Havadis Gazetesi | Kıbrıs Haber
Köşe Yazarları

Günay Çerkez: “yasaklama hiçbir sorunu çözmez…”

İş insanı Günay Çerkez, 11 Şubat tarihinde bu sayfada yaptığım “Günay Çerkez, Çeler’i, gece yatıp, sabah uyandığında karar almakla suçladı” şeklindeki yorumuma bir yanıt göndermiş. Son günlerde en çok tartışılan iş yaşamına ilişkin olarak, tanınmış bir iş insanının bakış açısını yansıtması bakımından ilginç. Aynen yayınlıyorum.

“Bugünkü ( 11 Şubat 2019) “yerin Kulağı var”sutununuzda “işveren rahatsız” başlığı altına bana atıfta bulunarak Çalışma Bakanı’nın yerel işgücüne yönelik son adımlarından rahatsız olduğumu yazdınız.

Herhalde Diyalog gazetesinin yazdıklarını yanlış anlamışsınızdır. Öncelikle şunu belirtmek isterim:

1-     Diyalog gazetesinde çıkan yazı Diyalog TV’de Çiğdem Hanımın programında söylediklerimin Çiğdem Hanımın kaleme aldığı konulardır.

2-      Söylediklerim Sayın Bakanın özel sektörde işci sendikalaşması ile ilgili yaptığı çalışma ve 2 yıl süreyle önerdiği maddi katkı ile hiçbir alakası yoktur. TV programında bu konuya hiç değinmedik ve gazete yazısında da hiç bahsedilmedi.

3-     Benim şirketlerimde tüm çalışanların maaş ödemeleri ve Sosyal Sigorta yatırımları gününde yapılmaktadır.

4-     Sayın Bakanın yerel işgücüne yönelik son adımları ile ilgili hiçbir rahatsızlığım yoktur.

5-     İtirazım Sayın Bakan’ın bir sabah kalkıp bir inşaat kazasında ölen bir işçiyi sebep göstererek aynı gün 3. ülke çalışma izinlerini askıya almasıdır. Ölen işçi yerli olsaydı Sayın Bakan neyin iznini durduracaktı. Peki niye yalnız 3. ülke izinleri askıya alındı. KKTC’de 3. ülke çalışanından 3 misli daha fazla olan TC çalışma izinlerini niye durdurmadı. Konu ile ilgili görüşlerimi çok net belirttim. Konu yerli işci/yabancı işci konusu değil. Konu iş yerinde İSG’nin (İş Sağlığı Güvenliği) daha sık denetlenmesidir. Bunun için de Sayın Bakan’ın yetkisinde bulunan Sosyal Sigortalar’da biriken 170 Milyon TL’nin bir kısmını kullanarak çok daha iyi ve sık denetimler yaparak böyle kazaları önlemeye çalışması gerektiğine inanıyorum. Bunu yaparken de Kamuya daha fazla personel değil özel sektörde bu konuda hizmet veren şirketlerden hizmet satın alarak yapılmalıdır. Burada esas olan kamuyu daha fazla büyütmek değil kamu kaynaklarını daha verimli ve esnek hizmet alarak çok daha iyi kullanmaktır.

3.ülke işci izinleri durdurulacaksa da bunun da belli bir zaman dilimi içinde mesela bir yıl içinde yapılması gerekir çünkü şirketlerin sözleşmelerle taahhüt altına girdikleri işleri ek maliyete ihtiyaç duymadan ve cezaya girmeden taahhütlerini yerine getirmeleri gerekir. İşgücünü bir gece yatıp ertesi sabah kalkıp bu şekilde kesintiye uğratamazsınız. Bu sağlıklı iyileştirme değil. Yılda yaklaşık 2 milyon metre kare inşaat yapılan bir ülkede hiç kaza olmayacak kadar da saf olmamalıyız. Söyleşimde belirttiğim gibi yasaklama hiçbir sorunu çözmez. Amaç kazalarda insan hayatı kaybetmeyi ‘yasaklamakla’ önlemek ise, o zaman ülkeye araba girişini de yasaklamamız gerekir çünkü en fazla ölümlü kaza trafik kazalarıdır. Her yıl denizlerde inşaatlarda olan ölümcül kazalardan 2-3 misli daha fazla boğulma olur. Üstelik çoğu da yabancı değil yerlidir. Denize girmeyi de mi yasaklayalım, yoksa turistler denizde boğulur diye turistlerin ülkeye gelmelerini de mi donduralım, yoksa turislere denizi 15-20 metre uzaktan gösterip ‘işte bu su birikintisi denizdir ancak teklikeli olduğu için en az 15-20 metre uzaktan seyredilir içine girilemez’ mi diyelim.

Tüm şirketlerimde yerli çalıştırmak önceliktir ancak olmayan iş gücünü nasıl çalıştıralım. Kamu, sonsuz ve kesintisiz kaynak varmış gibi özel sektöre haksız rekabet yaptığı müddetçe ve tüm aileler çocuklarını doktor, mimar, mühendis, pilot,işletmeci, öğretim üyesi, akademisyen vb yapıp devlette çalışmalarını ve buna paralel, kayıt dışı, 1-2 de ek iş yapmalarını istediğimiz sürece TC ve 3. ülkelerden düz işçi, demirci, kalıpcı, tuğlacı, sıvacı, makinist, kaportacı, fırıncı, bulaşıkcı, garson, temizlikçi, bakıcı, tarım işcisi vb gibi çalışanları izinle getirmeye mahkumuz. Aksi halde ‘öğrenci’ kamuflajı altında izinsiz, sağlık kontrolsüz ve kayıt dışı çalıştırarak ülkenin ekonomisini düzeltmek hiçbir zaman mümkün olmayacaktır ve ülkede “Kamuda çalışanlar ve Diğerleri” ayrımı hiçbir zaman bitmeyecektir”…

 

 YERİN KULAĞI VAR

İNANIYOR MUSUNUZ:

Anastasiadis’in sırf müzakere sürecinde yaşayabileceği sıkıntılar nedeniyle ortaya attığı “iki devletli çözüm” masalının, Türkiye ve bizdeki sağ görüşlü siyasetçiler tarafından kabul görmesine şaşmamak elde değil. Buna inanıp da Anastasiadis’in ekmeğine bal sürdüklerinin farkında değiller. AB çatısı altında tanınmış ayrı bir devletin hayal olduğunu aslında onlar da biliyor ama bilmedikleri Akıncı’yı betaraf edip de başa getirecekleri sağcı bir liderin, Anastasiadis’in isteklerine hizmet edeceğidir…

 

EN DEMOKRATİK HAKKIDIR:

KTOEÖS Başkanı Selma Eylem ile Başbakan Erhürman arasında yaşanan diyalog sonrası Başbakan’ın Eylem’e, “söylediklerinize katılmıyorum” demesi olay oldu. Başbakan’ı “teslimiyetçilikle” suçlayanlar, “Eylem’in söz söyleme hakkı kadar, Başbakan’ın da bu iddiaları  reddetme hakkı olduğunu” savunmuyor ya da bunlar üzerinden Başbakan’ı eleştirmek işlerine geliyor…

 

KIB-TEK KARIŞTI:

Son günlerin gündemdeki kurumu Kıb-Tek’te görevden almalarla başlayan kriz, ilgili sendikanın süresiz grev kararı almasına neden oldu. Bunun anlamı önümüzdeki günlerde elektriksiz kalmaya hazır olmamız demektir. Ekonomi ve Enerji Bakanı Nami ile Sendika ve Yönetim Kurulu arasındaki anlaşmazlık ülkeyi “zamlı fatura ödeyip, elektriksiz bırakma” noktasına getirebilir…

 

TESLİM OLMAK:

Kıb-Tek’in ülkeye dayattığı bir kader var. Kim gelirse gelsin değişmiyor. Yatırımın önünde engel olarak duran yüksek maliyet, üretimle, dağıtımın ayrılıp özelleştirilmesinin tabu olarak görülmesi, Kurum’un en küçük bir değişime direnmesi ve ekonomik akılla bağdaşmayan, tüketicinin ve ülkenin zararına bir yapının olduğu gibi sürdürülmesi… Atananlar, sırf bu statüko devam etsin diye zaman zaman siyasi iradeye kafa tutuyor, sendika sürekli grev tehdidi yapıyor, bedeli ise vatandaşa hiç bitmeyen zamlarla ödettiriliyor. Kamu yararına ne gerekiyorsa, bir an önce korkusuzca yapılmalı. Bu da Dome Otel gibi, yerli işgücünün desteklenmesi konusu gibi sürüncemede bırakılırsa, Kıb-Tek statükosu bir iktidarı daha teslim almış olacak…

 

BU İDDİA DOĞRU MU:

El-Sen Başkanı Kubilay Özkıraç, Sendika başkanlığına geldiği günden beri bir iddiada bulunuyor ve  casinolara elektrikte teşvik verildiğini söylüyor. Dahası, tahsil edilmeyen faturalardan söz ediyor. Bir elektrik zammının daha kapıda olduğu bugünlerde, vatandaşın bu iddiaların gerçekliğini bilme hakkı var. Turizm teşviklerinde böyle bir maddeye biz rastlamadık. Ama Bakanlık, zam kararını açıklamadan önce vatandaşa bu konuda bilgi vermeli. Kimsenin daha fazla bu enayiliğe katlanacak hali kalmadı…

 

NAMİ ZAM KARARINDA ISRARCI:

Son zamlarla dünyanın en pahalı elektriğini kullanıyoruz ama, Bakan Nami toplumdan gelen tepkilere rağmen “fiyat düzenlemesi” yani zam yapılmasındaki ısrarını sürdürüyor. Katıldığı bir tv programında Kıb-Tek yönetim kurulundaki değişiklik kararını doğrulayan Nami,  oran  vermedi ama “en minimum” fiyat artış talebini hükümete götüreceklerini ifade etti. Hükümet ortakları arasında elektrik zammı konusunda farklı görüşler olduğu iddia ediliyor. Bu zam kararı hükümetin sonunu getirirse kimse şaşırmasın…

ZİRVEDEKİLER

Eşref Çetinel: “Rum tarafının tabii ki kaybedecek bir şeyi yok, kaybetmiyor! Fakat  Türk tarafı ‘çözümsüzlüğün’ tanınmamışlığına hapsedilmişliğiyle ancak Türkiye’nin diyaliz makinesine bağlanmışlığıyla hayatını idame ettiriyor! Daha kaç yıl böyle yaşamaya mahkûm kalacak ki?”…

 DİPTEKİLER

Emre Dalgıç: Kıbrıs Türk halkından alacağımız kudret üstüne yemin ederiz ki bu ülkeyi hainlik ve işbirlikçilik yapan kim olursa olsun Lefkoşa Cezaevi’nin rutubetli duvarlarının tadına bakacaktır”…

Emre Dalgıç YDP Lefkoşa İlçe Başkanıdır. Kendileri gibi düşünmeyenleri  “hain ve işbirlikçi” ilan etmek moda oldu. Ne günlere kaldık….