum vaziyetler hiç değişmedi. Yine ayni sorunlar..

Nitekim söz konusu açık oturumda UBP genel Başkanı Tatar, iktidarı sosyoekonomik ve mali sorunlar üzerinden vururken, Başbakan da çekildiği müdafaa sığınağından, “bize eleştiri değil fikir lazımdır” diyordu..

KISACA tartışılan sorunların yabancısı değildik! Artık kamu görevlilerinin her ay borçlanarak ödendiğini biliyorduk..

Piyasanın gitgide daraldığını, tekerleğinin zorla döndüğünü biliyorduk!

Anketlerden de biliyorduk ki yaşam koşulları gitgide daha çok ağırlaşıyor.

Bizzat Maliye Bakanı Serdar Denktaş’ın açıklamasıyla öğreniyorduk ki hane halkı açısından yüzde 40’ları aşkın oranda fukaralaşma yaşanıyor..

Ve maliyeci olmaya hiç gerek yok eğer bir ülkenin sadece yüzde 18’lik bir bölümünün tuzu kuruysa o memleketin zaten fukara ve yokluk içinde olduğunu da biliyorduk!

AÇIK oturumda tabi “yöneticinin” de soruları nedeniyle ağırlıklı konu elbette bunlar olacaktı.. Tatar ise yapması gerekeni yaptı sosyoekonomik sorunları öne çıkardı..

Erhürman “sıkıştığı” yerde “fikir de verin” yollarında serzenişte bulundu ama nerde o “seferberlik toplumu oluş bilinci?” Ki bir kez daha Erhürman’ın bir süre öncesi “seferberlik” çağrısı geldi hatırıma! Toplumca buna çok ihtiyacımız olmalıydı.. Çağrı Laf’ı güzaf olarak kaldı! Diğer konu tabi ki “siyasi” sorundu. Hiç gündeme gelmeyecek diye ödüm koptu, neyse ki programın sonunda azıcık lafı edildi de Başbakan’ın bu konudaki fikri ile zikrini öğrenmek fırsatını bulduk.. (Aşağıda ona da bakalım:)*****

ASLINDA siyasi “slogan” başından beridir “CTP”nin mamulüdür. Doğrusu ya bize ezberletmeyi de başardı, ne zaman nasıl bir çözümden yana olduğumuzu söylemek gereğini duysak, “İki bölgeli iki toplumlu, siyasi eşitliğe dayalı, Türkiye’nin etkin ve fiili garantisini içeren bir federal sistem” deriz!

Ayni slogana sarılı görüşü Başbakan açık oturumda bir kez daha tekrarladı.

Biraz şaşırdım! Çünkü önceleri TC’nin garantörlüğü söz konusu olduğunda CTP kanadında tereddütler oluşuyordu. (Hâlâ da var ve yanılmıyorsam bir gün CTP’de bu nedenle kırılma yaşanacak çünkü gitgide “Kıbrıs Cumhuriyeti” eksenli federal sistem arayışlarında Güney’in “Türkiyesizleştirilmiş Kıbrıs çözümüne” omuz veren CTP içindeki bir sol kesim var.. Çok açık seçik de çözüme “Türkiye ve Türkiyeli karşıtı” söylemleriyle tavır koyuyorlar ki “etkin garanti” tartışması bu cümlenin içinde olmalıdır!

Erhürman bu konuda “etkin garanti” diyor ama.

ÖTE YANDAN Başbakan’ın açıklamalarından öğreniyoruz. AB parlamentosundaki 2 sandalyemiz için “Kıbrıslılık” kulpu takılarak aramıza salınmış aday Niyazi Kızılyürek için “seçilse de tanımayız” diyor..

O zaman sorasımız geliyor. “O halde neden KKTC’de elinden tutanlarıyla propaganda turları atıyor? Burası her isteyenin istediği gibi atını oynattığı (gerçekten) “sahte devlet” midir?

Öte yandan UBP Başkanı Tatar’ın (zaten görüşlerini biliyoruz) Kıbrıs sorunu çözümü konusunda “devletçi” anlayışını koruduğunu bir kez daha gördük. En azından ille de federasyon deniyorsa konfederal sistem ola…

ÇOK kısaca: Daha önceleri de siyasi soruna (bazıları için şaşı bakmış da olsak) aslında doğru baktığımızı bizzat Erhürman’ın da “Akıl yolu birdir” derditen açıklamalarında görmek bize bir kez daha şunu hatırlattı

ENTEL gevezeliğine sapmadan, halkların kardeşliği dalgalarına kapılmadan, “Kıbrıslılık” gibi Türk-Rum birlikteliğine dayalı  tuzağa basmadan..

Gelin bu adadaki Türk siyasi davasının adını koyun. Ne istediğimizi hangi çözümden yana olduğumuzu bir kez daha toplumca deklare edecek ulusal konsensüsü yaratalım…

SONUÇ: “Hakikati barikat müsademei efkârdan doğar..” Bu adada bize gerekli olan, Rum korkusu olmadan Kuzey topraklarımızda  “özgür ve egemen bir halk olarak güvenle yaşayabilme olanağına kavuşmamızdır.

Bunu sağlayacak çözüm başımızın tacı olacaktır..

**********

KISACA TAKILDIĞIM: (KARGA HİKÂYESİ!)

Mağusa’yı karga heyecanı sardı! Maketini yaptılar bir yerlere koydular ama bu maketinin çağrışımında eğer karga ararsanız Mağusa’da, yok! Yarım asır önce kaçtılar ki o kaçış! Yerlerini “gamazları” doldurdu onları da seven yok! Geriye “garga garga gak dedi, çık şu dala bak dedi, çıktım baktım o dala bu karga ne budala” tekerlemesi kaldı da soralım. Kim “budala?”

Yıllarca kargaları tutup papağanlar gibi konuşturacağım diye diye yuvalarını tarumar edip Mağusa’dan kaçıranlar mı yoksa “yaşamak ve varlığını sürdürmek için gerekirse göç etmeyi becerecek kadar açıkgöz kargalar mı?

Ha hatırlatayım ama: Kargalara çok da güven olmaz.. Bilirsiniz kılavuzu karga olanın burnu b…tan kalkmaz!